Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), artan hayat pahalılığına, gelir dağılımındaki eşitsizliğe ve vergi sistemindeki adaletsizliğe dikkat çekmek amacıyla Antalya'da miting ve basın açıklaması gerçekleştirdi. "Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet" sloganıyla düzenlenen etkinlikte konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, işçi ve emekçilerin yaşadığı geçim sıkıntısına dikkat çekerek ücretlerin artırılması, vergi yükünün adil dağıtılması ve emeklilerin insanca yaşayabileceği koşulların sağlanması gerektiğini vurguladı.
Çerkezoğlu, işsizlik verileri ve 2027 bütçesine yönelik eleştiriler de dile getirirken, Antalya'da yaşanan hortum felaketinde hayatını kaybeden işçileri andı. Ayrıca, iklim krizinin işçi sağlığı ve güvenliği açısından da ele alınması gerektiğini ifade etti.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu açıklamasında şu sözlere yer verdi:
“Kent meydan sürdürdüğümüz Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet Mücadelesi'nin emekçi buluşmalarının onuncusunda bugün Antalya'dayız. İstanbul'dan başladık. Kadıköy Meydanı'nda, Bakırköy Özgürlük Meydanı'nda, ardından Tekirdağ'da ve Edirne'de buluşmalarımızı gerçekleştirdik. Geçtiğimiz hafta salı günü Bursa'da, çarşamba günü Eskişehir'de, perşembe günü Çanakkale'de, cuma günü de Balıkesir'de olduk. Bu hafta da dün Aydın'daydık, bugün onuncu buluşmamızı Antalya'da gerçekleştiriyoruz.
Ekim ayının bu son emekçi buluşması sonrasında kasım ve aralık aylarında da bu mücadele süreci devam edecek. Biz adalet istiyoruz. Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz ve bu mücadeleyi yan yana, omuz omuza büyütüyoruz. Bugün Antalya'da sözlerime başlamadan önce, dün Antalya'da yaşanan yoğun yağış ve ardından meydana gelen hortum felaketi sonrasında hayatını kaybeden, konteynerde çalışırken yaşamını yitiren dört işçi arkadaşımızın acısını yürekten hissettiğimizi ve yaşadığımızı söyleyerek başlamak istiyorum. İşçi kardeşlerimizin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Ve biliyoruz ki bütün ülkemizde yaşanan bu yoğun yağışlar, bu felaketler, yaşadığımız iklim krizinin ve bunun insanlar ile işçilere, emekçilere yarattığı sonuçların bir tablosudur. DİSK olarak yaşamını yitiren işçi kardeşlerimize ve ailelerine bir kez daha başsağlığı dilerken biliyoruz ki iklim kriziyle ilgili olarak tam da on gün sonra, biliyorsunuz, Antalya'da burada COP31 Zirvesi toplanacak. Birleşmiş Milletler İklim Krizi Zirvesi öncesinde Antalya'da yaşadıklarımız ve Türkiye'nin dört bir yanında yaşadıklarımız kuşkusuz bir tesadüf değildir.
Bugün ortalama ücret hâline gelen asgari ücretin ilk dokuz aylık kaybı altı bin sekiz yüz yirmi sekiz liraya ulaşmışsa, bugün eylül ayında biz işçiler ayın yarısını, en az on beş gününü vergiye, kesintiye ve enflasyona çalışıyorsak; zaten her gün hayat pahalılığı karşısında eriyen, gerileyen ücretlerimizle hayatta kalmaya çalışıyorsak; bu da yetmiyormuş gibi ağır vergi yükü nedeniyle ocakta aldığımızı mayısta, haziranda; haziranda aldığımızı kasımda, aralıkta alamıyorsak, Gelirde, Vergide, Ülkede Adalet Mücadelesi bugün bu ülkenin geleceğinin mücadelesidir.

VERGİDE ADALET İSTİYORUZ!
Değerli dostlar, bu yaşadığımız tabloyu, geçim derdini hepimiz çok iyi biliyoruz. Birbirimize anlatmaya gerek yok. Sadece altını kalın çizgilerle çizmemiz gereken şey; bu yaşadığımız kara tablonun kendiliğinden ortaya çıkmadığı, bir tesadüf olmadığıdır.
Ülkeyi yöneten hükümetin, yirmi beş yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarlarının sınıfsal ve siyasal tercihlerinin sonuçlarını yaşıyoruz. Türkiye'de öyle bir düzen kurdular ki bu düzenin bütün çarkları zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönüyor. Bu düzenin bütün çarkları işçiden alıp patrona vermek için dönüyor. Düşünün ki bir asgari ücretlinin altı bin yıl hiç durmadan çalışarak elde edebileceği bir geliri, bu ülkede bir avuç insan oturduğu yerden dört ayda faiz gelirleriyle elde edebiliyor. Yani böylesine büyük bir adaletsizliğin yaşandığı bu ülkede, evet biz diyoruz ki bu düzen böyle gitmez.

İNSANCA YAŞAMAK İSTİYORUZ
Evet değerli arkadaşlar, dedik ya; ülkemiz yoksul olduğu için değil, ülkemiz fakir olduğu için değil, adaletle bölüşmediğimiz için, gelirde ve vergide adalet olmadığı için yoksullaşıyoruz.
İşte bir ülkenin kaynaklarının, bütün değerlerinin ve birikimlerinin nasıl kullanıldığını gösteren en önemli belgelerden biri bütçelerdir. Şimdi 2027 yılı bütçesi Meclis'e sunuldu. Komisyonlarda görüşülmeye başlandı ve görüyoruz ki 2027 bütçesinde faize kaynak var, sermayeye kaynak var. 2027 bütçesinde sermayenin talepleri var. Ama 2027 bütçesinde işçiler yok, emekçiler yok, emekliler yok, kadınlar yok, gençler yok.
Evet, biz gelirde adalet istiyoruz. Asgari ücret başta olmak üzere bütün ücretlerin artırılması gerektiğini söylüyoruz. Ülkemizi asgari ücretten, asgari bir yaşamdan kurtaracak sendikalaşmanın ve örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz. İkincisi, biz vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adil bir vergi sistemi istiyoruz. Bu ülkede biz işçiler ve emekçiler, daha ücretimizi almadan vergimizi peşin peşin öderken; bu ülkede bir avuç sermaye, canı istediği zaman, canı istediği kadar vergi ödüyor. Bütün vergi yükü, dolaylı ve dolaysız vergilerle işçinin, emekçinin ve halkın üzerinde. Vergide adalet olmadan gelirde adalet olmaz, diyoruz.

Üçüncüsü, bu politikaların, bu ağır tablonun, bu kara tablonun en ağır bedellerinden birini ödeyenler emeklilerdir. Bu ülkede emekliler bir yük olarak görülüyor. Oysa hepimiz açısından emekli olmak ve emekli olduktan sonra da son nefesimize kadar insanca yaşayacağımız bir ücret temel bir haktır. Yurttaşlık hakkıdır. Devletin de bunu sağlamak görevidir, sorumluluğudur.
Düşünün ki bir ülkede milyonlarca emekli, en düşük emekli aylığı olan yirmi üç bin liraya mahkûm edilmişse; bir ülkede her üç emekliden ikisi ya çalışıyor ya da iş arıyorsa; yetmişli, seksenli yaşlarını süren insanlarımız çalışmak zorunda olduğu için inşaat iskelelerinde can veriyorsa, emeklilikte adalet ve insanca yaşam bir onur mücadelesidir.

SERMAYEYE DEĞİL, EMEKLİYE BÜTÇE
Evet, dedik ya; kaynak var. Dün Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası emeklilerle ilgili bazı açıklamalar yapıldı. Şartları zorlama pahasına emeklilerin durumunu iyileştirecek bazı adımların atılmasının gündemde olduğunu duyduk. Yine emeklilere çeşitli müjdeler veriliyor.
Öncelikle şunu söylemek isteriz: Emekliler bu ülkede o kadar kötü durumda ki yaşam mücadelesi veriyorlar. O nedenle emeklilerin sorunları, bir takım pansuman tedbirlerle ya da emeklilere yapılacak üç beş bin liralık seyyanen artışlarla çözülemez. Emeklilik sistemi de emeklilerin ücretlerini belirleyen sistem de köklü bir biçimde, tepeden tırnağa yeniden kurulmalıdır. Bu konuda köklü bir düzenleme gereklidir. Ve bunun için açıkça kaynak vardır. Hem Sosyal Güvenlik Kurumunun kendisinin topladığı primler hem de bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumuna ayrılan payın artırılmasıyla emeklileri insanca yaşatacak bir ücret sağlamak mümkündür. Yeter ki tercihler değişsin. Yeter ki bu konuda ciddi yapısal adımlar atılsın.

Yoksa çeşitli biçimlerde, çeşitli gerekçelerle yaşam savaşı veren, hayatta kalmaya çalışan milyonlarca emekliyi umutlandırmak; ardından da bir iki küçük düzenlemeyle, üç gün sürecek iyileştirmelerle bu sorunu çözmek mümkün değildir. O nedenle emeklilikte adalet, emeklilikte insanca yaşam haktır, diyoruz. Emeklilik haktır, bir yük olarak görülemez.”





