Milliyet Gazetesi Antalya bürosunda 1988 yılında çalışan 5 gazeteci, 36 yıl sonra bir araya gelerek mesleki sorunları ele aldı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde buluşan dönemin Büro Şefi Yakup Özyıldız ile gazeteciler Cem Çon, Deniz Akgün, Nihat Toklu ve Mahmut Üründül, hem hasret giderdi, hem de gazeteciliğin geldiği noktayı ele aldı.
BASKILARA RAĞMEN MÜCADELEYE DEVAM
‘’Ayakta kaldığımız sürece demokrasi mücadelemizi her türlü olumsuzluklara karşı tüm baskılara rağmen sürdüreceğiz” diyen gazetecilerden Mahmut Üründül, “Basın Bayramı veya Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü, Türkiye'de sansürün kaldırılmasının yıl dönümü olarak her yıl 24 Temmuz tarihinde kutlanan önemli gündür” dedi.

1948’DE MÜCADELE GÜNÜ OLDU
İstanbul’da çıkan gazetelerin, Osmanlı Devleti'nde II. Meşrutiyet'in ilan edildiği 24 Temmuz 1908 günü sansür memurlarını içeri sokmama ve gazetelerini sansüre yollamadan basma kararı verdiğini hatırlatan Üründül, “Bu olayın yıldönümü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin 1948 yılında aldığı kararla Basın Bayramı olarak ilan etmiştir. 1971'de bayram olmaktan çıkmış ve adı, ‘Basın Özgürlüğü için Mücadele Günü’ olarak değişmiştir” ifadelerini kullandı.

GAZETECİLİK EN ZOR İKİNCİ MESLEK
Gazeteciliğin; yeraltında çalışan kömür madencilerinden sonra en zor ikinci meslek olduğunu belirten gazeteci Mahmat Üründül, “Hatta emniyet görevlilerinden daha zor bir görevdir. Stresli, endişeli, etik kurallar ve vahşi kapitalizm arasında yaşam savaşı veren bir mesleğimiz var. Kış-yaz demeden en zor koşullar altında, hatta ölümü bile göze alarak kitlelere haber ulaştırmaya çalışıyoruz. Ekonomi açısından da hep sıkıntılı bir mesleğimiz var. Bu mesleği yapanların nerdeyse yüzde sekseni yoksul veya orta sınıf ailesinden gelenlerdir” dedi.

GAZETECİ EĞİLMEZ, BÜKÜLMEZ
Gazeteciliğin kurallarının net olduğunu belirten Üründül, sözlerini şöyle tamamladı: “Bir gazeteci eğilmez bükülmez en bozuk yollarda bile elleri kanasa, kan kussa, dizleri çürüse, yüreği kanasa da dik durmak ve doğru yolda yürümek zorundadır. Bir önceki ağabeyinden aldığı bayrağı yolun sonuna doğru arkadan kendine yetişmeye çalışana devreder. Yolda kalanlar kapitalist sistemin çarkları arasında bir o yana bir bu yana savrulurlar. Bir onun, bir bunun esiri olmaktan kurtulamazlar. Kısa zamanın karında küçük bir sermaye edinmelerde basın tarihinin tozlu sayfalarında kaybolurlar”.





