Antalya Barosu Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Kurulu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kadın cinayetleri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ilişkin çarpıcı verilere yer verdi. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun raporuna göre, 2025 yılında en az 391 kadın erkekler tarafından yaşamdan koparılmıştır. Açıklamada, kadınların büyük bölümünün kendi evlerinde ve en yakınlarındaki erkekler tarafından katledildiği vurgulandı. Kurum, kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin politikaların hayata geçirilmesi ve cezasızlık uygulamalarına son verilmesi gerektiğini ifade etti.

Antalya Barosu’ndan Kadın Çağrısı (5)

HAK İHLALLERİ YAŞANIYOR

Açıklamada şu sözlere yer verildi: 8 Mart yalnızca bir anma günü değildir; eşitlik, özgürlük ve adalet talebimizin yüksek sesle dile getirildiği bir mücadele günüdür. Kadınların tarihsel olarak maruz bırakıldığı ayrımcılığa, sömürüye ve şiddete karşı direnişin simgesidir. Bugün burada yalnızca sayıları değil; bu sayıların arkasındaki sistematik hak ihlallerini konuşmak için toplandık.

Antalya Barosu’ndan Kadın Çağrısı (4)

SADECE BOŞANMAK İSTEDİLER

Geride bıraktığımız 2025 yılı, kadın cinayetleri açısından son derece ağır bir tabloyu ortaya koymuştur. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun yayımladığı rapora göre, 1 Ocak – 31 Aralık 2025 tarihleri arasında en az 391 kadın erkekler tarafından katledilmiştir. Bu vakaların 297’si kadın cinayeti, 94’ü ise şüpheli ölüm olarak kaydedilmiştir. Cinayetlerin faillerine bakıldığında; 137 kadının aile içindeki erkekler tarafından öldürüldüğü görülmektedir. Bu dönemde 59 kadın boşandığı ya da boşanma aşamasında olduğu erkek, 30 kadın ayrılmak istediği ya da reddettiği erkek, 34 kadın birlikte olduğu veya yaşadığı erkek, 21 kadın tanıdığı bir erkek, 8 kadın ailesindeki kadınların bağlantılı olduğu erkek ve 1 kadın tanımadığı bir erkek tarafından katledilmiştir. 7 vakada ise fail bilgisi dahi bilinmemektedir. Bu rakamlar, veri tutulmaya başlandığı 2010 yılından bu yana kaydedilen en yüksek sayılardır.

Antalya Barosu’ndan Kadın Çağrısı (3)

ADALETSİZLİĞİN SONUCUDUR

Cinayetlerin gerçekleştiği yerlere bakıldığında, kadınların büyük çoğunluğunun kendi evlerinde ya da yaşadıkları alanlarda öldürüldüğü görülmektedir. 253 kadın kendi evi veya yaşadığı alanda, 69 kadın kamusal alanlarda, 25 kadın ormanlık alanlarda, 10 kadın deniz veya göl kenarında, 14 kadın işyerinde öldürülmüş; 20 vakanın öldürülme yeri ise bilinmemektedir. Kadınların %64,7’si evlerinde katledilmiştir. Bu tablo açıkça göstermektedir ki kadınlar, en güvende olmaları gereken yerde, en yakınlarındaki erkekler tarafından yaşamdan koparılmaktadır. Bu nedenle sorun münferit değil, yapısaldır. Şiddet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, cezasızlık politikalarının ve kamusal tercihlerle güçlenen adaletsizlik rejiminin sonucudur. Kadınlar çoğu zaman yalnızca ayrılmak istedikleri, kendi hayatlarına dair karar almak istedikleri ya da “hayır” dedikleri için öldürülmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, 6284 sayılı Kanun’un etkin biçimde uygulanmaması, cezasızlık pratiği ve kadınları yalnızca “aile” içinde tanımlayan politikalar yaşam hakkının korunmasını zayıflatmıştır. Aileyi kutsallaştıran ancak kadınları korumayan anlayış, şiddeti görünmez kılmakta; şüpheli kadın ölümleri etkin ve bağımsız soruşturmalar yürütülmediği için adalet duygusu ciddi biçimde zedelenmektedir.

Antalya Barosu’ndan Kadın Çağrısı (2)

Kadına yönelik şiddetle mücadelede etkin, bütüncül ve kararlı politikaların hayata geçirilmesini, Koruyucu ve önleyici tedbirlerin tavizsiz uygulanmasını. Cezasızlık algısını besleyen uygulamalara son verilmesini. Kadınların istihdama eşit ve güvenceli biçimde katılımını sağlayacak sosyal politikaların geliştirilmesini. Ev içi görünmez emeğin sosyal ve ekonomik karşılığının tanınmasını. Eğitimden yargıya kadar her alanda toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin kurumsallaştırılmasını talep ediyoruz. Açıkça ifade ediyoruz: Yaşam hakkı pazarlık konusu değildir. Kadın cinayetleri politiktir; önlenebilir ve önlenmek zorundadır. Etkin soruşturma, caydırıcı ceza ve koruyucu-önleyici mekanizmaların eksiksiz uygulanması devletin yükümlülüğüdür. Bizler hukukun üstünlüğünü, toplumsal cinsiyet eşitliğini ve şiddetsiz bir yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Kadınların, LGBTI+’ların ve tüm dezavantajlı grupların güvenle, eşit ve özgür yaşayabildiği bir toplum mümkündür. Bunun için susmayacak, sürecin takipçisi olacak ve dayanışmayı büyüteceğiz."

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ