Antalya’da sel ve taşkın tartışmaları hala güncelliğini korurken, Konyaaltı Çakırlar bölgesi ile Çandır Çayı üzerine yapılması planlanan TOKİ projesinde inşaat süreci başladı. İlk betonun dökülmesiyle birlikte proje yeniden kamuoyunun gündemine gelirken, Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Dipova, dikkat çeken açıklamada bulundu. Prof. Dr. Dipova, yaptığı açıklamada “doğal afet” kavramının yanlış bir tanım olduğunu vurgularken doğadan gelen tehlikenin her zaman var olduğunu, asıl sorunun bu tehlikeyi doğru okuyamayarak risk hesabını göz ardı eden planlamalar olduğunu ifade etti. Çandır Çayı yatağında yapılan dolguların taşkın alanını daralttığını belirten Prof. Dr. Dipova, bu yaklaşımın yalnızca Çandır çevresinde değil, Liman Mahallesi’nde de daha büyük bir tehlike yarattığını vurguladı.

“MÜHENDİSLİK ÇÖZÜM ÜRETME SANATIDIR”
Prof. Dr. Dipova, “Doğal afet diye bir şey yoktur.” Buna katılıyorum” diyerek, “Doğal afet terminolojimizden kalkmalı. Çünkü mühendislik çözüm üretme sanatıdır. Biz bunun için varız. Eğer bir şeye çözüm üretmemişsek ya da çözüm ürettiğimizi iddia ettikten sonra başka sorunlar ortaya çıkarmışsak, bu mesleği doğru dürüst icra edememişiz demektir. Afet konusunda iki kavramı eklemek istiyorum: Birincisi tehlike, ikincisi risk. Tehlike doğadan kaynaklıdır ve her zaman vardır. Bunu engelleme şansınız yoktur. İklim değişimi bu tehlike boyutunu artıracaktır. Bizim bunu anlamamız, boyutlandırmamız ve mühendislik hesaplarına, planlamalarına yansıtmamız gerekir. Eğer bunu becerememişsek risk artar. Risk artmışsa da yaptığınız mühendislik projesi proje değildir; hatalıdır, yanlıştır” dedi.

ÇANDIR ÇAYINDA TOKİ İÇİN BETON DÖKÜLDÜ
“Bir konuda çözüm üretirken bunun yan etkilerini de baştan gözetmemiz gerekir” diyen Prof. Dr. Dipova, “Antalya’nın güncel bir konusundan örnek vermek gerekiyor. Çandır Çayı’na konutlar planlanıyor, hatta başladı. Oradaydım, beton dökülüyordu. Bir önyargıyı da değiştirmemiz lazım. “O Çandır Çayı’nda taşkın olursa içine yapacağımız konutlar zarar görür” önermesinden biraz uzaklaşmak gerekiyor. Çünkü burada çözüm üretildiği iddia ediliyor. Mühendisler çözüm üretiyor. Peki nasıl çözüm üreteceğiz? Dolgu yaptığınız zaman kesit alanını aşağı yukarı yüzde 45’e düşürüyoruz. Bu çözüm değildir. Çünkü aslında Çandır yatağında, taş ocaklarının kuzeyinde suyun olabildiğince uzun süre durması gerekiyordu. Depolanması gerekiyordu. Taşkın alanının olabildiğince geniş olması gerekiyordu ki hızı düşsün” diye konuştu.

“LİMAN MAHALLESİ’NİN TEHLİKESİNİ ARTIRDIK”
Mimar Sinan’ın Prut Köprüsü için kanalı genişleterek suyun hızını düşürdüğünü hatırlatan Prof. Dr. Dipova, “Bu 500 yıldır, belki bin yıldır bilinen bir konudur. Bernoulli bunu 1700’lerde denklem haline getirmiştir. Şimdi adam mezarında ters dönüyor. Çünkü biz kesiti daraltarak Çandır bölgesine çözüm ürettiğimizi sanıyoruz. Oysa Liman Mahallesi’nin tehlikesini artırdık. Yani risk hesabında da tehlike çarpan durumundadır. Liman Mahallesi’nin riskini artırıyoruz. Bu çözüm değildir; 2003 yılında bir taşkın yaşadık. Bu taşkın fotoğraflandı. En çok fotoğraflanan taşkın buydu. Daha önce de taşkınlar olmuştu ama elimizde çok fazla kanıt ya da belge yoktu. 2003 yılındakini detaylı bir şekilde biliyoruz. Olabildiğince tam taşkın anını fotoğraflayamadık. O sırada aşırı yağış vardı. Fotoğrafını çektiğimiz saatte dahi su bir miktar çekilmişti” dedi.

“LİMAN MAHALLESİ’NİN ÜZERİNE YAĞAN YAĞMURU TAŞIMIYOR”
Taşkın nedeniyle 2003 yılında Boğaçay Köprüsü’nün kirişine kadar su dolduğunu ifade eden Prof. Dr. Dipova, “Boğaçay yatağının kesiti tamamen dolmuştu. Bu demek ki bizim bu yatağımızın kapasitesi o taşkının debisine eşit. Bu da Liman Mahallesi’ne taşınacak. Liman Mahallesi’nin üzerine yağan yağmuru taşımıyor, kaldı ki Çandır Çayı’ndan gelen ilave suyu taşısın” sözlerine yer verdi.





