Antalya’da siyasi gerilim her geçen gün artarken AK Parti Antalya Milletvekili İbrahim Ethem Taş, Antalya’nın Konyaaltı ilçesinde yer alan ve Antalya Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Menderes Türel’in mega projesi Boğaçayı üzerinden; CHP’li Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin hedef almıştı. Büyükşehir Belediyesi’ne yüklenen Taş, Türel’in mega projesi Boğaçayı’nın bakımsızlığa mahkum edildiğini ifade ederek, yeterli bakım ve temizlik hizmeti vermediğini savunmuştu. Sosyal medya hesabı üzerinden Büyükşehir’i hedef alan Taş, “Bugün Antalya'mızın en güzel noktalarından biri olan Boğaçayı'ndayız demek isterdim. Önceden çok güzeldi ama maalesef şu anda bakımsızlıktan görüyorsunuz, içerisi otlarla ve kargılarla dolmuş” sözlerine yer vermişti.

Boğaçayı (5)-1

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ GERÇEKLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARDI

Ak Partili Antalya Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Menderes Türel, döneminde bütün itirazlara rağmen mega proje olarak yapılan Boğaçayı projesini Ak Partililer sık sık eleştirirken, Antalya Büyükşehir Belediyesi yetkilileri Boğaçayı’nın son durumu ile ilgili açıklamada bulundu. Gerçeklerin eleştirililerle alakası olmadığını Büyükşehir yetkililerinin verileri ortaya koydu. Bugün Boğaçayı’nda açıklama yapan Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı ve Çevre Yüksek Mühendisi Lokman Atasoy şu sözlere yer verdi;

"Zaman zaman kamuoyunda Boğaçay’la ilgili birçok haber yansıyor. Daha çok da kirlilik olduğu, temizlik çalışmalarının yapılmadığı, bazen kıyı erozyonuna neden olduğu; bazen ise kuşların, balıkların burada yuva yaptığıyla ilgili güzel haberler duyuyoruz. Ancak son günlerde Boğaçay’ın kirlendiği ve temizlik yapılmadığı yönünde haberler çıkınca, Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak hem Boğaçay’ın ekolojik durumunu hem de geçmişini, bugününü ve yaptığımız çalışmaları kamuoyuna aktarma ihtiyacı hissettik.

Boğaçayı (6)-1

Öncelikle şunu söyleyeyim: Arkada gördüğünüz sazlıklar, yani sucul bitkiler, bir kirlilik göstergesi değildir. Bunun kirlilik olarak ifade edilmesi bilim açısından kesinlikle doğru değildir. Daha dün yapılan bir videoda, yukarıda çalışan iki makinemiz görünüyordu. Bu makineler 7 gün esaslı çalışmaktadır. Onların biçtiği, hasat ettiği sucul otların biriktiği ve kepçeyle alınmadan önceki görüntüler yanlış bir algı oluşturmuştur. Biz teknik ve bilimsel olarak Boğaçay’ı her yönüyle tartışmaya açığız. Ancak çevre siyaset üstü bir konudur; siyaseten konuşursak sonuca varamayız.

Boğaçayı (7)

ESKİ HATALAR İYİLEŞİYOR

Boğaçay aslında iyileşiyor. Doğa kendini tedavi ediyor. Bunun için biraz geriye gitmek gerekir. 10 yıl öncesine, Boğaçay projesi yokken, yazın debisi azalan, kışın ise yağmur ve kar sularıyla coşan bir dereydi burası. 2018’de Boğaçay tartışmaları başladığında bilim insanları, akademisyenler ve meslek odaları çeşitli endişelerini dile getirdiler: dip çamuru, yosun artışı, sucul otların çoğalması, haşere ve koku problemleri… Maalesef bu endişeler kısa sürede gerçekleşti.

Biz ise bilimin yolunu seçtik. İlk yıl deniz süpürgesini kiralayarak çalışmalara başladık. Daha sonra su seviyesi düşünce sucul ot kesme teknelerini devreye aldık. Çalışma koşulları zorlaştıkça ekipman ve personel ihtiyacı arttı. Şu anda günde bir kamyon, yani yaklaşık 8 ton atık topluyoruz. Bu yıl 320 ton sucul ot ve 4 ton civarında fiziksel atık (pet şişe, lastik, koltuk, çamaşır makinesi vb.) topladık.

Boğaçayı (5)-1

PIRIL PIRIL YAPMAK MÜMKÜN DEĞİL

Sazlıklara müdahale etmiyoruz. Çünkü sazlıklar filtre görevi görür, ekosistemin parçasıdır. Balıklar, kuşlar, kurbağalar burada yuva yapar. Eğer kesmezsek oksijensiz ortam oluşur, alg ölümleri ve koku problemi başlar. Bu nedenle kontrollü biçimde hasat yapıyoruz. Gürültü nedeniyle şikâyetler alsak da doğa için mücadele ediyoruz.

Kimyasal kullanarak Boğaçay’ı pırıl pırıl yapmak mümkündür. Ancak biz doğayı kuşuyla, balığıyla, böceğiyle olduğu gibi seviyoruz. Bu nedenle doğal dengeyi korumayı tercih ediyoruz. Sonuç olarak, Boğaçay’daki sazlıklar kirlilik değil, biyoçeşitliliğin ta kendisidir. Eleştiriye açığız, ekipman ve personel artırabiliriz. Ancak sazlıkların kesilmesini istemeyin. Doğayla mücadele değil, uyum içinde yaşamayı seçiyoruz."

Boğaçayı (4)-1

MÜDAHALE DENGEYİ BOZAR

Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu: "Yaşama hakkı sadece insanlara ait değildir. Her canlının doğada yaşama hakkı vardır. Bunu düşünmemiz gerekir. Doğa her zaman en güzelini yapar, kendisini düzenler. İnsan müdahale ettiğinde doğayı bozmuş olur.

Şu anda buradaki kamışlıklar birçok kuşa yuva ve sığınak yeri, balıkların da yumurta bıraktığı materyalleri oluşturuyor. Bunun ötesinde biyolojik olarak evsel, yani azotlu ve fosforlu bileşikleri gübre olarak kullandığı için biyolojik bir arıtma döngüsüne giriyor. Ayrıca yukarıdan gelebilecek katı atıkları tutarak mekanik filtreleme görevi görüyor. Eğer burayı keserseniz, bütün pislik bir sel veya yağış olduğunda olduğu gibi denize gider.

Biz bunu sürekli söylüyoruz: Nehir ağızlarındaki vejetasyonları yok etmeyelim. Ne yazık ki bu anlayışla bütün nehir ağızlarını kestik, yok ettik. Hatta oteller kendi düzenlemelerini yaptılar. Oysa oralar birçok canlı için yaşam alanıydı. Bu şekilde doğayı yavaş yavaş yok ediyoruz.

Boğaçayı (3)-2

ÖĞÜTME MAKİNASI GİBİ ÇALIŞIYOR

Bu sene plastik kirliliği ortaya çıktı. Bu kirliliğin bir kısmı başka yerlerden gelse de büyük bir kısmı bizim bölgemizden kaynaklanıyor. Plastik güneşte parçalanıyor, kırılıyor, yağışla beraber denize gidiyor. Antalya falezleri dahi birer mikroplastik öğütme yeridir. Dalgalarla kıyıya vuran plastikler sürekli parçalanıyor. Aynı şekilde Kemer ve Gazipaşa tarafındaki mağaralarda dalış yaptığımda plastiklerin ne hale geldiğini görüyorum. Kayalar adeta öğütme makinesi gibi çalışıyor.

Sazlıklar sedimanı tutuyor, filtreleme görevini yerine getiriyor. Dolayısıyla buradaki yaşamı bozmayalım. Bu bir kirlilik değil, bilakis temizliğin göstergesidir. Düzenlenebilecek yerler makinelerle düzenleniyor zaten. Ancak geri kalan alanlar bizim değil, başka canlıların yaşam alanıdır. Bakın, şöyle baktığınızda kuşları görüyorsunuz. Onların üreme ve yavrulama alanı burasıdır. Boğaçay’ı kendi haline bırakalım, doğa kendini toparlasın. Geçmişte zaten bu şekildeydi, yine öyle kalmalıdır.

Boğaçayı (2)-3

YILLARDIR DALIŞ YAPIYORUM

Ben yıllardır dalış yapıyorum. Bu sene berrak su yakalayamadık, görüş kötü. Kayaların üzerinde çökelti var. Bunun nedeni, nehir ağızlarındaki vejetasyonu yok etmemizdir. Gelen pislik ve çamur doğrudan denize gidiyor. Bu da ekosistemi bozuyor, süngerlerin suyu filtrelemesini ve oksijen almasını engelliyor. Deniz yaşamını olumsuz etkiliyor, tabanda sediman birikimine neden oluyor. Bu da dipte yaşayan canlıların yaşam alanını kısıtlıyor. Dolayısıyla sürekli söylüyorum: Boğaçay’ı bırakalım, doğa kendini toparlasın, doğal hâlde kalsın" dedi.

10 YIL ÖNCE GÖRÜŞLERİMİZİ SÖYLEMİŞTİK

Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şubesi başkani Mustafa Karancı ise "Olaya biraz farklı bir boyuttan yaklaşmak isterim. Bugünü anlayabilmemiz için aslında düne bakmamız lazım. Bundan çok uzak değil; yaklaşık 9-10 yıl öncesine gittiğimizde Boğaçay projesinin ilk lansmanı yapıldığında meslek odalarımız bu noktadaki görüşlerini ifade etmişlerdi.

KONYAALTINI KAYBETME NOKTASINA GELDİK

640 kilometrelik sahili olan Antalya’nın, dünya incisi Antalya’mızın, 700 metrelik bir mesafede ve yaklaşık 200 metre genişliğinde kapalı bir havuz oluşturulması, hatta deniz suyunun içeri alınması noktasında bir lansman yapılmıştı. Meslek odalarımız gerekli itirazlarını yaptılar, hukuki süreçleri başlattılar. Deniz suyunun içeri alınması yeraltı sularımızı tuzlandıracağından bu projeden vazgeçilmişti. Ancak bu alanda yapılan çalışmalar sonucunda bugün 750 metreye 200 metre genişliğinde çok büyük bir havuz oluşturuldu. Yukarıdan gelen sedimenter malzeme aslında denize ulaşarak Konyaaltı Plajı’nı oluşturur. Doğaya yapılan müdahale sonrasında Konyaaltı Plajı’nı kaybetme noktasına geldik.

Dere yataklarındaki hassasiyetin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Aynı hassasiyetin TOKİ projesinde de gösterilmesi gerektiğini vurgulamak isterim. Boğaçay’ın hemen üstünde TOKİ alanında büyük bir yapılaşma var. O bölgede içme suyu kaynaklarımız bulunuyor. Dolayısıyla bu hassasiyetin tüm dere yatakları için geçerli olması gerektiğini düşünüyorum" diye konuştu.

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ