TMMOB Antalya İl Koordinasyon Kurulu, İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi’nde düzenlediği basın toplantısında Çakırlar TOKİ projesi ve Çandır Çayı havzasında gündeme gelen taş ocağı faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kurul, iki projenin birbirinden bağımsız görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, planlama süreçlerinde bilimsel verilerin ve kamu yararının göz ardı edildiğini ileri sürdü. Açıklamada, Çakırlar bölgesinde planlanan TOKİ projesinin başlangıçta 56 hektarlık bir alanı kapsadığı, ancak üst ölçekli plan değişiklikleriyle yaklaşık 238 hektarlık bir alana yayıldığı ifade edildi. Projenin tamamlanması halinde bölgeye 30 ila 40 bin arasında yeni nüfus geleceği belirtilirken, ulaşım, altyapı, enerji, su ve sosyal donatı ihtiyaçlarına ilişkin yeterli planlamanın bulunmadığı öne sürüldü.

Imo (4)

"BİR BÜTÜNÜN PARÇALARIDIR"

Antalya’nın geleceğini doğrudan ilgilendiren, birbirinden bağımsız gibi gösterilse de aslında aynı bölge içerisinde birbiriyle ilişkili olan iki önemli süreci kamuoyunun dikkatine sürülürken açıklamada, "Bir tarafta, Çakırlar bölgesinde planlanan ve askıya çıkarılan 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile kapsamı ciddi biçimde genişletilen toplu konut projesi; diğer tarafta ise aynı havzada, Çandır Çayı üzerinde gündeme getirilen 1A grubu kum-çakıl ocakları ve hammadde üretim sahaları söz konusudur. Bu iki başlık su kaynakları, zemin yapısı, taşkın rejimi ve çevresel etkiler açısından son derece hassas ve birlikte değerlendirilmesi gereken bir bütünün parçalarıdır" denildi.

Imo (5)

"SOSYAL KONUT ÜRETİMİNE KARŞI DEĞİLİZ”

"TMMOB çatısı altındaki meslek odaları olarak bizler sosyal konut üretimine karşı değiliz" denilen açıklamada, Aksine, dar ve orta gelirli yurttaşların güvenli, sağlıklı ve erişilebilir konutlara ulaşmasını temel bir hak olarak görüldüğü ifade edildi. Açılamada, şu sözlere yer verildi:

"Bizim itirazımız; bilimi dışlayan, mühendisliği devre dışı bırakan, planlama ilkelerini göz ardı eden ve kamu yararını zedeleyen uygulamalardır. Çakırlar bölgesinde planlanan TOKİ projesini sıradan bir konut projesi olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Proje 56,30 hektarlık bir alan üzerinden 6 etapta 206 blok, 4.574 konut, 61 ticari birim, 2 okul ve 1 cami olarak planlanmaktadır. Ancak üst ölçek plan değişikliklerine bakıldığında bu alanın yaklaşık 238,36 hektara çıkarıldığı görülmektedir. Bu büyüklükte bir gelişme kararı, yaklaşık 30.000–40.000 kişilik yeni bir nüfusun bölgeye ilave olması anlamına gelmekte ve maalesef bu durum da Konyaaltı’nın batı kısmında yeni bir kentsel yerleşim odağı oluşturulması demektir. Ancak bu nüfusun getireceği trafik, altyapı, enerji, ulaşım, su, kanalizasyon ve sosyal donatı ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağına dair bir planlama yapılmadığı da ortadadır.

Imo (3)-1

TAŞKIN RİSKİ ALTINDA

Sorun yalnızca planlama boyutuyla da sınırlı değildir. Resmî kurum görüşleri incelendiğinde proje alanının bir bölümünün Çandır Çayı taşkın riski etki alanı içerisinde kaldığı, dere ıslahı tamamlanmadan yapılaşmaya başlanmaması gerektiği açıkça ifade edilmektedir. Aynı değerlendirmelerde alanın II. derece içme suyu koruma alanında yer aldığı ve içme suyu kuyularının beslenim havzasında bulunduğu da belirtilmektedir. İRAP 2021 verileri de bu alanın büyük bölümünün taşkın riski altında olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca zemin ve temel etütleri tamamlanmadan ihale ve yapım sürecinin başlatılması ciddi bir mühendislik zafiyetidir.

Imo (2)-1

KRİTİK NOKTALAR GÖZ ARDI EDİLMEMELİ

Konut projesinden bağımsız gibi sunulan ancak gerçekte bu sürecin ayrılmaz bir parçası olan bir diğer konu ise Çandır Çayı üzerindeki kum ve çakıl alımına ilişkin girişimlerdir. DSİ’ye ait iki adet tersip bendinin memba kısmında yer alan iki ayrı sahada, toplam yaklaşık 57.185 m² alanda 266.000 m³’ü aşan bir malzemenin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu malzemenin “temizlik” veya “rusubat alma” gerekçesiyle sahadan uzaklaştırılması planlanmaktadır. Burada göz ardı edilen en kritik husus kıyı dengesidir. Bilimsel çalışmalar açıkça göstermektedir ki dünyaca ünlü Konyaaltı sahilinin ana sediment kaynağı Boğaçay’dır ve bu havzada yapılan her müdahale doğrudan kıyı morfolojisini etkilemektedir.

KONYAALTI SAHİLİ RİSK ALTINDA

Nitekim yapılan ölçümlerde ve akademik çalışmalarda Boğaçay’ın Liman bölgesi kesiminde kıyı gerilemesinin olduğu çok net ortaya konulmuştur. Bu veriler, Çandır Çayı yatağından yapılan kum-çakıl alımının sediment dengesini bozarak kıyı erozyonunu hızlandırdığını ve devamında dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili’nde daralmaya yol açacağını açıkça göstermektedir. Öte yandan burada kritik bir durum daha bulunmaktadır. 3213 sayılı Maden Kanunu’na dayalı Maden Yönetmeliği’nin “Ruhsata dayalı olmayan üretim” başlıklı 52/7 maddesi açıkça belirtmektedir ki; kamu projeleri kapsamında zorunlu olarak çıkarılan malzeme yalnızca o proje kapsamında kullanılabilir ve ticarete konu edilemez. Eğer bu malzemenin ticarete konu edilmesi söz konusuysa ruhsat alınması gerekmektedir. Dolayısıyla Çandır Çayı’nda DSİ’nin tersip bendlerinde biriken söz konusu malzemeye ilişkin ruhsat sürecinin başlatılmış olması, bu işlemin yalnızca temizlik değil, aynı zamanda ekonomik bir faaliyet ve ticari bir kullanım amacı taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.

İDDİALARA KULAK VERİLMELİ

Bu durum, söz konusu kum ve çakıl alımının yalnızca taşkın önleme veya dere temizliği kapsamında değerlendirilmediğini, aksine kıyı erozyonu riskine rağmen TOKİ projesine malzeme temin eden bir üretim zincirinin parçası olduğunu göstermektedir. Bu nedenle “temizlik” adı altında yapılan işlemlerin gerçek amacı ve kapsamı kamuoyuna açık ve şeffaf bir şekilde açıklanmak zorundadır. Kamuoyuna yansıyan ve Antalya Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı (YİKOB) bünyesinde kurulan AYDAŞ Turizm Tanıtım ve Ticaret Limited isimli şirketine, Çandır Çayı bölgesinde yaklaşık 50 bin metrekarelik bir alanda ruhsat düzenlediği iddiaları son derece ciddidir ve açıklığa kavuşturulmak zorundadır.

ZARARLAR DOĞACAK

Meslek odalarımız tarafından açılan dava kapsamında, TOKİ projesine ilişkin ÇED süreci hakkında Antalya 2. İdare Mahkemesi yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Mahkeme, doğrudan “ÇED olumlu” kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuş; gerekli ÇED süreci işletilmeden alınan bu kararın geçersiz olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca söz konusu işlemin yetki yönünden de hukuka aykırı olduğu tespit edilmiş, projenin uygulanması halinde telafisi güç ve imkânsız zararların doğabileceği vurgulanmıştır. Bu karar, bugüne kadar bilimsel ve teknik gerekçelerle dile getirdiğimiz tüm risklerin aynı zamanda güçlü bir hukuki karşılığa sahip olduğunu açıkça göstermektedir. Nitekim aynı bölgede ruhsatlandırılan ocak faaliyetleri ve 1/100.000 ölçekli plan değişiklikleri de benzer şekilde kamu yararı, çevre ve su kaynakları açısından ciddi riskler barındırmaktadır.

İHLALLERLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Bu çerçevede, söz konusu tüm uygulamalara karşı meslek odaları olarak hukukun bize tanıdığı tüm idari ve yargısal yolları kararlılıkla kullanmaya devam edeceğimizi, kamu yararı ve bilimsel ilkeler doğrultusunda sürecin sonuna kadar takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz. Son olarak bir kez daha vurguluyoruz: Biz sosyal konuta karşı değiliz. Biz; bilimin dışlandığı, mühendisliğin yok sayıldığı ve kamu yararının ihlal edildiği kararlara karşıyız. Antalya’nın su güvenliğini, afet direncini, kıyı dengesini ve planlama bütünlüğünü korumak için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz."

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ