Antalya Barosu, 19 Ağustos 2026 tarihinde gaziler ve şehit yakınlarının hak taleplerini duyurmak için Ankara Güvenpark’ta gerçekleştirdiği eyleme yönelik polis müdahalesine tepki gösterdi. Barışçıl toplanma ve taleplerini demokratik yollarla ifade etme hakkının vatandaşların en temel haklarından bir tanesi olduğunu vurgulayan Antalya Barosu, “Gazilere ve şehit yakınlarına gösterilecek değer, dönemsel siyasal tercihlere, gündelik siyasetin çıkar ve ihtiyaçlarına veya değişen koşullara göre belirlenemez” dedi.

“CUMHURİYETİN DEMOKRATİK HUKUK DEVLETİ NİTELİĞİNİ YOK SAYMAKTIR”

Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan Antalya Barosu şu sözlere yer verdi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, tarihimizin en çetin varoluş mücadelesinde yaşamını yitiren şehitlerimizin ve bedenlerini, sağlıklarını, gençliklerini bu ülkenin bağımsızlığı uğruna ortaya koyan gazilerimizin fedakarlıkları üzerine kurulmuştur. Bu ülkenin bağımsızlığı ve güvenliği uğruna bedel ödemiş gazilerin ve şehit yakınlarının bugün en temel haklarını duyurabilmek için kolluk barikatlarıyla karşı karşıya bırakılması, yalnızca hukuki değil, tarihsel ve vicdani bakımdan da açıklaması mümkün olmayan ağır bir çelişkiyi ifade etmektedir. Uğruna hayatlarını ve bedenlerini ortaya koydukları bu yurtta, yurttaş olmanın en temel haklarından biri olan barışçıl toplanma ve taleplerini demokratik yollarla ifade etme hakkının herhangi bir yurttaşımız gibi gazilere ve şehit yakınlarına dahi çok görülmesi, Cumhuriyetin demokratik hukuk devleti niteliğini yok saymaktır.

“DEVLETİN SORUMLULUĞU VAZGEÇİLEMEZ BİR YÜKÜMLÜLÜKTÜR”

Gazilere ve şehit yakınlarına gösterilecek değer, dönemsel siyasal tercihlere, gündelik siyasetin çıkar ve ihtiyaçlarına veya değişen koşullara göre belirlenemez. Devletin bu insanlara karşı sorumluluğu siyasal iktidarlardan ve dönemsel farklılıklardan bağımsız, anayasal, sürekli ve vazgeçilemez bir yükümlülüktür.

“SOSYAL HUKUK DEVLETİ İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

Bugün gazilerimizin dile getirdiği protez ve medikal cihazlara erişim, nitelikli sağlık hizmetlerinden yararlanma, insanca yaşamaya elverişli ekonomik ve sosyal koşullara kavuşma, intibak ve özlük haklarının iyileştirilmesi yönündeki talepler bir ayrıcalık veya lütuf beklentisi değildir. Bunlar, sosyal hukuk devletinin yerine getirmekle yükümlü olduğu anayasal sorumlulukların bir gereğidir. Bir gazinin kendisini hayata bağlayan tıbbi malzemeye ulaşamaması veya ekonomik güçlükler altında yaşamaya mecbur bırakılması, sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

“GAZİLER VE ŞEHİT YAKINLARI EŞİTLİK İSTEMEKTEDİR”

Dahası, bugün gündeme getirilen temel meselelerden biri de gaziler ve şehit yakınları arasında statü ve rütbe farklılıklarına bağlı olarak ortaya çıkan özlük ve sosyal hak eşitsizlikleridir. Aynı ülkenin güvenliği için görev yapan, aynı tehlikeyle karşı karşıya kalan ve aynı ağır sonuçlara katlanan kişiler arasında yalnızca statü veya rütbeye dayalı olarak sosyal ve özlük hakları bakımından farklılık yaratılması, Anayasa’nın 10’uncu maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi yönünden de değerlendirilmesi gereken ciddi bir sorundur. Gaziler ve şehit yakınları ayrıcalık değil eşitlik, hakkaniyet ve insan onuruna yaraşır yaşam koşulları istemektedir.

“SORUMLULUĞUN HİÇE SAYILDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR”

Bu anlamda gazi ve şehit yakınlarının yaşadıkları sorunları ve hak taleplerini kamuoyuna duyurmak amacıyla Ankara Güvenpark’ta sürdürdükleri barışçıl eylemin 19 Ağustos 2026 tarihinde kolluk müdahalesiyle karşılaşması, alandan çıkarılmaları, yollarının kapatılması ve hareket etmelerinin polis kordonuyla engellenmesi vahim bir hukuksuzluğu gözler önüne sermektedir. Tekerlekli sandalyeleriyle ve protezleriyle başkentin sokaklarında yalnızca seslerini duyurmak isteyen gazilerin saatlerce polis çemberi içerisinde tutulması ve fiilen hareket serbestisinden yoksun bırakılması içler acısı bir durumu ortaya koymakta, devletin gazilere karşı taşıdığı anayasal sorumluluğun hiçe sayıldığını göstermektedir.

“GÜVENCE ALTINA ALMIŞTIR”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 34'üncü maddesi, herkesin önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına almıştır. Bu hak, demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez araçlarından ve yurttaşların siyasal ve toplumsal karar süreçlerine katılmasının en temel yollarından biridir. Uğruna yaşamlarını, beden bütünlüklerini ve sağlıklarını riske attıkları ülkelerinde gazilerin ve şehit yakınlarının, tepki ve taleplerini demokratik mekanizmalar yoluyla kamuoyuna ve yetkililere ulaştırmalarının engellenmesi, yalnızca toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik bir müdahale değil, yurttaşlık bağının ve demokratik katılımın özünü ortadan kaldırmaya yönelik bir uygulamadır.

“HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ HAKKININ ÖZÜNÜN ORTADAN KALDIRILMASIDIR”

Bunun da ötesinde, hak arayan gazilerimizin polis kordonu ile çevrilerek saatlerce fiilen alıkonulması, Anayasa’nın 19’uncu maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının özünün ortadan kaldırılmasıdır. Herhangi bir yargı kararı ya da suçüstü hali bulunmaksızın uygulanan bu fiili tecrit, ceza hukuku anlamında hürriyeti tahdit niteliğindedir.

“YARAŞIR YAŞAM KOŞULLARINI GÜVENCE ALTINA ALMAKTIR”

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 61'inci maddesi devlete açık bir yükümlülük getirmekte; devletin harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleriyle, malul ve gazileri koruyacağını ve toplumda kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlayacağını hüküm altına almaktadır. Bu anayasal düzenleme idare açısından bir takdir alanı değil, yerine getirilmesi gereken pozitif bir yükümlülüktür. Anayasa’nın 2'nci maddesinde düzenlenen sosyal hukuk devleti, 10'uncu maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesi ve 61'inci maddesindeki özel koruma yükümlülüğü birlikte değerlendirildiğinde; devletin görevi gazilerimizin ve şehit yakınlarımızın karşısına barikat çıkarmak değil, hak taleplerini dinlemek, haklı bir zemine oturmayan eşitsizlikleri gidermek, bürokratik engelleri ortadan kaldırmak ve kendilerine yaraşır yaşam koşullarını güvence altına almaktır.

Dolayısıyla sağlık, protez ve medikal cihaz, maaş, intibak, özlük ve sosyal haklarına ilişkin talepler sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri doğrultusunda gecikmeksizin ele alınmalı, statü ve rütbe temelinde ortaya çıkan farklılıklar nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadıkları yönünden yeniden değerlendirilmelidir.

“ABLUKANIN SONLANDIRILMASI GEREKİR”

Antalya Barosu olarak gazilere ve şehit ailelerine yönelik bu hukuka aykırı müdahalelerin karşısında kararlılıkla durduğumuzu ifade eder; barışçıl hak arama faaliyetlerini kısıtlayan fiili engellemelerin ve ablukanın sonlandırılması, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun biçimde güvence altına alınması gerektiğini kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

Muhabir: DEMET GÖKÇE