Çevre Mühendisleri Odası Antalya Şubesi eski Başkanı Cem Arüv, iklim krizi ve çevresel etkilerini değerlendirerek, 2025 yılında yaşanan kuraklık, aşırı sıcaklık ve orman yangınlarının önemli bir uyarı niteliği taşıdığını söyledi. 2025 yılını geride bırakırken, 2026-2030 yılları arasında hissedilen sıcaklıkların artmasının beklendiğini ve sürecin Türkiye ile birlikte daha ağır çevresel sorunları beraberinde getireceğini aktaran Arüv, 2025 yılının uyarı niteliğinde olduğunu, 2026 yılının ise önlemlerin mutlaka alınması gereken bir yıl olarak öne çıktığını vurguladı.

Ekonomi, siyaset ve uluslararası ilişkiler konusunda 2026 yılının neler getireceği hususunda bilim insanlarının görüşlerini aktardığını ifade eden Arüv, çevre boyutuyla konuyu ele aldı.
2025 yılında “Bu sene çok ciddi bir tarımsal kuraklık geliyor” diyen Arüv, Tarımsal kuraklığı yaşarken eş zamanlı olarak çok ciddi bir don olayının da yaşandığını aktardı. Benzer şekilde yeraltı su seviyelerinde çok ciddi bir azalma görüldüğünü söyleyen Arüv, “Göllerde de kuruma süreciyle karşı karşıya kaldık. Bursa’dan başlayarak Kocaeli’ne, oradan İzmir’e ve Bodrum’a kadar çok ciddi su problemleri yaşandı. Şu anda, bu videoyu çektiğimiz Aralık ayının son günlerinde barajlardaki su seviyeleri neredeyse sıfırlanmış durumda. Artık çok cüzi miktarlar kaldı ve normal şartlarda bu suyu şebekeye veremezsiniz. Bu kalitedeki suyu şebekelerden vermek zorunda kalmış durumdayız. Gelinen nokta bu” diye konuştu.

2025 YILI UYARI OLURKEN 2026 ÖNLEM YILI OLMALI
2025 yılı anormal sıcaklıkların yaşandığı bir yıl olduğunu kaydeden Arüv, yaz aylarında özellikle hissedilen sıcaklık 61 dereceye kadar çıktığını, dolayısıyla 2025 yılı, iklim değişikliğinin ve hava felaketlerinin zirve yaptığı bir yıl olarak kayda geçtiğini vurguladı. 2026 ile 2030 arasında hissedilen hava sıcaklıklarının 1,4 santigrat derece daha yükseleceği öngörüldüğünü aktaran Arüv, “Bu artış, önümüzdeki dört yılda inanılmaz hava felaketlerinin önünü açan bir veri olarak karşımızda duruyor. Tarımsal kuraklık yaşanacaksa en ağırını yaşayacağız. Şiddetli yağış olacaksa en şiddetlisini göreceğiz. Hortum olacaksa en ağırını yaşayacağız. Bu sene normal şartlarda kuzey ormanlarında yangın beklenmezdi. Ancak Bursa ve Kastamonu’da binlerce hektar alan yandı. Karadeniz bölgesinde yağmur eksik olmaz; toprak nemlidir, bitki kurumaz, kolay kolay yangın çıkmaz. Ama bu yıl Bursa, Bolu, Kastamonu bölgelerinde farklı çam türleri cayır cayır yandı, hatta kentleri tehdit eder boyuta ulaştı. Bu sıcaklık artışlarının giderek devam edeceği görülüyor. Dolayısıyla kentlerimizi oluştururken, yaşam biçimlerimizi şekillendirirken çevresel sürdürülebilirliği göz önünde bulundurmak zorundayız. Aksi takdirde bu iklimsel anomaliler hayatımızı olumsuz yönde etkileyecek, dünyayı adeta cehenneme çevirecek bir sürece doğru bizi götürecek” diye konuştu

“EN SIKINTILI SÜREÇLERİ AKDENİZ KUŞAĞINDA YAŞANACAK”
Bireysel olarak ya da sadece ülke bazında alınacak önlemlerim bu sorunun çözümünde yeterli olmayabileceğini ifade eden Arüv, ancak dirençli kentler, afetlere karşı dayanıklı yapılar, iklim değişimine karşı su yönetiminin yeniden ele alınması, ormanlık alanların ve tarım alanlarının yeniden planlanması gerektiğini vurguladı. Arüv, “Aksi takdirde iklim değişikliğinin en sıkıntılı süreçleri Akdeniz kuşağında yaşanacak. Güney Türkiye’nin tamamı bu kuşakta yer aldığı için en olumsuz etkilenen bölgelerden biri olacak.

Çok ciddi sıkıntılarla karşı karşıyayız. Bununla ilgili olarak gerekli tedbirlerin ülkemiz, hükümetimiz ve devletimiz tarafından acilen alınması gerekiyor. Şehir yapılanmalarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. 2026-2030 arası çok kısa vadeli bir süreçtir. Bu dönemi en hafif şekilde atlatabilmek için yerel yönetimlerin ve kamu yönetiminin teyakkuzda olması şarttır” ifadelerini kullandı.





