Antalya Ticaret Borsası Mart ayı olağan meclis toplantısı, Borsa Meclis Salonu’nda Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında gerçekleştirildi. Ortadoğu’da başlatılan emperyalist fırsat savaşının ortaya çıkardığı insani ve çevresel yıkımı kaygıyla izlediklerini belirten ATB Yönetim Kurulu Başkanı ali Çandır, savaşın bir an önce sona ermesi ve sorunların diplomasiyle çözülmesinin en büyük dilekleri olduğunu söyledi.
SAVAŞ, SADECE TARAFLARA DEĞİL DÜNYA’YA KAYBETTİRDİ
“Savaşın bedeli, ekonomik tablolarla değil; insan hayatında ve doğada açtığı derin yaralarla ölçülmektedir” diyen ATB Başkanı Ali Çandır, “Bu savaş ne İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye yöneliktir ne de güvenlik ve özgürlük kaygılarıyla ilgilidir. İran’ın nükleer güç olmaması yönündeki müzakereler anlaşma yoluna girmişken aniden başlatılan saldırılar, esas amacın ne olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bir aya yaklaşan savaş, taraflara kaybettirmekle kalmamış aynı zamanda dünyaya da bedel ödetmeye başlamıştır” dedi.

SAVAŞ, ASKERİ VE SİYASİ BİR MESELE OLMAKTAN ÇIKTI
Küresel gelişmeler karşısında ülkelerin farklı stratejik yaklaşımlarla hareket ettiğini belirten Çandır, “Ülkemizin, dengeli bir duruş sergilediğini görüyoruz. Diplomasiyle yürütülen barış girişimlerinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Görünen o ki tırmanan gerilim ve çatışmaların etkisiyle savaş, artık yalnızca siyasi ya da askeri bir mesele olmanın ötesine geçmiştir. Enerji piyasalarından ticaret hatlarına, gıda sistemlerinden tarımsal üretime kadar uzanan çok boyutlu bir olumsuz etki alanına sahiptir. Coğrafi konumumuz gereği ülkemiz de bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Tarım, turizm ve ticaret kenti Antalya’mız ise şiddeti hisseden şehirlerin başında gelmektedir” şeklinde konuştu.
ENERJİDEKİ ZAMLAR, MALİYET ARTIŞI DEMEK
Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin, tarım sektörü açısından maliyet gerçeğini ortaya koyduğunu belirten Çandır, “En önemli etki; maliyet gerçeğidir. Enerji fiyatlarındaki artış; mazottan gübreye kadar tüm girdileri doğrudan yükseltmektedir. Sektörümüz ve nitelikli girdi gerektiren örtüaltı üretim yapımız nedeniyle kentimiz bu artışlardan çok fazla etkilenmektedir. Antalya, 2025 verilerine göre 181 bin tonluk kimyevi gübre tüketimiyle Türkiye’de 8. sıradayız. Fakat birim alanda en yoğun ve nitelikli gübre kullanan illerin başında geliyoruz. Gübre başta olmak üzere mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki şiddetli artışlar, zayıflayan rekabet gücümüzü felç etme riski taşımaktadır. Tarım, yalnızca bir sektör değildir; gıda güvenliğidir, ekonomik dayanıklılıktır, stratejik güçtür. Dolayısıyla tarımsal faaliyetlerle ilgili değer zincirinin mutlaka korunması ve geliştirilmesi hayati bir önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

ÜRE VE AZOTLU GÜBREDE ATILAN OLUMLU ADIMLAR
Yaşanan sorunla ilgili alınacak kararlar ve uygulamaların tarım sektörünün dayanıklılığını artıracağını belirten Çandır, ürede gümrük vergisinin sıfırlanmasının, azotlu gübre ihracatına getirilen kısıtlamaların ve amonyum nitrat satışına izin verilmesinin yerinde adımlar olduğunu belirtti.
DIŞA BAĞIMLILIK SEKTÖRÜ KIRILGAN HALE GETİRDİ
Türkiye’nin enerji ve gübre dışında zirai ilaç, yem ve diğer temel tarım girdilerinin hammaddelerinde de önemli ölçüde dışa bağımlı olduğuna dikkat çeken ali çandır, “Bu durum sektörümüzü kırılgan hale getirmektedir. Yüksek maliyetler altında üretimde kalmaya çalışan üreticimiz, savaşın tetiklediği girdi fiyatlarındaki artışı taşıyacak güçte değildir. Bu nedenle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için acil ve somut adımlar atılmalıdır. Tarımsal üretimde maliyet baskısını azaltmak için mevcut destekleme anlayışını yeniden değerlendirmek zorundayız” görüşlerine yer verdi.

TEDARİK GÜVENLİĞİ RİSK ALTINDA
Ortadoğu’da yaşanan savaş ortamının tedarik güvenliği konusunda da risk oluşturduğuna işaret eden ATB başkanı Ali Çandır, şöyle konuştu: “Enerji ve lojistikte yaşanan her aksama girdilere erişimi ve mal sevkiyatını zorlaştırmaktadır. Oysaki tarımda zaman kaybının telafisi yoktur. Girdi zamanında gelmezse üretim aksar, verim düşer ve mal sevkiyatı zorlaşır. Nitekim özellikle Avrupa Birliği (AB) için geleceğin üretim ve ticaret politikası, tedarik güvenliğidir. AB’nin tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma amacına yönelik hazırladığı “Made in EU” düzenlemesinde ülkemizin yer alması önemlidir. Bu konuda büyük bir çaba sarf eden Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ancak diğer taraftan AB dış ticareti ve gümrük tarifelerini standartlarla belirlemeye ve sürdürülebilir üretim kriterlerine uyumu korumaya odaklanan bu temel politikanın potansiyel kadar riskler de barındırdığını unutmamalıyız. En büyük risk, ilave maliyet artışlarıdır. Bunu aşmamızın yolu doğru yatırım hamlelerinden geçmektedir. Yani acilen yapmamız gereken iş ve yatırım ortamını iyileştirmektir. Çünkü “Made in EU” kapsamında olmak ülkemizin üretim ve ihracat kapasitesini geliştirecektir”.

ANTALYA’NIN ÜLKE EKONOMİSİNDEKİ ROLÜ
Bölgesel ticaret akışının zayıfladığı dönemlerde Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle mevcut ve yeni pazarlarda öne çıkan bir ülke olduğunu hatırlatan Çandır, “Antalya ise örtüaltı üretim ve ihracat gücüyle böyle dönemlerde önemli roller üstlenmiştir. Ancak artan navlun maliyetleri ihracatta rekabet gücümüzü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Bu alanda maliyetleri dengeleyecek ve ihracatçıyı koruyacak önlemler gecikmeden alınmalıdır. Unutmayalım ki; maliyet yükü hafifletilmeden hiçbir potansiyel, kalıcı kazanca dönüşemez” dedi.
KÜÇÜLME, KURAKLIK VE DON İLE AÇIKLANAMAZ
Açıklanan 2025 yılı gayri safi yurt içi hasıla verilerinin, tarım sektörünün son 25 yılda üçüncü kez yılın tüm çeyreklerinde küçüldüğünü ortaya koyduğunu söyleyen Çandır, konuşla ilgili şu görüşlere yer verdi: “Sektörümüz yılı yüzde 8,8 daralma ile kapatmıştır. Bu tabloyu yalnızca kuraklık ya da don ile açıklamak doğru olmaz. Çünkü tarım, son 25 yılda 8 kez küçülmüş; ortalama her 3 yılda bir daralma yaşamıştır. Bu artık geçici değil, yapısal bir sorundur. Aynı dönemde genel ekonomimiz yıllık ortalama yüzde 4,9 büyürken, tarım yalnızca yüzde 2,5 büyüyebilmiştir. Yani sektör olarak yarı hızda ilerlemişiz. Bu fark, zamanla sektörümüzü zayıflatmış ve atalete sürüklemiştir. Bu tespitlerimizi ve 2025 yılının tarım açısından iyi geçmediğini yıl boyunca rakamlar ve gerçekleşmelerle paylaşmıştım. Sonuç olarak çözüm; tarımı esastan ve kapsayıcı bir yaklaşımla yeniden ele almaktır”.

ALİ ÇANDIR’DAN YÖREX DAVETİ
2010 yılında başlattıkları YÖREX ile yerel değerleri ekonomiye kazandırmaya devam ettiklerini belirten ATB Başkanı Çandır, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yıl 22–26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğimiz YÖREX’te her zaman olduğu gibi; üreticilerimizi, kooperatiflerimizi, oda ve borsalarımızı, kalkınma ajanslarımızı, zincir marketleri ve e-ticaret platformlarını bir kez daha bir araya getiriyoruz. Ürünlerine katma değer yaratmak ve ekonomiye kazandırmak isteyen herkesi YÖREX’te yer almaya davet ediyoruz. Tüm hemşerilerimizi ve misafirlerimizi 5 gün boyunca 10.00–20.30 saatleri arasında ANFAŞ Fuar Alanı’na bekliyoruz”.





