Falezlerin üzerinde, Akdeniz’in rüzgârı ve Beydağları manzarası eşliğinde gerçekleştirilen etkinlikte katılımcılar, her gün önünden geçtikleri ağaçların aslında farklı coğrafyalardan Antalya’ya gelen “göçmen canlılar” olduğunu keşfetti. Kentin simgesi haline gelen palmiyelerden okaliptüslere, benjaminlerden yerli türlere kadar birçok ağacın hikâyesi, doğa aktivisti, orman mühendisi, ekolog ve US-DER Başkanı Tuncay Neyişçi tarafından anlatıldı.
“GERÇEKTEN YAŞADIĞIMIZ ŞEHRİ TANIYOR MUYUZ?”
Çoğu zaman aynı sokaklardan geçip aynı parkları görsek de, o alanların tarihini, ekolojik yapısını ve hafızasını fark etmeden yaşadığımız ortaya çıktı. Katılımcılar, Antalya’da yıllardır önünden geçtikleri Atatürk Parkı’nı ilk kez bu kadar dikkatle gözlemlediklerini ifade etti. Ağaçların yalnızca gölge veren bitkiler değil; iklimin, göçün, kültürün ve kent belleğinin yaşayan parçaları olduğu vurgulandı.
US-DER’in gerçekleştirdiği bu etkinlik, sivil toplum kuruluşlarının kent yaşamındaki önemini de yeniden gündeme taşıdı. Günümüzde şehir yaşamı yalnızca betonlaşma, trafik ve hızlı tüketim üzerinden şekillenirken; kültür, doğa ve toplumsal hafıza çoğu zaman geri planda kalıyor. İşte tam bu noktada sivil toplum kuruluşları, kent ile insan arasındaki bağı yeniden kuran en önemli yapılardan biri haline geliyor.
Uluslararası Kültür Sanat Göç ve Uyum Derneği gibi kuruluşlar; insanları yalnızca bir etkinlikte buluşturmuyor, aynı zamanda yaşadığı çevreyi sorgulayan, koruyan ve sahip çıkan bireylere dönüştürüyor. Çünkü bir şehri sevmek, yalnızca içinde yaşamakla değil; onun tarihini, doğasını, kokusunu, ağaçlarını ve hikâyelerini tanımakla mümkün oluyor.
Gezi sırasında Tuncay Neyişçi’nin özellikle orman yangınlarıyla ilgili verdiği bilgiler dikkat çekti. Kızılçamların yangın sırasında tohumlarını korumak için geliştirdiği doğal savunma sistemi ve yangın sonrasında küllerinden yeniden doğabilme özellikleri, katılımcılarda büyük hayranlık uyandırdı.
US-DER Başkanı Neyişçi, doğanın “rastgele” değil, büyük bir zekâyla işlediğini anlatarak kent planlamasında doğaya uygun hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Özellikle yanlış alanlara dikilen benjamin ağaçlarının zamanla kaldırımları ve yolları bozduğunu anlatan Neyişçi, geçmişte Antalya’daki büyük projelerde yerel bitki örtüsünün dikkate alındığını, bugün ise plansız peyzaj uygulamalarının ciddi sorunlar yarattığını söyledi.
Etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise “Shinrin-Yoku” yani “orman banyosu” deneyimi oldu. Katılımcılar, yoğun ağaçlık alanda bir ağaca dokunup onu dinleyerek doğayla fiziksel ve ruhsal bağ kurmaya çalıştı. Modern hayatın stresinden uzaklaşmak için Japonya’da terapi yöntemi olarak kullanılan bu uygulama, katılımcılar üzerinde güçlü bir etki bıraktı.
Etkinlik sonunda birçok katılımcı, Antalya’ya artık farklı gözle baktığını ifade etti. “Bu şehirde yaşıyoruz ama aslında çok az şey biliyoruz” diyen katılımcılar, kentin doğasını ve kültürel mirasını tanımaya yönelik daha fazla etkinlik yapılması gerektiğini söyledi.
US-DER’in gerçekleştirdiği bu çalışma, Antalya’da yaşam kalitesinin yalnızca büyük yatırımlarla değil; doğayı, kültürü ve insan ilişkilerini güçlendiren sivil toplum faaliyetleriyle de gelişebileceğini gösterdi. Çünkü şehirleri yalnızca binalar değil, ortak hafıza, kültür ve dayanışma güzelleştiriyor. Antalya’nın geleceği de ancak doğasına, tarihine ve insanına birlikte sahip çıkıldığında daha yaşanabilir hale gelebilecek.





