Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal, Türkiye’nin göç politikaları üzerinden iktidara yüklendi. Plansız göç politikaları nedeniyle Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı zorlukları gözler önüne seren Başkan Uysal, göç sistemini yönetmeye dönük bir altyapı sistemin olduğunu savundu. Türkiye’nin göç aktarma merkezi haline geldiğini savunan Başkan Uysal, Cenevre Sözleşmesi’ni hatırlattı.

Plansız göç politikaları nedeniyle eğitimden barınmaya birçok alanda Türk vatandaşlarının mağduriyetlerine dikkat çeken Başkan Uysal, “Benim çocuğumu üniversiteye gönderiyorsun, ekonominin dışına atıyorsun. Bir kişi lazım olan alanda on kişilik üniversite kuruyorsun. Bir meslek erbabı lazım olan alanda on kişilik kentten cen oluşturuyorsun. O çocukla çalışamaz hale geliyor. Onun boşalttığı yerde de göçmen kampını barındırıyorsun. Ya olur mu böyle bir şey? Böyle bir şeyi nasıl kabul ederiz?” dedi.

Ümit Uysal-19

“TÜRKİYE DÜNYANIN GÖÇ AKTARMA MERKEZİDİR”

Konuya ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulunan Başkan Uysal şu sözlere yer verdi:

“Her kasabaya bir üniversite açılmasının altyapısı göç politikasıdır. Burası dünyanın göç aktarma merkezidir. Bizim göçle ilgili bağlayıcı tek hukuki metnimiz 1951 Cenevre Sözleşmesi’dir. Cenevre Sözleşmesi de batı ülkeleri ile imzaladığımız bir sözleşmedir. Yani din, dil, ırk, yaşam şekli ayrımı nedeniyle kendi ülkesinde zulüm görüyorsa gelir; biz de kendi vatandaşımız standardında onu korumakla mükellefiz. Ama kimle sözleşme yaptığımız devletlerle bize gelenler onlar değil ki. Biz gelenlerin tamamını sınır dışı etme hukukunda olan kesimiz.

“BENİM DE DEPORT ETME HAKKIMI KULLANDIRMIYORSUN”

Senin evinde bir tane misafir odası var, on kişi misafir kabul ediyorsun. Yani evin sakinleri aç kalıyor, evin sakinleri barınacak oda bulamıyor, uyuyacak oda bulamıyor. Şimdi böyle bir tablo var. Bunu konuşana da hemen ırkçı vesaire yafta hazır. Bir egemen söylemem var ya; bu hukukun bunun ırkla, şunun bununla bir ilgisi yok. Bu vatandaşın hukuku. Benim misafir odam yokken sen misafir kabul edersen benim hukukumu çiğniyorsun. Beni aç bırakıyorsun, beni bağıramaz hale getiriyorsun. Benim de deport etme hakkımı kullandırmıyorsun.

Umit Uysal-18

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ BU KADAR UCUZ MU?”

Hep beraber kişi başına 100 bin dolarlık ülkeye gidiyoruz diyelim. Gitmeyiz de farz-ı muhal hadi böyle bir karar verdik; alıyorlar mı bizi? Deport ederler değil mi? Biz niye edemiyoruz? Türkiye Cumhuriyeti bu kadar ucuz mu? Can güvenliği yoksa etmeyelim ama bayramda giden insanı yeniden ülkeye nasıl kabul ediyorsunuz?

“ELEME SİSTEMİNE TABİ TUTULMASI GEREKİYOR”

Nüfus krizi yaşayan, yaşlanma krizi yaşayan gelişmiş sanayi ülkelerinin yılda milyonlarla yasal işçi aldığını biliyoruz. O yılda milyonlarla alınan işçilerin bazı ülkelerde barındırılması gerekiyor. Hem yarı düzenli ülkelerde daha düzenli ülkelere hazırlık yapılması için bir süre geçirilmesi, hem de elenebilen, seçme yapılabilen, konsoloslukları sistemli çalışabilecek ülkelerde o eleme sistemine tabi tutulması gerekiyor.

“BÖYLE BİR ŞEYİ NASIL KABUL EDERİZ?”

Yılda milyon göçmen alan bir ekonomiyi düşünelim. Bu ülkeye işçi lazım ve bizden geçecek işçi burada ayrıştırılacak. Bir yer lazım. Ayrıştırılırken ne lazım? Bedavaya gelmesi lazım. Göçmen kampının. Yani görüyor musunuz, benim çocuğumu üniversiteye gönderiyorsun, ekonominin dışına atıyorsun. Bir kişi lazım olan alanda on kişilik üniversite kuruyorsun. Bir meslek erbabı lazım olan alanda on kişilik kontenjan oluşturuyorsun. O çocukla çalışamaz hale geliyor. Onun boşalttığı yerde de göçmen kampını barındırıyorsun. Ya olur mu böyle bir şey? Böyle bir şeyi nasıl kabul ederiz?

“GELİŞMİŞ EKONOMİLER BÜYÜK BİR NÜFUS SIKINTISI, İŞ GÜCÜ SIKINTISI YAŞIYOR”

Bizim Ruanda’yla turizm iş birliği anlaşmamız var. Dizilere bahane olsun diye Sierra Leone’yle vize kolaylığı anlaşmamız var. Resmi pasaportlara. Biz gitmiyoruz ki, onlar geliyor. Burada kampta çalışıyor, buralarda barınıyor, buradan gelişmiş ekonomilere gidiyor. Hele hele vasıflı olanlar… Dünyanın bütün ustaları, dünyanın bütün tornacıları lazım. Yani gelişmiş ekonomiler büyük bir nüfus sıkıntısı, iş gücü sıkıntısı yaşıyor.

HERKES ZENGİN OLURKEN BİZ KENDİ İÇİMİZDE TARTIŞIYORUZ

Ama bize varlık içinde yokluk. Bizim çocuklarımız üniversite mezunu işsiz. Bizim gibi ülkeler için çok güzel tartışmalar var. Aynı nasıl herkes zengin olurken biz; “etnik şu kökenli misin, bu kökende misin, bu mezhepten misin, o yaşam şeklinde misin” bunları konuşturuyorlar ya… Bizi çakal çayı atladıktan sonra, atanan Üsküdar’ı geçtikten sonra sen çocuklarını bıraktıktan sonra sen hangi liseyi açsan ne fark edecek kardeşim?

Hep böyle saçma sapan çapraz konuları tartışır durursun. Karın doyurmaz, ipe sapa gelmez konularla birbirine girersin. Sürekli onları konuşur durursun. Ondan sonra böyle el âlem zengin olur, sen çoluğunu çocuğunu gurbete gönderirsin, bir sürü sıkıntıya maruz kalırsın. Olay bu.”

Kaynak: HABER MERKEZİ