COP31 sürecine giderken Akdeniz Havzası iklim krizinin yoğun biçimde hissedildiği bölgeler arasında yer aldığı görüldü. Öte yandan Antalya artan su stresi, kuraklık ve yangın riskleriyle karşı karşıya kalırken Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, iklim krizinin Antalya’nın su kaynakları üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Geçmişte yaşanan kuraklık dönemlerinin geleceğe yönelik önemli uyarılar taşıdığını aktaran Prof. Dr. Özkan; Avlan Gölü, Doyran Göleti ve Kırkgöz su kaynaklarındaki su seviyesine dikkat çekti.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Özkan’dan ‘Borç’ Çıkışı (2)-1

ANTALYA İKLİM MESELESİNİN MERKEZİNDE YER ALIYOR

Akdeniz coğrafyası, iklim değişikliğinin etkilerinin yoğun biçimde kesiştiği bölgelerin başında geldiğini ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Dünyadaki iklim araştırmalarını bir araya getiren Birleşmiş Milletler’in bilimsel değerlendirmeleri, Akdeniz Havzasının iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölgelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. Bu da Türkiye’yi ve özellikle Antalya’yı, iklim meselesinin tam merkezine yerleştiriyor. Bölgesel ısınma hızının küresel ortalamanın yaklaşık yüzde 20 üzerinde seyredebileceğine; su kıtlığı, kuraklık, yangınlar, tarımsal üretim ve ekosistemler üzerindeki risklerin artacağına dikkat çekiyor” dedi.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Özkan’dan ‘Borç’ Çıkışı (1)-1

ANTALYA BÜYÜK MİRASIN EN ÖZEL ŞEHİRLERİNDEN BİRİDİR

Akdeniz’in insanlık tarihinin en eski ve en zengin medeniyet havzalarından biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Özkan, “Binlerce yıldır insanların şehirler kurduğu, ürettiği, ticaret yaptığı, bilim, sanat ve kültür geliştirdiği bir coğrafyadır. Antalya da bu büyük mirasın en özel şehirlerinden biridir. Bu nedenle bu coğrafyaya sahip çıkmak yalnızca çevresel bir sorumluluk değildir. Aynı zamanda bir medeniyet borcudur.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Özkan’dan ‘Borç’ Çıkışı (4)

Ve bizim ülkemiz açısından bunun çok daha derin bir anlamı vardır. Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Millî Mücadele'den Cumhuriyet'e kadar bizden önceki kuşaklar bu toprakların bize yuva olması için büyük mücadeleler verdiler, büyük fedakârlıklarda bulundular. Cumhuriyet'in daha ilk yıllarında da suyun stratejik önemi görülmüştü. 1929 yılında, bugün Devlet Su İşlerinin kurumsal tarihinin önemli halkalarından biri olan Sular Umum Müdürlüğü kuruldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, su işlerini “iktisadiyatımızın ana tedbirlerinden” biri olarak değerlendiriyordu. Bu yaklaşım bana çok anlamlı geliyor” ifadelerini kullandı.

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Özkan’dan ‘Borç’ Çıkışı (1)

“GÖREVİMİZ VATAN TOPRAĞINI KORUMAK”

COP31 sürecine giderken iklim krizi, su stresi ve kuraklığın yoğun konuşulduğu dönemde Cumhuriyetin kuruluş yıllarında iklim mücadelesi verildiğini dile getiren Prof. Dr. Özkan, konuşmasında şu sözlere yer verdi:

“Oysa iklim değişikliği henüz bugünkü anlamıyla dünya gündeminde bile değilken Cumhuriyet, suyun tarım, üretim, kalkınma ve ülkenin geleceği için stratejik önemini görüyordu. İşte vizyon tam da budur. Sorun büyüdükten sonra çözüm aramak değil, geleceği önceden görüp tedbir alabilmektir. Bugün bizim kuşağımızın sorumluluğu da budur. Bizden önceki kuşakların görevi bu toprakları vatan yapmak ve korumaktı. Bizim ise belki de en önemli görevimiz bu vatanı toprağıyla, suyuyla, ormanıyla, havasıyla gelecek nesillerin de hakkını gözeterek gelecek nesillere ulaştırmaktır. Ne yazık ki bu görevi hakkıyla yapabildiğimizi söylememiz çok zor.”

Akdeniz Üniversitesi Rektörü Özkan’dan ‘Borç’ Çıkışı (2)

“MESELE SUYUN GÜVENLİĞİNİ KORUMAK”

“Bütün bunları görmek için Antalya'dan uzağa gitmemize de gerek yok” diyen Prof. Dr. Özkan, Avlan Gölü ve Doyran Göletlerini işaret ederek, “Elmalı'da Avlan Gölü'nün bir yaz kuruduğunu, ardından yağışlarla yeniden su tuttuğunu gördük. Doyran Göleti'nin kuruma noktasına geldiği, toprağının çatladığı dönemleri gördük; sonra yeniden su tuttuğuna şahit olduk. Kırkgöz gibi Antalya'nın içme suyu güvenliği açısından stratejik öneme sahip kaynaklarını bugün çok daha hassas biçimde korumamız gerektiğini görüyoruz. Bunların bize anlattığı önemli bir gerçek var. Mesele yalnızca “Suyumuz var mı, yok mu?” meselesi değil. Suyun ne zaman geldiği ne kadar geldiği, hangi kalitede olduğu, ne kadarını kaybettiğimiz ve elimizdeki kaynağı ne kadar güvenli biçimde koruyabildiğimiz meselesidir” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Nihat Toklu