Antalya'nın artan nüfusu, turizm hareketliliği ve değişen iklim koşulları, su kaynaklarının geleceğine ilişkin su güvenliği tartışmalarını yeniden gündeme taşırken, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Antalya'da suyun yalnızca miktarının değil, kalitesinin de tehdit altında olduğunu belirterek mevcut su yönetimi anlayışının değiştirilmesi gerektiğini vurguladı. Özkan, tarımdan turizme, sanayiden altyapıya kadar farklı alanlarda su kullanımının yeniden ele alınması gerektiğini ifade ederken, gerekli adımlar atılmadığı takdirde önümüzdeki 10 yıl içinde temiz suya ve gıdaya erişimin ciddi bir sorun hâline gelebileceği uyarısında bulundu.
“ANTALYA SU İLE BÜYÜYEN BİR ŞEHİR”
Antalya'nın aslında suyla büyüyen bir şehir olduğunu ifade eden Prof. Dr. Özkan, “Bundan 400 sene önceye gelseniz, 400 sene önce baktığınız zaman her yerinden su çıkardı. Ne görüyorsunuz? Şehrin içerisinde su kanalları, su kemerleri... Aslında o şehri şekillendiren, ona kültür veren unsurların hepsi su olmuş. Bütün medeniyetlerde olduğu gibi. Ama bugün baktığımızda, her ne kadar bilim ve teknolojide elimizde çok büyük, güçlü araçlar olsa da bu güçlü araçlarla suya çok kötü davranmışız. Suya çok kötü davranmışız ve ona çok büyük zarar vermişiz. Bunu çok kısa bir zaman içerisinde yapmışız. Teknoloji geliştikçe, suya daha çok saygısızlık yapmışız. Biz burada Antalya olarak ve üniversite olarak şehirdeki en önemli konulara dikkat çekmek istiyoruz. Akdeniz Üniversitesi olarak hocalarımızla, çevre alanında çalışan akademisyenlerimizle birlikte bu sürecin böyle gitmeyeceğini anlatmak ve kamuoyunu bilinçlendirmek için çalışmalar yapacağız.” diye konuştu.

DENİZ SUYU TATLI SUYU OLUMSUZ ETKİLEDİ
Su kaynaklarının azaldığını hatırlatan Prof. Dr. Özkan, yıllar içinde kentteki bazı projelerin yetersizliğine dikkat çekerek, “Bunu söylemek son derece önemlidir. Çünkü Antalya'da gördüklerimiz bunu açıkça gösteriyor. Belki gençler hatırlamaz ama Düden Şelalesi'ni hatırlarsınız. O bölgedeki suları hatırlarsınız. Şimdi ise gözlerimizin önünde bu su kaynaklarının ne kadar azaldığını konuşuyoruz. Maalesef hep suların orada olduğunu ve sonsuza kadar öyle kalacağını sandık. Ama öyle değil. Bugün gördüğümüz Düden, bize aslında bunu bas bas bağırıyor. Su elimizden gidiyor. Hem miktar olarak hem de kalite olarak elimizden gidiyor. Ama mesele sadece suyu kötü kullanmak da değil. Su burada bitmiş, başka yerden su getirmeye kalkmışız. Oradaki suyu da mahvetmişiz. Burada su azalmış, deniz suyunu kullanmaya kalkmışız. Deniz suyu sisteme girmiş, tatlı suyu olumsuz etkilemişiz. Sonra denizden aldığımız suyu tekrar farklı şekillerde doğaya vermişiz.” dedi.
“10 YILDAN AZ BİR SÜREDE DAHA AĞIR ŞEKİLDE KARŞILAŞACAĞIZ”
Sürekli su kaynaklarının yıpratıldığını vurgulayan Prof. Dr. Özkan, 10 yıldan kısa bir sürede su kriziyle daha ağır bir şekilde karşılaşılacağını belirterek, “Sadece tatlı suyu değil, deniz ekosistemlerini de olumsuz etkilemeye başlamışız. Farkında mısınız bilmiyorum ama 10 yıl sonra değil, belki daha kısa sürede bu sorunlarla çok daha ağır şekilde karşılaşacağız. Bu anlamda bazı şeyleri bir an önce değiştirmemiz gerekiyor. Suyu tüketirken kültürel bir dönüşüm gerçekleştirmemiz lazım. Antalya olarak suyu nasıl daha iyi kullanabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Bugün yaklaşık 2 milyon 700 binlik bir nüfusumuz var. Ancak yıl içerisinde milyonlarca turist ağırlıyoruz. Sonuç olarak hem su kaynaklarımız hem de altyapımız bu yük için tasarlanmamış durumda. Bundan sonra hem altyapıyı güçlendirmemiz hem de suyu daha verimli kullanmamız gerekiyor.” dedi.

“GIDA BULMAKTA ZORLANACAĞIZ”
Tarımdaki su kullanımına değinen Prof. Dr. Özkan, “Biz bu şekilde sulamaya devam edersek, bir süre sonra gıda bulmakta zorlanacağız. Çünkü tarım, doğrudan gıda üretimi demektir. Tarımda mutlaka kapalı sistemlere geçmemiz ve su kayıplarını önlememiz gerekiyor. Demin de bahsedildiği gibi, kişi başına su tüketimi oldukça yüksek. Her gelen ziyaretçinin önemli miktarda su tükettiğini görüyoruz. Bu nedenle sudan gelir elde eden sektörlerin de suyun gerçek maliyetini dikkate alması gerekiyor. Ayrıca kullanılan suyun gerçekten şebekeden mi çekildiği, yoksa farklı yöntemlerle mi temin edildiği denetlenmeli. Kaçak kullanımlar ve kayıplar mutlaka kontrol edilmelidir. Sonuç olarak tarımda da, sanayide de suyu çok daha dikkatli kullanmak zorundayız. Sanayide kullanılan suyun mümkün olduğunca geri dönüştürülmesi gerekiyor. Bu konuda gerekli düzenlemelerin ve yaptırımların bir an önce hayata geçirilmesi şarttır. Ancak bu sadece yaptırımlarla olmaz. Eğitim de gerekir. Küçükten büyüğe herkesin bilinçlendirilmesi gerekir.” diye konuştu.
“SUYUMUZU HEP BİRLİKTE KORUYALIM”
“Eğer su kullanımını planlayamaz ve özellikle tarımda gerekli düzenlemeleri yapamazsak, gelecekte temiz su bulmakta zorlanacağız.” diyen Prof. Dr. Özkan, “Sağlığımız risk altında, medeniyetimiz risk altında, çocuklarımız risk altında. Eğer çocuklarımıza yeşil, sulak, turizmi güçlü, tarımı güvenli ve yaşam kalitesi yüksek bir Antalya bırakmak istiyorsak, suyumuza hep birlikte sahip çıkmamız gerekiyor. Bu konuda sürekli konuşmamız gerekiyor. Çünkü genellikle kriz ortaya çıktıktan sonra çözüm arıyoruz. Oysa ben bir sağlıkçı olarak şunu söyleyebilirim: Asıl önemli olan hastalık ortaya çıkmadan önce önlem almaktır. Burada da aynı yaklaşımı benimsemeliyiz. Suyumuzu hep birlikte koruyalım. Bu konuyu sürekli gündemde tutalım. Gerekli düzenlemeler için hep birlikte çaba gösterelim.” ifadelerini kullandı.
PLANSIZ KENTLEŞMEYE DİKKAT ÇEKTİ
Dünyanın birçok yerinde yaşanan sorunların temelinde plansız kentleşmenin yer aldığını vurgulayan Prof. Dr. Özkan, “Eğer siz suyun çıktığı alanları yapılaşmaya açarsanız, yağmur sularının toprağa süzülmesini engellerseniz, dere yataklarını daraltırsanız veya su havzalarını yeterince koruyamazsanız, bireysel tasarrufun etkisi sınırlı kalır. Bu nedenle su yönetimi yalnızca vatandaşın sorumluluğunda olan bir konu değildir. Merkezi yönetimlerin, yerel yönetimlerin, meslek odalarının, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak hareket etmesi gerekir. Çünkü su, hepimizin ortak varlığıdır. Antalya özelinde düşündüğümüzde ise konu daha da kritik. Çünkü bir tarafta hızla büyüyen bir kent, diğer tarafta yoğun tarımsal üretim ve milyonlarca turisti ağırlayan bir ekonomi bulunuyor. Bu nedenle su kaynaklarının korunması sadece çevresel bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal bir zorunluluktur.” sözlerine yer verdi.
“ANTALYA'NIN GELECEĞİNİ KONUŞURKEN ASLINDA SUYU KONUŞUYORUZ”
“Bizim artık suyu sınırsız bir kaynak gibi görme anlayışından vazgeçmemiz gerekiyor.” diyen Prof. Dr. Özkan, “Suyu koruyan, yeniden kullanan, kayıpları azaltan ve gelecek kuşakların hakkını gözeten bir yönetim anlayışına geçmek zorundayız. Çünkü suyun alternatifi yok. Enerjinin farklı kaynakları olabilir, birçok ihtiyacın yerine başka çözümler bulunabilir; ancak suyun yerine koyabileceğimiz başka bir kaynak yoktur. Bu nedenle Antalya'nın geleceğini konuşurken aslında suyu konuşuyoruz. Eğer bugün gerekli önlemleri alabilirsek, çocuklarımıza yeşil alanları, tarımını sürdürebilen, turizmini koruyan ve yaşam kalitesi yüksek bir Antalya bırakabiliriz. Ancak gerekli adımları atmazsak, gelecekte karşılaşacağımız sorunların maliyeti çok daha ağır olacaktır. Dolayısıyla bu mesele sadece çevrecilerin, akademisyenlerin veya kamu kurumlarının değil; Antalya'da yaşayan herkesin ortak meselesidir. Suyu korumak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.” dedi.





