1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından yapılan basın açıklamasında, dünya genelinde devam eden savaşlar ve çatışmaların halklar üzerinde yarattığı yıkıma dikkat çekildi. 1 Eylül 1939’da başlayan ve yaklaşık 70 milyon insanın yaşamını yitirdiği II. Dünya Savaşı’nın insanlık tarihindeki ağır sonuçlarını hatırlatan platform üyeleri, aradan geçen onlarca yıla rağmen dünyanın bugün de savaşlar, silahlanma, yoksulluk ve zorunlu göçlerle karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (1)-1

YAŞANAN SAVAŞLARA DİKKAT ÇEKİLDİ

Açıklamada özellikle Gazze, Ukrayna, Lübnan, İran ve Suriye’de yaşanan çatışmalara dikkat çekilerek savaşların şehirleri, hastaneleri ve okulları yok ettiği; milyonlarca insanı yerinden ettiği belirtildi. Savaş politikalarının halkların çıkarlarına değil, silah sanayisine ve küresel güç odaklarına hizmet ettiği savunulan açıklamada, silahlanmaya ayrılan kaynakların eğitim, sağlık ve kamusal hizmetlerden eksildiği vurgulandı.

Platform, Türkiye’de demokrasi, ifade özgürlüğü ve barışçıl çözüm taleplerinin önemine dikkat çekerek; savaşlara karşı barışın, çatışmalara karşı demokratik çözümün, eşitsizliğe karşı ortak yaşamın savunulması gerektiğini ifade etti. “Savaşa Hayır, Yaşasın Barış” sloganlarıyla mücadele çağrısı yapıldı.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (6)

“HALKLARIN YAŞAMI SAVAŞLARLA KUŞATILIYOR”

Emek ve Demokrasi Güçleri yaptığı açıklamada şu sözlere yer verdi:

“1 Eylül 1939 günü Nazilerin Polonya'yı işgaliyle başlayan, o dönem dünya nüfusunun %3'üne denk gelen en az 70 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan II. Dünya Savaşı'nın üzerinden 87 yıl geçti. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nü ne yazık ki, bir kez daha savaşların, çatışmaların, silahlanmanın ve yoksulluğun gölgesinde karşılıyoruz. Dünyanın dört bir yanında halkların yaşamı savaşlarla kuşatılıyor. Gazze'den Ukrayna'ya, Lübnan'dan İran'a, Ortadoğu'dan dünyanın farklı coğrafyalarına kadar milyonlarca insan öldürülüyor, yaralanıyor, yerinden ediliyor.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (4)

“SALDIRILARLA GÜNLÜK YAŞAMIN HEDEF ALINDIĞINI GÖSTERMEKTEDİR”

Kentler, hastaneler, okullar yıkılıyor; çocukların geleceği ellerinden alınıyor. İsrail-ABD'nin İran'a yönelik ilk saldırılarında yüzlerce çocuğun yaşamını yitirmesine yol açan okulun hedef alınması, ardından altyapıya yönelik saldırılar, asgari savaş kurallarının dahi ortadan kalktığını ve savaş suçu niteliğindeki saldırılarla günlük yaşamın hedef alındığını göstermektedir.

“SAVAŞIN AĞIR SONUÇLARI ÇOCUKLARI, KADINLARI VE GENÇLERİ ETLİLİYOR”

Ortadoğu'da hâlen devam eden Suriye-İran-ABD-İsrail eksenli çatışmaların, cihatçı örgütlere yeni alanlar açılarak sürdürülmesi yeni mezhep savaşlarına da davetiye çıkarmaktadır.
Savaşın olduğu coğrafyalarda insanlığın tüm kazanımları yok edilirken kadınlar, çocuklar ve gençler savaşın ağır sonuçlarından en doğrudan etkilenen kesimler olmaktadır. Tecavüz, cinsel şiddet, işkence, mal varlıklarına el koyma, talan ve doğa katliamları işgalci güçlerce yaygınlaştırılmaktadır. Savaş, kadınlar açısından yalnızca yaşam hakkına yönelik bir tehdit değil; erkek egemen şiddetin, cinsel saldırının, yoksulluğun, güvencesizliğin ve bakım yükünün ağırlaşması anlamına da gelmektedir. Kadınların kazanılmış hakları ve örgütlü yaşamları da hedef alınmaktadır.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (5)

“UCUZ İŞ GÜCÜ OLMAYA ZORLANMAKTADIR”

Zorla yerinden edilmeler sonucunda kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere milyonlarca insan sürgün yollarında tarifsiz acılar yaşamakta, sığınılan ülkelerde insanlık dışı koşullarda yaşamaya ve ucuz iş gücü olmaya zorlanmaktadır. Siyasal iktidarlar, emperyalist rant politikalarının yarattığı emekçi yoksulluğunun sebebini göçmenlerden kaynaklanıyor büyük yalanıyla ırkçılık ve milliyetçiliği tekrar tekrar üreterek sınıfsal çelişkileri görünmez kılmaktadır.

“KEMER SIKMA POLİTİKALARIYLA EMEKÇİLERE KESİLİYOR”

Savaşların arkasında halkların çıkarları değil; emperyalist güçlerin paylaşım hesapları, enerji kaynakları ve ticaret yolları üzerindeki rekabet, silah tekellerinin ve uluslararası sermayenin kâr hırsı bulunuyor. Silaha ayrılan her milyar, halkın eğitiminden, sağlığından, sosyal güvenliğinden ve kamusal hizmetlerinden eksiliyor. Silah tekellerinin kasaları dolarken emekçilerin sofrasındaki ekmek küçülüyor. Cephelerde kaybettiklerimiz yoksul emekçi çocukları olurken yine savaş ekonomisinin faturası da vergilerle, düşük ücretlerle, kemer sıkma politikalarıyla emekçilere kesiliyor.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (3)

“BİR SAVAŞ KONSEPTİNE YÖNELDİĞİNİ GÖSTERMİŞTİR”

NATO'nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleşen 37. Zirvesinde alınan ilk kararlardan biri, yeni savaşlar için NATO’ya ayrılan payların iki katına çıkarılması olmuştur. Ülkemiz siyasal iktidarı da maalesef halkın oluşturduğu bütçenin daha büyük bir payının Nato ya aktarılmasına kabul vermiş oldu. NATO’nun Ankara Zirvesi savaş örgütünün önümüzdeki dönemde özellikle Ortadoğu merkezli yeni ve daha kapsamlı bir savaş konseptine yöneldiğini göstermiştir.

“OPERASYONLARLA GÖZALTI VE TUTUKLAMALAR GERÇEKLEŞTİ”

Türkiye, bu konsepte alacağı rolü büyütmek adına emperyalist saldırgan politikaların merkezindeki Trump başta olmak üzere emperyalist ülkelerin temsilcileri ve silah tekelleri ile milyar dolarlık anlaşmalar yaptı. Bu zirvenin olduğu dönemde öncesi ve sonrası bir ay boyunca bir kısmının hala tutukluluğu devam eden muhaliflere, savaş karşıtlarına yönelik operasyonlarla gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti.

Antalyada Dunya Baris Gununde Savaslara Tepki Yagdi (2)

“SAVAŞA VE GÜVENLİK POLİTİKALARINA DEVASA KAMU KAYNAKLARI AKTARILDI”

Yine ülkemizde çözümsüz bırakılan Kürt sorunu ve bunun etrafında sürdürülen çatışmalı politikalar büyük bir insani, toplumsal, siyasal, ekolojik ve ekonomik yıkım yarattı. Binlerce insan yaşamını yitirdi. Yoksul ailelerin evlerine ölüm haberleri düştü. İnsanlar yerlerinden edildi, köyler boşaldı, doğa tahrip edildi. Savaşa ve güvenlik politikalarına devasa kamu kaynakları aktarıldı. Olağanüstü hal rejimleri ve güvenlikçi politikalar yalnızca çatışmanın yaşandığı bölgeleri değil, giderek bütün ülkenin siyasal ve toplumsal yaşamını biçimlendirdi. Halkın siyasi iradesi ve tercihine karşı savaş açıldı. Adım adım sistematik hale getirilen otoriterleşme ve tek adam rejimi uygulamalarıyla ülkemiz açık cezaevine dönüştürüldü.

“BARIŞA GİDEN YOL; DEMOKRATİKLEŞMEDEN, ADALETTEN GEÇMEKTEDİR”

Çatışmasızlıktan kalıcı barışa giden yol; demokratikleşmeden, adaletten, eşit yurttaşlıktan ve halkların kendi kimlikleriyle özgürce yaşayabilmesinden geçmektedir. Emek ve Demokrasi Güçleri olarak emek mücadelemiz ile demokrasi ve barış mücadelemizi hiçbir zaman birbirinden ayırmadık. Çünkü savaşa karşı barışı savunmak, aynı zamanda sermayenin sömürü ve talan düzenine karşı emeği savunmaktır. Savaşa karşı barışı savunmak kadın ve çocuk haklarını savunmak doğa ve çevrenin yağmalanmasına karşı yaşamı savunmaktadır.

“MEŞRU VE BİRLEŞİK MÜCADELESİYLE SAĞLANACAKTIR.”

Bir kez daha söylüyoruz: savaşa karşı barışı, emperyalizme karşı bağımsızlığı halkların kardeşliğini faşizme karşı demokrasi, eşitlik ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz. Barış işçilerin, emekçilerin, kadın, gençlerin ve halkların ortak mücadelesiyle gelecektir. ortamı biz emekçilerin fiili, meşru ve birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır.”

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ