Antalya'da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında Antalyalı kadınlar, Üçkapılarda 13. Feminist Gece Yürüyüşü gerçekleştirmek istedi. Ancak Antalyalı kadınların feminist gece yürüyüşü polis engeline takıldı. Gece yürüyüşü yapamayan kadınlar Üçkapılarda sloganlar atarak eylem 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutladı. Üçkapılarda yapılan açıklamada ise kadınlara yönelik erkek egemen şiddetin boyutları anlatıldı. Açıklamada, ekonomik şiddet ve cezasızlık politikalarına dikkat çekildi.
"ERKEK EGEMEN SİSTEMİN BİR SONUCU"
2025 yılında 299 kadının erkekler tarafından yaşamdan koparıldığı belirtilen açıklamada şu sözlere yer verildi:
"Her gün kız kardeşlerimizi aramızdan alan bu düzen tesadüf değil, erkek egemen sistemin bir sonucu. 2025’te en az 299 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 471 kadının ölümü “şüpheli” denilerek kayıtlara geçirildi. Bu ölümlerin çoğu gerektiği gibi soruşturulmuyor. Cezasızlık politikaları her gün bir kız kardeşimizin daha katledilmesi için erkekleri cesaretlendiriyor.
LGBTİ+’lara yönelik nefret ve saldırılar bilinçli olarak körükleniyor; cezasızlıkla büyütülüyor. Nefret söylemiyle beslenen bu düzen, hayatlarımızı hedef alıyor. Yaşam hakkımızdan da özgürlüğümüzden de, birbirimizden de vazgeçmeyeceğiz. Şiddeti aklayan değil, önleyen bir sistem için mücadelemize devam edeceğiz."
EKONOMİK KRİZ KADINLARI ETKİLEDİ
Türkiye’de ekonomik kriz derinleştikçe kadınların yoksulluğu büyüdüğü ifade edilen açıklamada, "Kadınların istihdama katılımı hâlâ erkeklerin çok gerisindeyken, her üç kadından biri yoksulluk riski altında yaşıyor. Güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretli işlere mahkûm edilen; ev içinde ücretsiz bakım emeğiyle sömürülen kadınlar hem sınıfsal eşitsizliğin hem patriyarkanın yükünü sırtlıyor" denildi.
"KADINLARI BAĞIMLI, YOKSUL VE GÜVENCESİZ"
"Ev işçisi kadınlar sosyal güvenceden mahrum bırakılırken, nafaka ve mal rejimi haklarına dönük saldırılar boşanmış kadınları bilinçli biçimde yoksulluğa itiyor" denilen açıklamada, "Bu tablo tesadüf değil. Bilinçli bir sömürü politikasıdır. Kadınları bağımlı, yoksul ve güvencesiz bırakmak isteyen düzene karşı sesimizi yükseltiyoruz. Ekonomik eşitsizlik politiktir ve biz eşitsizliğe karşı feminist mücadelemizle varız, buradayız, direniyoruz. Sosyal haklarımızdan da ve kazanımlarımızdan da vazgeçmiyoruz" ifadelerine yer verildi.

"İSTANBUL SÖZLEŞMESİ YAŞATIR"
Kadın hakları hukuk metinlerinde değil, uygulamada sınandığı belirtilen açıklamada, yargı politikaları, temsil eşitsizliği ve koruma mekanizmalarındaki zayıflama kadınların adalete erişimini sınırladığı vurgulandı. Açıklamada, erkek şiddeti, cezasızlık politikaları ,etkisiz soruşturmalar ve caydırıcı olmayan yaptırımlar nedeniyle büyüdüğü ifade edilerek "İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yarattığı boşluk, 6284’ün etkin uygulanmaması, kolluk pratiğindeki ihmaller ve nefret politikaları kadınları, LGBTİ+’ları ve çocukları güvencesiz bırakıyor. Yargı paketleri ile kadınların yasal hakları budanıyor. Kadınlar içinde şiddet olan evlere mahkum edilmeye çalışılıyor. Bizler biliyoruz! Cezasızlık şiddeti büyütür! Haklarımız pazarlık konusu değil. Haksız göz altılarla yaratılan korku iklimi, kadınların ve LGBTİ+’ların kamusal görünürlüğünü baskılamayı amaçlayan bir araç haline geliyor. Bu süreç yalnızca bireysel hak ihlallerine değil, demokratik toplumun ifade ve örgütlenme özgürlüğüne de zarar veriyor" sözlerine yer verildi.
Açıklamada, "Meydanları, okulları ve hayatlarımızı kuşatan karanlığa karşı ses çıkarıyoruz! Tarikatların ve cemaatlerin kapalı kapıları ardında kadınları ve çocukları kimliksizleştiren, emeğimizi ve bedenimizi sömüren, LGBTİ+'ları düşmanlaştıran bu gerici ablukayı dağıtacağız. Eğitimi bilimden koparıp müfredatı hurafelerle dolduranlar; toplumsal cinsiyet eşitliğini 'fıtrat' yalanıyla yok sayanlar bilsin ki: Biz sizin çizdiğiniz o dar sınırlara sığmayız! Diyanet’in kadın düşmanı fetvalarıyla, 'itaat' dayatmalarıyla yaşamlarımızı karartmanıza izin vermeyeceğiz" denildi.
"LAİKLİK YOKSA ÖZGÜRLÜK DE YOK!"
"Laiklik, kadınların özgürlük teminatıdır!" denilen açıklamada, "Tarikatların karanlığına karşı laikliği, cemaatlerin baskısına karşı yaşamlarımızı ve özgürlüğümüzü savunuyoruz. Kamusal alanı teokratik tahakkümle ele geçirmeye çalışanlara karşı haykırıyoruz: Saraylarınızın, tarikatlarınızın ve fetvalarınızın karşısında; eşit, laik ve özgür bir dünya kurana dek durmayacağız!" sözlerine yer verildi.
Dijital şiddet, siber taciz ve çevrimiçi linç kadın mücadelesinin yeni alanları olduğu ifade edilen açıklamada, "Sanal ortamda üretilen nefret dili, fiziksel şiddetin zeminini güçlendirebiliyor ve kadınların kamusal katılımını sınırlandırıyor. Afetler, salgınlar ve iklim krizi ise toplumsal eşitsizlikleri derinleştirerek kadınları kırılgan hale getiriyor. Sağlık politikalarındaki dönüşüm kadınların bedensel ve ruhsal iyilik halini doğrudan etkiliyor. Feminist mücadele değişen dünyayı izliyor; görünmeyeni görünür kılmak artık hayati. Dijitalde de sokakta da şiddete hayır!" denildi.
"AFET DEĞİL, İHMAL ÖLDÜRÜR!"
Depremler ve iklim krizi yalnızca doğal olaylar değil; eşitsizlikleri büyüten politik sonuçlar doğurduğu ifade edilen açıklamada "Afetlerde kadınlar barınma, hijyen, güvenlik ve bakım yükü açısından ağır koşullarla karşılaşıyor. İklim krizi ise kadın emeğini ve yoksulluğu derinleştiriyor. Bu nedenle afet ve iklim politikalarının toplumsal cinsiyet perspektifiyle kurulması yani; kamusal kaynakların yaşamdan yana kullanılması artık zorunluluktur. Çünkü krizlerin faturasını kadınlar ödemek zorunda değil" sözlerine yer verildi.
Açıklamada şu sözlere yer verildi:

"Her geçen gün düşünceyi susturmaya, sözü bastırmaya, itirazı kriminalize etmeye çalışan bu iktidar; muhalefeti, sosyalistleri, feministleri, kadınları, gençleri, LGBTİ+’ları, gazetecileri, sendikacıları, ekoloji aktivistlerini yargı eliyle rehin almaya devam ediyor! Muhalif kadınlara ve gençlere yönelik bu erkek yargıya asla sessiz kalmıyoruz.
Cezaevleri sadece dört duvar değildir, sistematik hak ihlallerinin mekânıdır! Kapasitesinin çok üzerinde mahpus barındırılan cezaevlerinde; çocuklar da dahil olmak üzere sağlıksız, havasız, rutubetli koğuşlara mahkûm ediliyor. Hastane sevkleri geciktiriliyor! Erkek görevliler eşliğinde yapılan sevklerde taciz ve kötü muameleye maruz bırakılıyorlar! Hijyenik ped, ağda, iç çamaşırı temel ihtiyaç olmaktan çıkarılıp lükse dönüştürülüyor! Cezaevlerinde insan onuruna ve yaşam hakkına uygun koşullar sağlanmalıdır.
YAŞASIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELEMİZ!
Bizleri her gün daha fazla yoksullaştıran, yaşamı aileye hapseden; canlarımız pahasına “aileyi koruyan” politikalara, nasıl yaşayacağımıza, ne giyeceğimize, hangi saatte nerede olacağımıza kadar karar veren iktidara itaat etmiyoruz. Bizi canımız pahasına hapsetmeye çalıştıkları aileye, baskı ve nefret politikalarına boyun eğmiyoruz.
AİLE DEĞİL KADINIZ FEMİNİST İSYANDAYIZ!
“Doğal olan normal doğum” safsatalarıyla nasıl doğuracağımıza, “en az üç-dört çocuk” diyerek kaç çocuk yapacağımıza karar vermeye kalkışanlara söylüyoruz: Biz damızlık değiliz. Olmadık, olmayacağız. Üreme hakkı yalnızca bireysel bir tercih değil; sınıfsal ve toplumsal bir adalet meselesidir. Doğurmak da, doğurmamak da politik bir özgürlük alanıdır. Kürtajı yasaklayan da anneliği zorunlu bir kader gibi dayatan da aynı patriyarkal aklın ürünüdür.”





