İstanbul Başakşehir’de bir ortaokulda 8 öğrencinin bıçaklı saldırıda yaralanması ve öğrencilerden birinin hayatını kaybetmesi, okullarda güvenlik meselesinin ertelenemeyecek kadar ciddi bir noktaya geldiğini bir kez daha ortaya koydu. Miran, yaşanan acının ardından yaptığı değerlendirmede, “Artık her olaydan sonra yeni bir tedbir açıklayıp birkaç gün sonra eski düzene dönme dönemi sona ermelidir. Çocuklarımızın can güvenliği için geçici değil, kalıcı ve kesin çözümler üretmek zorundayız” dedi.

“ÇOCUKLARIMIZ OKULDA BİLE KORUNAMIYORSA...”
Okulun yalnızca eğitim verilen bir bina olmadığını vurgulayan Miran, şöyle konuştu:
“Bir çocuğumuzu okula gönderirken aklımızda ‘Acaba başına bir şey gelir mi?’ sorusu olmamalıdır. Okul kapısı, çocuklarımızın kendilerini en güvende hissetmesi gereken yer olmalıdır. Eğer çocuklarımız okulda bile korunamıyorsa burada yalnızca bir güvenlik açığından değil, bütüncül bir sistem probleminden söz etmek gerekir.”
“ERKEN UYARI MEKANİZMALARININ BİRLİKTE ELE ALINMALI”
Miran, okul güvenliğinin yalnızca kapıda görev yapan personel sayısının artırılmasıyla çözülemeyeceğini belirterek; rehberlik, psikososyal destek, aile eğitimi, dijital risklerle mücadele, okul çevresinde güvenlik ve erken uyarı mekanizmalarının birlikte ele alınması gerektiğini söyledi.

“ŞİDDET OKULDA BAŞLAMIYOR”
Şiddetin kaynağının yalnızca okul içerisinde aranmasının yanlış olduğunu ifade eden Miran, “Şiddet okulda başlamıyor. Aileden, sosyal çevreden, akran ilişkilerinden ve kontrolsüz dijital içeriklerden beslenen riskler okulun kapısından içeri giriyor. O nedenle çözüm de sadece okulun içerisinde aranamaz” dedi. Miran, riskli davranışların ortaya çıkmadan fark edilmesini sağlayacak ulusal bir erken uyarı ve müdahale sistemi kurulması gerektiğini belirterek, rehber öğretmen ve psikolojik danışmanların güçlendirilmesini istedi.
“GÜVENLİK PERSONELİ KALICI OLMALI”
Okullarda güvenlik ve bahçe görevlilerinin istihdamının sürdürülebilir hale getirilmesi gerektiğini belirten Miran, personelin yalnızca okul kapısında bekleyen kişiler olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. “Bu personel düzenli eğitimlerden geçirilmeli, kriz anında ne yapacağını bilmeli, riskli davranışları fark edebilecek donanıma sahip olmalıdır. Okul güvenliği profesyonel bir alan olarak ele alınmalıdır. Çocuklarımızın güvenliği geçici projelere veya dönemsel uygulamalara bırakılamaz.”

Miran ayrıca okul çevrelerinde düzenli ve görünür kolluk devriyelerinin artırılması, okul giriş- çıkışlarının etkin biçimde denetlenmesi ve kurumlar arasındaki bilgi paylaşımının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“21. MİLLİ EĞİTİM ŞÛRASI ACİLEN TOPLANMALI”
Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumların okul güvenliği konusunda çeşitli çalışmalar yürüttüğünü hatırlatan Miran, ancak yaşanan son olayların
kapsamlı ve kalıcı bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu gösterdiğini söyledi. Eylül ayında da yedi bakanlığın katılımıyla çocukların eğitim süreçlerinin güvenliğine yönelik bir iş birliği protokolü imzalanmıştı. Miran, 21. Milli Eğitim Şûrası’nın “Okul Güvenliği” gündemiyle acilen toplanması çağrısını yineleyerek sözlerini şöyle tamamladı:

“Milli Eğitim, İçişleri, Aile ve Sosyal Hizmetler, Gençlik ve Spor, Sağlık ve Adalet Bakanlıkları; eğitim sendikaları, öğretmenler, veliler, öğrenciler, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları aynı masada buluşmalıdır. Bu toplantı yalnızca konuşma toplantısı olmamalıdır. Şûradan; takvimi, bütçesi, sorumluları ve denetim mekanizması belirlenmiş bir Okul Güvenliği Eylem Planı çıkmalıdır.” “Artık ‘bir daha olmayacak’ demek yetmez. Bir daha olmaması için sistem kurmak zorundayız. Çocuklarımızın can güvenliği konusunda sıfır tolerans, sıfır ihmal ve kalıcı çözüm istiyoruz. Okullarımız güvenli olmadan eğitimde başarıdan, geleceğin Türkiye’sinden söz edemeyiz. Söylenecek sözler söylenmiştir; artık harekete geçme zamanıdır.”





