DEVA Partisi ile Saadet Partisi'nin birlikte düzenlediği 'Türkiye Buluşmaları' kapsamında düzenlenen ‘Antalya Buluşması’ programına DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan katılım sağladı. Mimar Sinan Kongre Merkezi'nde gerçekleştirilen 'Antalya Buluşması' programında kentin turizm, tarım, ticaret ve yatırım potansiyeli ile sivil toplumun rolü ve güncel gelişmeler masaya yatırıldı.

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (1)-1

ANTALYA’NIN İŞ DÜNYASI BULUŞTU

Antalya'nın önde gelen iş insanları, sivil toplum kuruluşları ve davetlilerin katıldığı program, DEVA Partisi Antalya İl Başkanı Özlem Arlıer ile Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Mehmet Fatih Tekin'in ev sahipliğinde gerçekleştirildi.

ARLIER: “SİYASETİ MASA BAŞINDA YAPMIYORUZ”

Saadet Partisi Antalya İl Başkanı Özlem Avni Arlıel şu sözlere yer verdi:

“Antalya denildiğinde çoğu insanın aklına güneş, deniz ve turizm geliyor. Elbette turizm kentimizin en önemli değerlerinden biridir. Ancak Antalya'yı sadece turizmle tanımlamak, bu kadim şehre yapılan büyük haksızlıklardan biri olacaktır. Antalya bereketli ovalarıyla, seralarıyla, narencisiyle, çiftçisinin alın teriyle ülkemizin üretim merkezlerinden biridir. Aynı zamanda torosları, ormanları ve yaylalarıyla, eşsiz doğal güzellikleriyle korunması gereken büyük bir doğa emanetidir. Biz Antalya'yı üreten, alın teri döken, doğasını koruyan insanların şehri olarak görüyoruz. Bu bilinçle göreve geldiğimiz günden beri siyasetimizi masa başında değil, daha da yapmaya özen gösteriyoruz.

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (2)-1

“DAHA GÜÇLÜ ANTALYA MÜMKÜNDÜR”

Esnafımızın, üretim işçimizin, gençlerimizin, kadınlarımızın ve emeklilerimizin sorunlarını yerinde dinliyoruz. Antalya'da yürüttüğümüz saha çalışmalarında yalnızca vatandaşlarımızı değil, sivil toplum kuruluşlarımızla, meslek birliklerimizle ve de gönüllü kuruluşlarımızla istişare içinde süreci yürütmeye çalışıyoruz. Şehrin ortak aklının ancak katılımcı bir anlayışla oluşacağına inanıyoruz. Farklı görüşleri dinleyen, ortak faydada buluşabilen ve çözüm üreten bir siyaset anlayışını benimsiyoruz. Çiftçimizin artan maliyetler altında ezilmediği, gençlerimizin gelecek hayali başka şehirlerde ya da ülkelerde aramak zorunda kalmadığı, kadınların üretim ve karar alma mekanizmalarında daha güçlü bir parça olduğu bir Antalya mümkündür.

“MÜCADELEMİZ DAHA GÜÇLÜ BİR ANTALYA BIRAKMA MÜCADELESİDİR”

Biz Deva Partisi olarak biliyoruz ki güçlü ekonomi ancak güçlü üretimle olur. Güçlü üretim ise tarımı, sanayiyi, turizmi ve doğayı birlikte koruyan akıllı politikalarla mümkündür. Antalya'nın potansiyeli bunu fazlasıyla karşılayacak güçtedir. Bizim mücadelemiz yalnızca bugünü konuşmak değil, gelecek nesillere daha yaşanabilir, daha adil, daha güçlü bir Antalya bırakma mücadelesidir. Bu anlayışla çalışmaya, dinlemeye ve çözüm üretmeye devam edeceğiz.”

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (2)

ARIKAN: “NEDEN HAK EDİLEN YAŞAM STANDARTLARINA KAVUŞULAMIYOR?”

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan şöyle konuştu:

“Dünyanın en güzel ülkesinden, en bereketli topraklarında bugün bu toplantıyı yapıyoruz. Cenab-ı Allah bize deniziyle, toprağıyla, suyuyla, stratejik konumuyla eşsiz bir vatan nasip etti. Ülkemizin üstü cennet, altı bereket. Bunun en güzel örneklerinden biri şüphesiz Antalya ilimiz. Antalya, deniziyle, yaylasıyla, limanıyla, tarımıyla, turizmiyle, sanayisiyle sadece kendisine değil, Türkiye'ye çok büyük değer katacak büyük bir potansiyele sahip. Peki, bunca imkana rağmen Antalya'mız, ülkemiz hak ettiği şekilde büyüyor mu? Neden toplumumuzun çok büyük bir kesimi hak ettiği yaşam standartlarına kavuşamıyor?

“SORUN YÖNETİM ANLAYIŞINDA”

Sorun birilerinin söylediği gibi asla kaynak eksikliğiyle değil. Sorunun tamamı yönetim anlayışında. Ülkemizde yaşanan sıkıntıları sadece dış gelişmelere bağlamak, gerçekleri görmezden gelmek, halının altına süpürmek demektir. Türkiye'nin bugün günü kurtaran politikalara asla ihtiyacı yok. Üretime ihtiyacı var, yatırıma ihtiyacı var, planlamaya ve kalkınmaya ihtiyacı var. Çiftçilerimiz artık bu yıl ne kadar ürün alırım diye değil, bu sezonu en az zararlar nasıl kapatırım diye hesap yapmak zorunda kalıyor. Uygulanan yanlış ekonomi politikalarının bedelini Antalyalı çiftçi kardeşlerimiz ödemek zorunda bırakılıyor.

“ÇİFTÇİ EXPO’NUN YOLUNU TUTSUN”

2016 yılında büyük umutlarla hatırlarsanız EXPO alanı vardı. Bugün o alana bakıyorsunuz ne yazık ki dağıtıl bir durumda. Oysa biz o alanı yeniden Antalya'nın ve Türkiye'nin tarım üssü haline getirebiliriz. Koskoca bir alan, 1120 dönümlük alandan bahsediyoruz. Orada tarımsal Arge merkezlerimizi, ziraat ve veteriner fakültelerimizi, tarım meslek yüksek okullarımızın liselerini, tohumundan gübreye, teknolojiden pazarlamaya kadar üreticinin ihtiyaç duyduğu her türlü desteğin verildiği çok büyük bir tarım kampüsüne dönüştürebiliriz. Antalya'da çiftçi kardeşim, Antalya'da bir sorun yaşadığında Ankara'nın yolunu değil, EXPO'nun yolunu tutmasını bizler temin edebiliriz. Türkiye buluşmalarını bunun için yapıyoruz. Biz şunu biliyoruz, güçlü tarım güçlü çiftçiyle olur. Güçlü çiftçi ise doğru bir yönetimle hayatta kalabilirler.

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (4)

“BU DURUM ORTADA ÇOK BÜYÜK BİR KRİZ OLDUĞUNA İŞARET”

Antalya'mız doğal güzellikleriyle, tarihiyle, tarımıyla, turizmiyle dünyadaki en kıymetli, en güzel şehirlerden bir tanesi. Geçtiğimiz yıl Antalya'yı 17 milyondan fazla turist ziyaret etmiş. Bu rakam başlı başına büyük bir başarı. Ama mesele takdir edersiniz ki sadece şehirde kaç turistin geldiği değildir. Asıl mesele bu turizm gelirlerinden Antalyalı hemşehrilerimiz ne kadar pay almış? Milyonlarca turist ağırlıyor bu şehir, rakamlarda görüyoruz. Ama bu şehirde bugün yaptığımız ziyaretlerde gördük, esnaflarımız yabrandırmaya muhtaç hale gelmişler. Emekçimiz geçinemez hale gelmişler. Turizm sektöründe yaşayan insanlarımız eline mutsuz bir şekilde gitmek zorunda kalmışlar. Bu durum ortada çok büyük bir kriz olduğuna işaret.

“BİZLER NATO'YU BÖYLE OKUMAK ZORUNDAYIZ”

NATO neredeyse küresel bir iyilik hareketi gibi bizlere anlatıldı. Uluslararası vicdanın kurumsallaşmış hali gibi bizlere sunuldu. Bir anlık lohbeye geçtik, acaba biz mi yanlış biliyoruz? NATO, dünyaya barış getiren bir örgüt mü kanaatine varmaya başladık. Değerli arkadaşlar, biz güçlü bir Türkiye için sonuna kadar eminiz. Ama gücü, ama güçlü devlet, alkışlarla büyüyen, manşetlerle güçlenen, reklamla inşa edilen bir devlet değildir. Güçlü devlet, içeride milletine güvenen, dışarıda ise kendi aklıyla hareket edebilen devlettir. Uluslararası rüzgarlar hangi yönden eserse essin, rotasını başkalarının tutmasına göre değil, kendi devlet aklına göre belirleyebilen devlettir. İşte, bizler NATO'yu böyle okumak zorundayız.

“TÜRKİYE BAŞARABİLMELİDİR”

Devlet ciddiyeti, uluslararası ilişkileri romantik hikayeler üzerinden değil arkadaşlar, çıkar dengeleri üzerinden okumayı gerektirir. NATO bir hayır kurumu falan değildir. Üye devletlerin güvenlik önceliklerinin ve jeopolitik hesaplarının oluşturduğu bir mutfak bunu kabul etmemiz gerekir. Bu nedenle Türkiye'nin görevi ne alkış korosuna katılmaktır, ne de destik bir karşıtlık üretmektir. Asıl görev, her şartta milli menfaati merkeze alan bağımsız bir devlet aklını ortaya koyabilmektir. Bizim ölçümüz açık. Türkiye hangi masada oturursa otursun, başkalarının senaryolarında rol alan bir aktör olamaz. Kendi senaryosunu yazan bir devlet olmayı Türkiye başarabilmelidir. Hangi ittifakın içinde bulunursa bulunsun, kararlarını başkalarının beklentilerine göre değil, kendi milletinin geleceğine göre bizim ülkemiz kararlarını verebilmelidir.”

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (1)-2

BABACAN: “ANTALYA, TÜRKİYE'NİN BENZERSİZ BİR ŞEHRİDİR”

Demokrasi ve Atılım Partisi Genel Başkanı Ali Babacan şu sözlere yer verdi:

Antalya, Akdeniz'in göz bebeğidir. Antalya, tarih boyunca kültürün, ticaretin, üretimin en önemli merkezlerinden biri olmuştur. Güzel Antalya'mızda sizlerle bir arada olmak gerçekten bizler için büyük bir mutluluk. Nazik ev sahipleriniz ve samimi misafirperverliğiniz için her birinize gönülden teşekkür ediyorum. Antalya, Türkiye'nin benzersiz bir şehridir. Antalya aynı zamanda bu ülkenin üretim gücüdür, alın teridir. Bir yandan dünyanın dört bir yanından misafirlerini ağırlayan turizm emekçileri, diğer yandan esnafımız, KOBİ'lerimiz, sanayicilerimiz. Bir yanda eğitim gören gençlerimiz, diğer yanda seralarında, bahçelerinde, tarlalarında alın teri döken üreticilerimiz, çiftçilerimiz. Bu şehir çok çalışarak kazanan insanların şehridir. Bu yüzden Antalya'nın sesi bizim için çok kıymetlidir.

“HERKES ADALET ARIYOR”

Milletimizin umuda ihtiyacı var. Milletimizin kendini güvende hissetmeye ihtiyacı var. Ve en önemlisi bu milletin kendisini gerçekten dinleyen, anlayan bir yönetim anlayışına ihtiyacı var. Değerli arkadaşlar, ülkemizi yönetenler artık milleti görmüyor. Milletimizin sesini duymuyor. Milletimizin dertlerini hissetmiyor. Aralara büyük duvarlar örüldü, aralara brandalar çekildi, aralara misafirler konuldu. Oysa şöyle kafalarını kaldırıp da bir baksalar, bu ülkede adalet aramayan neredeyse hiç kimsenin kalmadığını görecekler. Adalet yoksa güven olmaz. Güven yoksa huzur olmaz. Huzur yoksa yatırım da üretim de olmaz. İşte biz bunun için diyoruz ki, ekonomi hukukla güçlenir, adaletle ayağa kalkar ve ancak ve ancak güvenle yürür.

Babacan Ve Arikan Antalyada Is Dunyasiyla Bulustu (3)

“BİZİM İÇİN ÖNCELİK RANT DEĞİL, ÜRETİM”

Üretmeyen bir ekonomi güçlü olmaz. Sanayisini kaybeden bir ülke kalkınamaz. Tarımını ihmal eden bir ülke yargılarını koruyamaz. Bugün dönüp baktığımızda karşımıza çıkan tablo ne yazık ki hiç de iç açıcı değil. Yanlış politikaların bedelini artık toplumumuzun her kesimi ödemeye başladı. İş dünyası kaybetmiş, sanayici kaybetmiş, esnaf kaybetmiş, kobiler kaybetmiş. Aslında şöyle bakacak olursak vatandaşlarımızın hemen hemen tamamı kaybetmiş. Peki kazanan kim olmuş? Ne yazık ki üretenler değil. Alın teriyle çalışanlar değil. Kazanan giderek daralan bir menfaat çevresi olmuş bu ülkede şu anda. Bugün bu ülkede nüfusun en zengin yüzde biri toplam servetin yüzde kırkına sahip. Diğer taraftaysa nüfusunun tam yarısı, en yoksul yarısı toplam servetten aldığı pay sadece yüzde dört. Bizim için öncelik rant değil, üretim. Faiz değil, yatırım. Ayrımcılık değil, adalet.

“NATO HAYATI DURDURDU”

Hiç kimsenin kendini dışlanmış hissetmediği, hiç kimsenin emeğinin değersizleşmediği bir düzen kurdurmuş. Yeter ki adaletli bir yönetim olsun. Yeter ki hakkı yerine getirmenin iradesi açıkça. gerçekten güçlü bir yeteneğine sunulması, kurulan temaslar, varılan mutabakatlar, bunlar gerçekten hakkı alınacak gelişmeler değil. Bu topraklarda dünyanın en kritik güvenlik konularının konuşulmuş, tartışılmış, karara bağlanmış olması önemlidir. Biz bunu ancak takdir ederiz, bununla da gurur duyarız. Ancak zirve boyunca hepimizi düşündüren bir başka tabloyla da karşı karşıya kaldık. Ankara'da hayat adeta durdu. Yollar kapandı, esnaf kepenk indirdi, ticaret durdu, dükkanlar, minibüsler iş yapamadı.

“BRANDALARLA YOKSULLUĞU KAPATAMAZSINIZ”

NATO üye ülkeleri dışarıdan koruma mekanizmasıdır. Siz NATO'yu kendi başkentinizde yaşayan insanlardan korumak için tedbir alıyorsunuz. Bu nasıl bir mantıktır? Nasıl bir yaklaşımdır? Harcamaları takip ettiniz. Dünyanın parası harcanmış. Bir de duymuşsunuzdur, tüm Türkiye'de, dünyada duyuldu, branda, meşhur branda meselesi. Güzergahlara brandalar çekildi. Sanki branda çekince Türkiye'nin gerçeklerini saklamak mümkünmüş gibi. Brandalarla yoksulluğu kapatamazsınız, işsizliği kapatamazsınız, adaletsizliği, hukuksuzluğu kapatamazsınız.”

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ