Büro Emekçileri Sendikası Antalya Şube Yönetimi, Antalya Defterdarlığı önünde, uzun zamandır var olan sorunların çözümüne dönük ısrarlı bir çaba içerisinde olduklarını belirterek basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada “Bu amaç doğrultusunda başta Defterdar Bey olmak üzere birçok idareci arkadaşımızla defalarca görüşmeler yaptık; sendika şube tüzel kişiliği adına yazılı başvurularda bulunduk. Antalya’da herhangi bir ilerleme sağlanamayınca Sendika Genel Merkezimiz Gelir İdaresi Başkanlığı ile görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak sorunlar çözülmek bir tarafa, gün geçtikçe daha da derinleşmektedir. Köklü ve güçlü bir kurum kültürüne sahip olan Antalya Defterdarlığı, özellikle son birkaç yıldır kamu kurumu olma hüviyetini kaybetmektedir. Kişi ya da grup tahakkümüne dayalı uygulamalarla kurum kültürü yok edilmekte, ast–üst ilişkileri ciddi biçimde zedelenmektedir” denildi.
“Tespitlerimizi sıralamadan önce, meselenin sendikalar arası bir sorun olmadığını ve herhangi bir sendikal rekabetten kaynaklanmadığını özellikle belirtmek isteriz” denilen açıklamada, “Nitekim son dönemde yaptığımız görüşmelerde, bahse konu mağdur kişilerin farklı sendikaların temsilci ve üyeleri olduğu görülmüştür. Ancak kurumda yaratılan baskı ortamı, üyelerimize kadar sirayet eden bir korku iklimi oluşturmuştur. Bu nedenle sendikamızın sorumluluk alması kaçınılmaz hâle gelmiştir” ifadelerine yer verildi.
ANTALYA DEFTERDARLIĞINDA NELER OLUYOR?
Antalya Defterdarlığında yaşanan sorunları dile getiren Büro Emekçileri Sendikası Antalya Şubesi sorunlar şu şekilde aktardı: “Asil ve nitelikli idareci kadrolar ilçelere gönderilirken, hatta bir müdür arkadaşımız hukuksuz bir şekilde başka bir ile sürülürken; tecrübe gerektiren ve mali açıdan son derece önemli birimlerde müdürlük, müdür yardımcılığı gibi görevlere vekâleten atamalar yapılmaktadır. Bu durum kamuda liyakat ilkesini açıkça ihlal etmektedir. Çalışanların istekleri dışında görev yerleri değiştirilmekte, yıllarca servis sorumluluğu yapmış arkadaşlarımız keyfi biçimde görevden alınmakta ve itibarsızlaştırılmaktadır. Kamunun ihtiyacı; söz dinleyen, itiraz etmeyen idareciler değil, liyakat sahibi ve tecrübeli idarecilerdir. Kamuda tüm kademeleri bağlayan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri açık olmasına rağmen, benzer vakalarda yürütülen soruşturmalarda farklı disiplin cezaları verilmektedir. Çeşitli usulsüzlük iddialarıyla soruşturmalara uğrayan bazı personelin sendika değiştirdiği görülmekte; idari soruşturmalarda sendika üyeliklerinin etkili olduğu, ilgili sendikaya üyeliğin usulsüzlükleri kapatmak için bir kalkan işlevi gördüğü yönünde güçlü bir kanaat oluşmaktadır. Hakkındaki iddialar sübuta eren ve suçunu itiraf eden kişiler aynı işyerinde çalışmaya devam ederken; hakkında iddialara ilişkin delil bulunmadığı, üst disiplin kurulunca da açıkça belirtilen ve Büro Memur-Sen üyesi olmayan bir çalışan, evi, eşi ve düzeni Kemer’de olmasına rağmen hukuksuz ve keyfi biçimde Elmalı ilçesine gönderilmiştir. İdari disiplin hükümleri açıktır ve tarafsız, hukuka uygun biçimde uygulanması zorunludur.

KİŞİSEL HÂKİMİYET VE TEHDİT
Başta Defterdar Bey olmak üzere idarecileri etkisi altına alan, sendikanın kurumsal kimliğini suiistimal eden ve tüm personel üzerinde kişisel hâkimiyet ve tehdit aracına dönüşen bir tahakküm ilişkisi yaşanmaktadır. Yasal olarak sendikalar arasında tarafsız olması gereken ve sendika üyesi olamayan Defterdar Bey’in, bir sendikanın genel kuruluna katılarak bir kişinin yönetime girmesi için açık destek vermesi, tüm personel tarafından bilinmekte ve kurumda geniş yankı uyandırmaktadır. Çeşitli sosyal medya hesaplarında sendika ve kişilerle birlikte verilen fotoğraflar da tarafsızlığın yitirildiğinin delili olarak değerlendirilmekte, kurum çalışanlarının dikkatini çekmektedir. Bahse konu kişinin Defterdar Bey’in ve kurumu itibarını zedeleyen davranışları ise görmezden gelinmiştir. Bu tablo, kurumu yöneten paralel bir kişi ya da güç odağı olduğu izlenimi yaratmakta; bir tür tahakküm ilişkisinin varlığına ve bu tahakkümün nedenlerine ilişkin ciddi şüpheler doğurmaktadır.
İlgili kişi, servislerde çalışan personelin yanında Defterdar İlhan Karayılın’ı aramakta, telefonu dışarıya ses vererek talimatlar iletmekte; idare üzerindeki nüfuzunu sergileyerek çalışanlar üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu durum Defterdar Bey’e aktarılmasına rağmen, kendisine yöneltilen bu açık saygısızlığa karşı herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır. Bilgisayarı açıp şifresini girmeyi dahi bilmeyen, yıllardır fiilen hiçbir iş yapmamasına idarece göz yumulmuş bu kişi, uzlaşma parası alması için yine idarece servis sorumlusu yapılmıştır. Hâlen hiçbir iş üretmemekte; görevleri başkaları yapmak zorunda kalmaktadır. Çalışanların yer değişiklikleri ve görevlendirmeleri idareciler yerine bu kişi tarafından belirlenmektedir.
“KAMU EMEKÇİLERİ ÜZERİNDE KORKU VE TEDİRGİNLİK YARATILMAKTADIR”
Sendikalar, kişisel konumu güçlendirmek amacıyla araç hâline getirilmiştir. Sendika üyelikleri; şeflik ve benzeri unvanlar üzerinden bir tahakküm ve mobbing aracına dönüştürülmüştür. Şefliklerin liyakate göre değil, kişi ya da grup icazetiyle dağıtıldığı düşüncesi kurum genelinde hâkimdir. Yeni atanan genç çalışanlara, “Büro Memur-Sen’e üye olmazsanız adaylık onaylarınızda sorun yaşayabilirsiniz, sonrasında uzmanlık mülakatlarında da sıkıntı yaşayabilirsiniz; soluğu nerede alırsınız kim bilir…” şeklinde açık tehditler yöneltilmektedir. Defalarca sınavlara ve mülakatlara girerek büyük emeklerle bu noktaya gelen, henüz sendika kavramını dahi bilmeyen genç kamu emekçileri üzerinde korku ve tedirginlik yaratılmaktadır. Başka sendikalara üye olan çalışanlar, yer değişikliği tehdidiyle kendi sendikalarına üye olmaya zorlanmakta; hatta bu baskılar müdür odalarında dahi yapılmaktadır.
Personel ve idareciler; aile bireylerinin sağlık durumları, kreş ya da ilkokul çağında çocuklarının varlığı gözetilmeden uzak ilçelere ya da merkeze görevlendirilmekte ve atanmakta; aile bütünlükleri parçalanmaktadır. Kamunun ihtiyacı için yapılması gereken görevlendirme ve atamalar, fiili bir ceza aracı olarak kullanılmakta; insanlar aileleri ve çocukları üzerinden baskı altına alınmaktadır.
BU UYGULAMALARIN EN YAKIN ÖRNEĞİ KEMER İLÇESİNDE YAŞANMIŞTIR
Türk Büro-Sen işyeri temsilcisi olan bir kadın çalışan, Kemer Vergi Dairesinde görev yaparken geçici görevlendirme ile başka bir kuruma gönderilmiş ve yedi ay boyunca burada çalıştırılmıştır. Açtığı görevlendirmeyi iptal davasını kazanmasına rağmen, mahkemenin iptal kararına karşın asıl görev yeri olan Kemer Vergi Dairesine başladığı gün, masasına dahi oturamadan Antalya merkeze atanmıştır. Yine yakın zamanda Antalya’da başka bir sendika temsilcisinin ataması da mahkeme kararıyla iptal edilmiştir. Tüm bu yargı kararlarına rağmen idare fiilen “devletin mahkemelerini ve verilen kararları tanımadığını” ortaya koymaktadır. Bu hukuk tanımazlık, Sendikalar Kanunu hükümlerine rağmen sürdürülmektedir. Sendika yönetici ve temsilcilerinin işyeri değişikliğinde idarenin takdir yetkisi kanunla sınırlandırılmıştır ve bu husus yüksek yargı kararlarıyla da sabittir. Buna rağmen uygulamalar devam etmektedir.
Kadın çalışan arkadaşımızın aile ve çocuk durumu da gözetilmemiştir. Sekiz yaşında bir çocuğu bulunan bu arkadaşımızın eşi, düzenli vardiyası olmayan ve her an göreve çağrılabilen bir kamu görevlisidir. Bir anne, her sabah çocuğunu gün ağarmadan, okul henüz açılmamışken kapısına bırakmak zorunda kalmakta ve sabah mesaisine yetişebilmek için Kemer’den Antalya merkeze gelmeye zorlanmaktadır. Buradan soruyoruz: Bu hangi vicdana sığmaktadır? Bir çalışan, hukuki yollara başvurduğu ve tüm baskılara rağmen istenilen sendikaya üye olmadığı için mi cezalandırılmaktadır? İnsanların hayatlarıyla bu denli pervasızca oynama yetkisini, kanunu, hukuku ve mahkeme kararlarını tanımama cüretini nereden buluyorsunuz?
Son olarak, Defterdarlık binası içerisinde sorunların çözümüne ilişkin görüşmeler yürütürken, geçtiğimiz haftadan itibaren sendika yöneticilerimizin peşine güvenlik görevlileri takılarak takip ettirildiği görülmüştür. Bu uygulama, Sendikalar Kanunu’nun ve Cumhurbaşkanlığının 5 Mart 2025 tarihli 2025/3 sayılı Mobbing Genelgesi’nin açık ihlalidir. Bu talimatı verenleri yasalara uymaya davet ediyoruz.
YAPILMASI GEREKENLER VE TALEPLERİMİZ AÇIKTIR:
Sendikacılığı kişisel güç ve tahakküm aracı olarak kullanan anlayışlara müsaade edilmemesi, tarafsız bir tutum sergilenmesi ve kurumsal işleyişin yeniden tesis edilmesi, Atama ve görevlendirmelerin kamusal ihtiyaç dışında cezalandırma aracı olarak kullanılmaması; cezai yaptırım gerektiren hâllerde mevzuat dışı fiili uygulamalara başvurulmaması, Atama ve görevlendirmelerde İl İdaresi ve Sendikalar Kanunu hükümlerine uyulması; aile bütünlüğü, sağlık durumu ve çocukların gözetilmesi, mevcut mağduriyetlerin sonlandırılması; İdari soruşturmaların hukuki normlar çerçevesinde, tarafsız ve ciddi biçimde yürütülmesi, Vekâleten görevlendirmelerin zorunlu hâller dışında yapılmaması, liyakat ilkesinin esas alınması, Mahkeme kararlarına rağmen sürdürülen atamaların iptal edilmesi; özellikle Kemer ilçesinde uygulanan mevzuat dışı fiili cezalandırmaların sonlandırılması, Açılan davaların kaybedilmesi nedeniyle oluşan avukatlık ücretleri, dava masrafları ve harcırah ödemeleriyle oluşan kamu zararlarının, iyi niyet taşımadığı açık olan bu uygulamalarda sorumlulara rücu edilmesi. Sendika olarak önceliğimiz, kurum itibarını gözeterek sorunları istişareye dayalı biçimde çözmektir. Ancak tüm girişimlerimize rağmen kayırmacı tutum ve uygulamalar ile yaşanan mağduriyetler devam ettiği için, tüm bu hususları kamuoyu ile paylaşmak zorunlu hâle gelmiştir.
Konunun takipçisi olacağımızı, somut adımlar atılmadığı takdirde hukuki müeyyidelere başvuracağımızı ve sorunları siyasi partilerle görüşerek Türkiye Büyük Millet Meclisine taşıyacağız”





