Türkiye’de denizden avlanan balıklara ilişkin veriler su ürünleri sektöründe dikkat çeken bir dağılımı ortaya koydu. 2025 ve 2026 yılı av sezonuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanan 2024 yılı verilerine göre denizlerden elde edilen yaklaşık 290 bin ton balığın 206 bin tonunun hamsi, çaça, istavrit ve sardalyadan oluştuğunu belirtti. Söz konusu dört türün toplam avcılık içindeki payının yüzde 71’e ulaştığını ifade eden Sarı geriye kalan 81 türün payının ise yüzde 29 seviyesinde kaldığını dile getirdi.
TÜİK istatistiklerinde toplan 85 balık türünün yer aldığına dikkat çeken Sarı av miktarının büyük bölümünün sınırlı sayıda türde yoğunlaştığını ifade etti. Hamsi, çaça, istavrit ve sardalya gibi küçük balıkların avcılıkta belirgin şekilde öne çıktığını belirten Sarı bu durumun son yıllardaki verilerde de benzer şekilde görüldüğünü aktardı.
“DENİZ EKOSİSTEMİNİN SINIRLARINI ZORLUYORUZ”
TÜİK istatistiklerinde 85 balık türü yer aldığını aktaran Prof. Dr. Sarı, “Veriye 2024 verilerine göre denizlerden avlanan 290 bin tonun 206 bin tonu hamsi, çaça, istavrit ve sardalyadan oluşmakta. Bu dört küçük pelajik balık türünün avcılık içindeki oranı yüzde 71, geriye kalan 81 türün oranı ise sadece yüzde 29 ama işin özeti şu: Aşırı avcılık, kirlilik, iklim değişikliği gibi etkilerle deniz ekosisteminin sınırlarını zorluyoruz. Yolun sonu uzakta değil” dedi.
KÜÇÜK BALIKÇILIK BİTİYOR
“Besin piramidinin üst basamaklarında yer alan karnivor, büyük türler anılan etkilere bağlı olarak azaldı” diyen Prof. Dr. Sarı, “Deniz suyu sıcaklıklarında iklim değişimine bağlı yükseliş plankton artışına neden oluyor. Üst basamaktaki avcı balıklar azaldığı ve besin bol olduğu için ortam denizanaları ile küçük pelajiklere yani hamsi, çaça, sardalya, istavrit gibi türlere kalıyor. Son yıllarda avcılık rakamlarına bakıldığında durum net bir şekilde görülüyor. Bu gidişat balıkçılık sektörümüzü gittikçe endüstriyel balıkçılığın hakim olduğu, küçük ölçekli balıkçıların ekmek paralarını bile çıkaramaz hale geldiği bir yöne doğru götürüyor” diye konuştu.
“SEKTÖRÜN KARLILIĞI ORANSAL OLARAK DÜŞÜYOR”
Etkili balıkçılık yönetimi kararları alınmadığı takdirde endüstriyel balıkçıların iyi günleri de çok uzun sürmeyeceğini dile getiren Prof. Dr. Sarı, “Zira avın içindeki küçük balık oranı artıyor, neredeyse avlanılan her 3 balıktan birisi balık unu-yağı fabrikalarına gidiyor. Maliyetler yükselirken, balık satış fiyatları aynı oranda artmıyor. Yani sektörün kârlılığı oransal olarak düşüyor. Diğer bir ifadeyle tekneler harıl harıl denizi sömürüyor, işçilere ödeme yapılıyor, tüm sistem tam kapasite çalışıyor ama sezon sonunda tekne sahibinin cebinde yeterli para kalmıyor. Sezon boyunca binlerce kasa balık tutmuş bir balıkçı gelecek ay cebinde arabasının kaskosunu yenileyecek para kalmadığından yakınıyor” şeklinde konuştu.
“EZBERE İŞ YAPMAK YERİNE BİLİMİ ESAS ALMALIYIZ”
Balıkçılık yönetiminde rotayı tür esaslı yaklaşımdan ekosistem esaslı yaklaşıma doğru değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sarı, “Artık çok avlanan türlere göre düzenleme yapmaktan vazgeçip ekosistemi bütünsel olarak yönetmek zorundayız. Aşırı avcılığı körükleyen yanlış destekleri ve diğer uygulamaları durdurmalıyız. Endüstriyel avcılığın payı azalırken, küçük ölçekli balıkçılığın payı artmalı. Balıkçılık yönetimi uygulamalı bir bilim alanıdır. Ezbere iş yapmak yerine bilimi esas almalıyız. Denizleri çöplük olarak kullanmaktan vazgeçmeliyiz. İklim değişimi, müsilaj, şiddetli hava olayları gibi bundan sonra balıkçıları daha çok etkileyecek zararlara karşı sektöre yönelik sigorta sistemi geliştirmeliyiz” sözlerine yer verdi.





