Proje Tanıtım Dosyası’nda, “planlanan proje sahasında proje kriterlerini etkileyecek seller söz konusu değildir” ifadesi yer almaktadır. Antalya Valiliği, projenin ÇED’e tabi olmadığını açıklayarak “ÇED gerekli değildir” kararı vermiştir. Bu rapor 22.12.2025 tarihli toplantıda alınan karar gereği olarak hazırlanmıştır. Raporda, taşkın ve sel riski, deprem ve zemin durumu, hidrojeolojik riskler ulaşım altyapısı başlıklarının yanı sıra, alanın mevcut kent dokusu ile ilişkisi ve alanda bulunan arkeolojik kalıntıların varlığı irdelenerek değerlendirmelerde bulunulacaktır.
TAŞKIN VE SEL RİSKİ
Boğaçay yaklaşık 25 km uzunluğunda yatağı ile 830 km2’lik bir alandan su toplamaktadır (Şekil 2). Boğaçay havzasının en büyük kolu olan Çandır Çayı, 1350 m kotunda doğar, kuzeye doğru akarak vadi boyunca küçük yan derelerle birleşerek Çakırlar mevkiine ulaşır. Küçükdağ Tepe kuzeyinde diğer kollarla birleşir ve Boğaçay’a karışır.
Antalya merkezde 1200 mm dolayında olan yıllık ortalama yağışın %54’ü kış aylarında düşmektedir. 2001 yılında 1892 mm yağış ile 1969 yılındaki 1914 mm değerinin ardından son 100 yılın ikinci büyük yağışı kaydedilmiştir. Daha dikkat çekici olanı ise bu yağışın 1390 mm’sinin (yıllık toplamın % 74’ü) Kasım ve Aralık aylarında gerçekleşmiş olmasıdır. Havzası yağış alanının %14’ü 1500 m kotu üzerinde olup, kıyıya 27 km yatay mesafede kot 2000 m’ye çıkmaktadır. Yüksek eğim ve anlık yüksek yağış Boğaçay’ın “boğa” gibi hızlı ve ürkütücü akmasını sağladığı ve halkın çaya bu ismi bu nedenle verdiği rivayet edilmektedir. Havzadaki tarım alanları ve köyler geçmişte de taşkın afeti altında kalmıştır. Taşkın önleme tedbirleri alınmadan bölgenin imara açılması ile taşkın riskinin boyutu daha da büyümüştür.

ÇAY YATAĞI ÜSTÜNDE BULUNUYOR
1985 tarihli uydu görüntüsü üzerine proje alanı işlenmiştir. Çay yatağının söz konusu bölgedeki yatağı tipik bir örgülü nehir karakterinde olup geniş bir alana yayılmıştır. Çakırlar köy yerleşimi ile kayalık arasında herhangi bir insani faaliyetin olmaması dikkat çekici olup, geçmişte yaşanan taşkın olaylarının buna izin vermediği şeklinde yorumlanmıştır. Şekilde diğer dikkat çekici durum ise proje sahasının neredeyse tamamının o dönemki çay yatağı üzerinde bulunmasıdır. 1985 tarihli uydu fotoğrafı üzerinde TOKİ Çakırlar proje sahasının işlenmesi sonucunda proje sahasının neredeyse tamamının o dönemki çay yatağı üzerinde bulunduğu görülmektedir.
IRAP (2021) raporuna göre Boğa Çayı’nın Q100 değeri 1355 m3/s, Q500 değeri 1892 m3/s’dir. Q100 dikkate alındığında muhtemel taşkın riski altında bulunan alanının 1530 ha, Q500 dikkate alındığında ise muhtemel taşkın riski altında bulunan alanın 1620 ha olduğu belirlenmiştir. Çandır Çayı çevresinde ve belirtilen debiler altında taşkın riski altında bulunan alanları gösteren harita Şekil 2’de verilmektedir.

ÖLÇÜLER TEKRAR YAPILMALI
TOKİ konutları projesinin yerleşim planı görülmektedir. Şekil 4‘te ise TOKİ projesi yerleşim alanı sınırları IRAP (2021) taşkın haritası üzerine bindirilmiş hali sunulmaktadır. Şekilde arazinin taşkın sınırları içinde kaldığı görülmektedir. Proje alanına daha fazla odaklanıldığında ise (Şekil 5), arazinin tamamının taşkın riski altında olduğu görülmektedir. Haritadaki mavi alan Q100 (100 yılda gerçekleşmesi muhtemel bir taşkında suyla kaplanacak alan), beyaz alan ise Q500 (500 yılda gerçekleşmesi muhtemel bir taşkında suyla kaplanacak alan) göstermektedir. Proje alanının tamamı Q100 ve Q500 riski altında olduğundan, tüm alan her hâlükârda Q1000 sınırları içinde kalacaktır. Dijital görüntü bindirme tekniğiyle yapılan analizler sonucunda proje sahasının % 88’inin Q100, %11’inin ise Q500 taşkın riski altında olduğu sonucuna varılmıştır. Planlanan alan kısmen taşkın yatağı içinde, kısmen de taşkın tehlike sınırı içinde yer almaktadır. Uygulanan tekniğin hassasiyeti dijital görüntünün çözünürlüğü ve rektifikasyon düzeyinden etkilenmekte olduğu göz önüne alınarak, ulaşılan sayısal değerlerin yaklaşık değer olarak kabul edilmesi, yerinde ölçümler yapılarak analizlerin tekrarlanması önerilmektedir.
İKİ YIL İÇİNDE DOĞAL HALİNE DÖNECEK
Literatürde taşkın kontrol yöntemleri bulunmakta ve birçok yerde başarıyla uygulanmaktadır. Taşkın kontrolü dere ıslahından ibaret olmayıp sahanın karakterine göre farklı yöntemler değerlendirilerek sahaya en uygun yöntem(ler) uygulanmaktadır. Boğaçay taşkın kontrolü gündeme geldiğinde ilk akla gelen yöntem baraj yapımı olmakla birlikte bu yöntem havzanın başka bir sorunu nedeniyle uygulanması mümkün değildir. Barajla su tutmak mümkün olmakla birlikte, suyun baraja ulaştığı giriş bölgesinde ani olarak suyun hızı düşmekte ve iri taneli sediman memba bölgesinde birikmekte, akış aşağı iletilememektedir. Bu durum Konyaaltı Kumsalı için hayati bir sorun olan kıyı erozyonunu ivmelendirici bir gerekçe olacak, çözüm amaçlı planlanan bir çalışma daha büyük bir sorun doğuracaktır. Çay yatağı tesviyesi yoluyla dere ıslahı yöntemi defalarca denenmiş olmasına rağmen bir veya en geç iki yıl içinde yatağın yine doğal haline döndüğü görülmüştür.
Taşkın hesapları ve taşkın kontrolü konularında dikkate alınması gereken bir diğer husus da küresel iklim değişiminin son dönemde hızlanmış olmasıdır. Taşkın hesapları geçmiş dönemdeki iklim koşulları altında yapılan ölçümler ve istatistiki yöntemlere dayalı olarak yapılmaktadır. Oysa son dönemde yağış rejiminin eskiye oranla çok farklılıklar gösterdiği yadsınamaz bir gerçekliktir. Çandır Çayı üzerinde kum-çakıl işletmesinden kalan çukurun 2005 (A) ve 2015 (B) tarihinde görünümü (Dipova 2019).

ZEMİN, DEPREM ve HİDROJEOLOJİ
Boğaçay Ovası, Teke Yarımadası’nın Holosen sonrası jeomorfolojik evrimine bağlı olarak, östatik ve relatif deniz seviyesi değişimleri, buna bağlı lagün oluşumları ve dolgu ile düzlüklere dönüşümleri modeline paralel olarak gelişmiştir. Son 15.000 yılda deniz seviyesinin yaklaşık 100 m yükselmesi ve tektonik gerekçeli batma sonucu günümüzden 6000 yıl önce Teke Yarımadası’ndaki eski kara topoğrafyası, boğulmuş kıyı yapıları ile koy ve körfezlere dönüşmüş, bu koy ve körfezlere akarsuların taşıdığı alüvyonlarla deniz dolmaya başlamış, lagünler meydana gelmiş; sonuçta ise yer yer bataklık olan kıyı ovaları oluşmuştur. Boğaçay Ovası’nın bulunduğu bölgede son buzul çağı sonrası deniz seviyesinin yükselmesi ile akarsuların getirdiği malzemeler delta şeklinde dolgu oluşturmaya başlamıştır. Bu granüler malzeme dolgusu kıyı oku şeklinde günümüzde limanın bulunduğu bölgeye kadar ilerleyerek kuzeyinde kalan körfez parçasını lagüne dönüştürmüştür. Günümüzde Sarısu deresi ise lagünün muhtemel çıkış ağzı olmalıdır. Lagün içindeki sedimantasyonun ise başlıca iki kaynağı vardır. Birincisi; yeraltısuyu ile beslendiğinden kısmen tatlı su gölü niteliği kazanan lagün içinde mikro canlıların yaşamsal faaliyetlerinin yan ürünü olarak ortaya çıkan otojenik kil, taşınmış kil ve siltten oluşan ince taneliler, ikincisi ise taşkın dönemlerinde yamaçlardan ve kuzeydeki boğazdan taşınan granüler malzeme. Bölgede deniz seviyesi yükselmesi Milat yıllarına kadar sürmüş, bundan sonra fazla bir jeomorfolojik değişim gözlenmemiştir.
6 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM OLUYOR
Dipova ve Cangir (2017)’ye göre, Antalya il geneli imar alanlarına yakın 3 fayda 7 büyüklüğünde deprem beklenmektedir. Merkez ilçelerde aktif fay olmadığı için doğrudan kent merkezi üstünde büyük bir deprem söz konusu olmayacaktır. 8 Aralık 2025 depreminin episantırı Aksu üzerinde görünmekle birlikte aslında bu deprem dalma batma fayı (Aksu izdüşümünde 100km derinden geçen bir fay) üzerinde gerçekleşmiştir. Antalya körfezinde yine dalma-batma fay üzerinde, ilçelerimizin yakınından geçen faylarda ve komşu illerden geçen faylarda gerçekleşecek depremler il merkezinde sarsıntıya sebep olmaktadır. Son 10 yıl içinde dalma batma fayı üzerinde 6 civarında büyüklüklere sahip depremler yaşanmış olmakla birlikte, kent merkezinde avizelerin bir süre sallanması dışında bir etkiye neden olmamıştır. 7 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeli olan faylardan en uzunu Dalma-batma fayı olmakla birlikte Antalya şehir merkezine 100km uzakta veya 100km derinde depremler üretmekte, bu nedenle de deprem dalgaları kent merkezindeki imar alanlarına ulaştığında büyük oranda sönümlenmiş olmaktadır.

3 KEZ HARİTA DEĞİŞTİ
Antalya’da son 30 yıl içinde 3 kez deprem haritası değişti. 1996 öncesindeki haritaya göre Antalya il merkezindeki binaların deprem hesaplarında 0,1g alınması gerekiyordu. 1996-2018 arasında geçerli olan haritaya göre bu ivme değeri 0,3g’ye çıkmıştır. 2018 de yayınlanan harita ise yapı konumuna göre değişmekle birlikte 0,25g-0,27g aralığında ivmelerin alınması gerekiyor. 1996 da yükseltilen deprem tehlikesinin 2018 de azaltıldığı görülmektedir ki yeni haritada deprem tehlikesi azaltılan nadir yerlerden biridir Antalya. Yalnızca Antalya’da farklı boyutlarda 300bin-400bin yapıdan bahsediliyor. Ayrıca ülke genelini düşünürsek deprem tehlikesi ve deprem riski Antalya’dan çok daha yüksek iller var. Antalya’dan önce çözülmesi gereken onlarca kent var. Bu durumda, önceliğin yer seçimi doğru yapılmış alanlarda, depreme dayanıklı tasarlanmış ve inşa edilmiş konutlardan oluşan yeni imar alanlarının yaratılması öncelikli olmalıdır. Şekil 9’da karşılaştırma imkânı sağlaması için 3 noktada ivme değeri okunmuştur. Antalya merkez imar alanları içinde en yüksek ivme değeri Boğaçay Ovası’nda çıkmaktadır. Bu ivme değeri kaya zemin için olup ayrıca zemin büyütmesini de dikkate almak gerekecektir. Boğaçay Ovası genç alüvyon zeminlerden oluştuğu için 2’nin üzerinde büyütme değerleri çıkmaktadır.
Antalya’nın deprem tehlikesi kuzeye doğru azalma eğilimi gösteriyor. Boğaçay Ovası Antalya il merkezi içinde deprem tehlikesi en yüksek alan. Bu nedenlerle, ovada mevcudun dışında daha fazla yapılaşmaya gidilmemelidir. Mevcut binaların yıkılarak daha yüksek ve daha fazla emsalle yeni binaların inşa edilmesi başka sakıncaları olduğu gibi deprem açısından da son derece sakıncalıdır. Döşemealtı-Varsak-Isparta yolu arasında zemini sağlam ve deprem ivmesi göreceli olarak azalmış imar alanları planlanmalıdır.
TOKİ toplu konut alanı, mevcut hidrojeolojik veriler ve ilgili kurum görüşleri doğrultusunda değerlendirildiğinde; bölgenin yeraltı suyu açısından hassas bir hidrojeolojik sistem içerisinde yer aldığı ve içme suyu koruma alanı sınırları dahilinde kaldığı açıkça görülmektedir. Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 13. Bölge Müdürlüğü’nün teknik incelemelerine göre söz konusu alan; Boğaçay havzası içerisinde, Çandır Çayı yatağı civarında Konyaaltı ilçesinin içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan ve ASAT Genel Müdürlüğü tarafından işletilen aktif içme suyu kuyularının beslenim alanındadır. Bu kapsamda, bölgede yaklaşık 12 adet içme suyu kuyusu bulunmakta olup, söz konusu kuyular için yıllık toplam 1,4 hm³ su tahsisinin bulunduğu belirtilmektedir. Mevcut kuyuların proje sahasına olan mesafesinin yaklaşık 1 km mertebesinde olması, yeraltı suyu akım yönü ve bölgenin yüksek geçirgenliğe sahip alüvyon jeolojik yapısı birlikte değerlendirildiğinde; planlanan yoğun yapılaşmanın içme suyu kaynakları üzerinde doğrudan ve dolaylı riskler barındırdığı ortaya konulmaktadır.
DSİ teknik değerlendirmelerinde de belirtildiği üzere; mevcut kuyular için yürütülmekte olan Yeraltı Suyu Koruma Alanı belirleme ve revizyon çalışmaları tamamlanmadan, proje alanında inşaat faaliyetlerine başlanması bilimsel ve teknik açıdan uygun değildir. Ayrıca, proje sahasında yeni içme suyu kuyularının açılması ve mevcut kuyuların deplase edilmesi dahi, koruma alanı hükümlerini ortadan kaldırmamakta, yalnızca riskin mekânsal olarak yer değiştirmesine neden olmaktadır.
Sonuç olarak; söz konusu TOKİ alanında planlanan yoğun yapılaşmanın; yeraltısuyu beslenim alanı üzerinde baskı oluşturacağı, mevcut içme suyu kuyularının atıksu kaynaklı kirlenme riski ile karşı karşıya kalacağı, içme suyu güvenliği ve kamu yararı açısından ciddi çevresel ve hidrojeolojik riskler barındırdığı, bilimsel veriler ve ilgili kurum görüşleri doğrultusunda açıkça görülmektedir. Bu nedenle; içme suyu koruma alanı içerisinde yer alan söz konusu alanda, koruma alanı hükümlerinin eksiksiz uygulanması, yeraltı suyu güvenliğini riske sokacak yoğun yapılaşmalardan kaçınılması ve tüm planlama süreçlerinin hidrojeolojik hassasiyet esas alınarak yeniden ele alınması gerekmektedir.
ULAŞIM ALTYAPISI
Şekil 10’da görüleceği gibi Çakırlar bölgesinin kırsal kimliğini koruması kararı sonrasında bölgeye ulaşım için ana arter düşünülmemiştir. Çakırlar Mahallesi, mevcut ulaşım ağlarının dışında kalan bir yerleşimdir. Yeni yerleşimin kent merkezine ulaşımı, toplu taşıma bağlantısı, içme suyu ve kanalizasyon altyapısı planlanmadan bu büyüklükte bir nüfusun taşınması, ulaşım ve altyapı kaosuna neden olacaktır. Kentlerimiz, plansız konut politikalarıyla değil; bilimsel, katılımcı ve sürdürülebilir planlama süreçleriyle gelişmelidir. Çakırlar Mahallesi’nde imar planı yapılmaksızın başlatılan bu proje, Antalya’nın doğal yapısı, yaşam kalitesi ve planlı kentleşme anlayışı üzerinde ciddi baskılar oluşturmaktadır.
ik sit alanları yer almaktadır. Bunlardan ilki TOKİ projesinin 1. etabının yanı başında bulunan Hellenistik-Roma Dönemleri’nde de kült mağarası olarak kullanıldığı bilinen “Domuzburnu Mağarası”; diğeri ise TOKİ projesinin 6. etabıyla çakıştığı anlaşılan, 1. Derece Arkeolojik Sit alanı konumundaki antik bir köy/kome olarak tanımlanmış “Domuzağılı Yerleşimi”dir.





