Antalya’da Kasım ayında EXPO2016 alanında yapılması planlanan COP31 zirvesi yaklaşırken iklim adaleti tartışmaları da yeni bir boyut kazandı. Toplumsal Olay ve Davaları İzleme Kurulu Başkanı Av. Salim Berkay Aksu, iklim krizinin mevcut sunum biçimini sert sözlerle eleştirerek sürecin halktan kopup piyasa hâkimiyetleri ve kapalı bir anlayışla yürütüldüğünü ifade etti. Aksu, “İklim adaleti mevsimlik işçilerin, turizm emekçilerinin, kadınların ve yoksulların gündelik hayatının tam merkezinde yer alıyor” diyerek COP31 sürecinde bu kesimlerin sistematik biçimde dışarıda bırakıldığını savundu. Antalya Barosu’nun ise bu tabloya karşı, yerel sorunlardan beslenen ve en geniş demokratik katılımı amaçlayan açık bir mücadele ve tartışma zemini oluşturma sorumluluğu ile hareket ettiğini vurguladı.

Antalya’nın Milyonluk Projesi Expo’daki Toplantı Öncesi Önemli Çağrı (1)-2

“COP31’İN ANTALYA’DA YAPILMASININ ANLAMI VAR”

COP31’in Antalya’da olması açısından ciddi bir anlamı olduğunu ifade eden Av. Aksu, “İklim konusu sadece belirli bir gruba dair ekolojistlerin ya da akademisyenlerin alanına giren bir konuymuş, bir meseleymiş gibi algılanıyor. Ama iklim konusu, iklim adaleti çerçevesinde aslında o kadar hayatımızın içerisinde, o kadar gündemimizde ve en fazla yoksulların içinde olduğu sürecin bir parçası halinde ki bütün bu önyargıları, bütün bu kalıplaşmış düşünceleri aşıp iklim adaleti kavramını anlaşılması için sorumluluğumuz var” dedi.

Antalya’nın Milyonluk Projesi Expo’daki Toplantı Öncesi Önemli Çağrı (1)-1

“İKLİM ADALETİ HEPİMİZİN PROBLEMİ”

COP 31 sürecinin her yıl dünyanın belirli bir yerinde yapılan ve devletlerin bir araya geldiği; enerji lobilerinin etkin olduğu, emperyalist devletler açısından az gelişmiş ülkelere finansman, gelişmekte olan ülkeler açısından ise bir kalkınma sorunsalı olarak ele alınan bir pazarlık konusu olduğunu vurgulayan Av. Aksu, “Bütün bunların içerisinde bakıldığında halk yok, mevsimlik işçiler yok, turizm işçileri yok, kadınlar yok, kırılgan ve dezavantajlı gruplar, yaşlılar yok. Aslında iklim adaleti hepimizin problemi. COP 31 özneleri içerisinde iklim adaletinden doğrudan etkilenenler yok gibi; daha çok çevre sorunlarının faillerinin bir araya geldiği ve birbirleriyle belirli konularda piyasa ekonomisi düzleminde buluşup dağıldığı bir düzlem olarak ortaya çıkıyor. Biz bunun bu şekilde ilerlemesini istemiyoruz” diye konuştu.

Antalya’nın Milyonluk Projesi Expo’daki Toplantı Öncesi Önemli Çağrı (1)İi̇i̇

“BU KENTİN BİR BAROSU VAR TEMELİ ETRAFINDA ŞEKİLLENDİ”

COP31 süreci öncesinde Antalya Barosu olarak Kent içerisinde, kentin sorunlarına yabancılaşmayan, onu içeren, onun üzerinden mücadele inşa edebilen; yerini gözlemleyebildiği gibi uluslararası olanla da ana eksenini kaçırmayan bir baro pratiği ortaya çıktığını ifade eden Av. Aksu, “Bunun zemini gerçekten bu kentin bir barosu var temeli etrafında şekillendi. Şu an öyle bir sorumlulukla karşı karşıyayız ki; Glasgow’da, Belém’de, en son Dubai’de yapılmış toplantılarda binlerce aktivistin bir araya geldiği, 110 bin 120 bin bin dolaylarında büyük yürüyüşlerin gerçekleştiği bir mücadele zemini söz konusu” diye konuştu.

Antalya’nın Milyonluk Projesi Expo’daki Toplantı Öncesi Önemli Çağrı (1)

YERELİN ÖZÜNDEN GELEN İKLİM ADALETİ

“Antalya gerçekten kent açısından ciddi ve olağanüstü bir olayın eşiğinde” diyen Av. Aksu, “Bu yapılırken dünyada olan örneklerde de yine emekçilerin, doğanın, kadınların içerisinde olduğu pratikler inşa ediliyor. Biz burada her iki süreci de gözlemleyerek Antalya açısından yerelden kaynaklanan, özünü yerelin sorunlarından ve temsiliyetinden alan; en geniş demokratik zeminde kendisini kurgulayan bir forum oluşturma düşüncesindeyiz ve bunu oluşturarak yola çıkmış bulunuyoruz” şeklinde konuştu.

“EKOSİSTEME VE BÜTÜN CANLILARA YÖNELİK BİR SORUMLULUĞUMUZ VAR”

“Sistem artık bizlere “emek mi, ekoloji mi, çevre mi, hayvan hakları mı” diye suni ayrımlar yaptırabiliyor” diyen Av. Aksu, “Sistem bütün bunları kendisine bağlıyor. Bir yerde bir HES projesi yapılıyor; bu HES projesi aynı zamanda oranın doğasını yok ediyor, aynı zamanda oranın insanlarını güvencesiz bir şekilde sosyal haklarını törpüleyerek çalıştırıyor. Doğanın yok olmasının sonucu olarak oradaki insanlar tarım arazilerini kaybediyorlar, gelir kaynaklarını kaybettikleri için kentlere akın ederek işçileşmek zorunda kalıyorlar. Aslında bir nevi yerinden edilme ve bir iklim sürgünüyle karşı karşıya kalıyorlar. Aynı şekilde hem bu ekonomik sıkıntılardan hem meydana gelen herhangi bir afetin sonrasında konteynerlerdeki yaşamdan, seralarda devam eden yaşam biçimlerinden en fazla etkilenenler yine kadınlar oluyor. En basitinden bir HES başlığı altında bile kaç başlık bir araya gelebiliyor. Bunun içerisinde ormanda yok olan hayvanların hakkı ve yaşamı da var. Çünkü bizim sadece kendimiz için değil, ekosisteme ve bütün canlılara yönelik bir sorumluluğumuz var” ifadelerine yer verdi.

Muhabir: ABDULREZZAK KILIÇ