Antalya’da 4 Mayıs’ta Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in yargılandığı davanın 2’inci duruşması başlamıştı. 4 gün boyunca devam eden dava sürecinin ardından Muhittin Böcek’in tutukluğunu devamına karar verildi. Davanın ardından CHP Antalya İl Başkanı Nail Kamacı, açıklamada bulundu. Kamacı, kamuoyuna yansıyan iddialara iddianame içeriğinin örtüşmediğini öne sürdü. Kamacı, soruşturmanın siyasi bir algı operasyonuna dönüştüğünü ileri sürerek “Dava sürecinde günlerdir kamuoyuna servis edilen algı operasyonlarıyla iddianamenin gerçek içeriği arasında büyük çelişki artık gizlenemez hale gelmiştir. Daha ilk günden itibaren kamuoyunda “rüşvet çarkı”, “örgütlü yapı” ve benzeri başlıklarda yaratılmak istenen siyasi algının iddianamenin içeriğiyle birebir örtüşmediği açıkça görülmektedir” dedi.

16 MART’TAKİ DAVAYI HATIRLATTI
Muhittin Böcek’in 16 Mart’ta görülen davasını hatırlatan Kamacı, “16 Mart’ta ilk dava 3 gün sürmüştü. Oradaki ifadelerden çıkardığımız 4 tane ana başlık vardı. Birisi ek ifadelerle tutuklu olduğunu söyleyen belediye başkanımız, 2’incisi i “korku yüzünden ifade verdim” diyen bir tutuklu, yine bir iş adamının “her partiye yardımcı oldum, elimden geldiği kadar seçimlerde destek verdim” demesi ve diğer iş adamının da aynı ifadeleri kullanmasıydı.

SİYASİ OPERASYON
4 Mayıs’tan buya yaşadığımız dört günde, 2’inci oturumdaki süreçte de 3 ana başlıkta toplanabilir. Birincisi, bugün kamuoyunda yüksek sesle dillendirilen ve basına yansıyan iddianamenin sadece ‘irtikâp’ iddiası ile hazırlanması, rüşvet suçlamalarının ise dışarıda bırakılmasıdır. Dosyalarda ortaya çıkan tablo, para verdiği iddia edilen kesimlerin korunup, tüm yükün ise tek taraflı biçimde siyasi alana doğru yönlendirilmeye çalışılmasıdır. Bu tür konular ciddi soru işaretleri yaratmaktadır. Eğer ortada bir suç ilişkisi olduğu iddia ediliyorsa bunun yalnızca siyasi hedef haline getirilen kişiler üzerinde yüklenmesi hukuk değil, seçici adalet anlayışıdır. Hukuk herkese eşit uygulanmayacaksa buralarda adaletten değil, siyasi operasyondan söz edilebilir.
DAVANI SİYASİ OLDUĞUNUN GÖSTERGESİDİR.
Kamuoyuna servis edilen görüntüler ve özellikle insanların özel telefonlarından çıkan aile ve mahremiyete ait içeriklerin davayla doğrudan alakası yoktur. Avukatlarında dile getirdiği gibi, ifade verildikten sonra 15 dakika içinde havuz medyasında ifadelerin yayınlanması soruşturmanın gizliliği açısından bugünkü geldiğimiz noktayı açıkça ortaya koymaktadır. Bu da davanın siyasi olduğunun göstergesidir.
HUKUK DEĞİL, DOĞRUDAN İTİBAR SUİKASTİ
Devlete emanet edilen kişilerin verilerinin ve özel hayatın korunması gerekirken, insanların aile yaşamının, çocuklarının ve özel ilişkilerinin itibarsızlaştırma amacıyla kamuoyuna sunulması hukuk değil, doğrudan karakter suikastıdır. Henüz mahkeme kararı ortada yokken medya üzerinden linç düzeni kurulması toplumda korku yaratma ve siyasi itibarsızlaştırma amacı taşımaktadır. Bugün bir siyasi görüşe karşı kullanılan bu yöntem, özellikle söylüyorum, yarın herkes için tehdit haline gelir. Devletin elindeki bilgi ve kayıtları siyasi hesaplaşmanın aparatı haline getirmek kabul edilemez. Biz aile mahremiyetini hedef alan, insan onurunu ayaklar altına alan ve yargıyı medya operasyonlarıyla yönlendirmeye çalışan bu kirli anlayışa boyun eğmeyeceğiz. Bu 2007 tarihlerinde de yapılmıştı. 8 sene sonra “Allah bizi affetsin” demişlerdi. Ama şunu unutmayın: Allah der ki “Kul hakkıyla yanıma gelmeyin.” Bugün işlenilen kul hakkı maalesef yedirilmekte, kaybettirilmektedir.”
SİYASİ İKİYÜZLÜLÜK VURGUSU
“Suçlama konusu yapılan sponsorluk ilişkilerinin yalnızca Cumhuriyet Halk Partisi’ne özgü bir uygulama gibi sunulması büyük bir siyasi ikiyüzlülüktür” diyen Kamacı, “Türkiye’de yıllardır tüm siyasi partilerin etkinliklerinde, organizasyonlarında, festivallerinde ve çeşitli kültürel faaliyetlerinde sponsor destekleri alınmaktadır. İçerideki ifadelerle de bu anlaşılmıştır. Sadece 2019’daki seçimlerde değil, 2019 öncesindeki belediye başkanlığı seçimlerinde de sponsor oldukları söylenmiştir. Buradaki yargılama göstermiştir ki söz konusu olan yalnızca Muhittin Böcek başkanımız değildir. Davada ifade verenler, başka siyasi yapılara ve isimlere de sponsor olduklarını açıkça ifade etmişlerdir. Eğer bu konu hukuki bir tartışma haline getirilecekse aynı standardın herkes için uygulanması gerekir. Hukuk, muhalefeti cezalandırma aracına dönüştürülemez. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yargının siyasallaştırılmasına, hukuk eliyle siyasi sonuç üretilmesine ve medya üzerinden yürütülen karakter suikastlarına boyun eğmeyeceğiz. Antalya halkı şunu çok iyi bilmelidir: Bizler hukukun üstünlüğünü savunurken, hukukun siyasetin sopası haline getirilmesine de sonuna kadar direneceğiz. Çünkü adaletin olmadığı yerde hukuk değil, korku düzeni vardır. Ve hiç kimse devlet gücünü kullanarak toplumu susturabileceğini sanmamalıdır” sözlerine yer verdi.




