Antalya Ticaret Borsası (ATB) Şubat Ayı meclis toplantısı Borsa meclis salonunda meclis başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında yapıldı. Gündem maddelerinin ardından söz alan ATB Başkanı Ali Çandır, ülke ekonomisi ve tarımı ile ilgili önemli açıklamalar yaptı.

10 BİN DEKER ÖRTÜALTI VE 4 BİN DEKAR MEYVE BAHÇESİ ZARAR GÖRDÜ

22 Ocak’ta başlayan olumsuz hava koşulları nedeni ile Antalya genelinde 10 bin dekardan fazla üretim alanı ile 4 bin dekardan fazla meyve bahçesinin zarar gördüğünü belirten Başkan Ali Çandır, binlerce üreticinin doğrudan mağdur olduğunu belirtti. TARSİM sigortası yaptıramayan üreticiler için acil nakit desteği sağlanmasını ve tüm üreticilerin mevcut kredilerin faizsiz olarak ötelenmesi ve yeni hibe ile uygun koşullu kredi imkânlarının hızla devreye alınması gerektiğini söyledi. İklim değişikliğinin etkisiyle bu tür afetlerin daha sık ve daha yıkıcı yaşanacağı bir gerçektir.

Antalya Büyüyor Tarım Yok Oluyor (1)

TARIMDA MİKTAR DÜŞTÜ, GELİR ARTTI

Maliyet artışları ve iklim kaynaklı zorluklara rağmen yaş sebze ihracatının stratejik ve döviz kazandırıcı niteliğini koruduğunu belirten Çandır, “Ülkemiz ve Antalya yaş sebze ihracatı miktar olarak gerilerken değer bazında arttı. Antalya, miktarda yüzde 8’lik düşüşe rağmen değer olarak yüzde 15 artışla yaklaşık 70 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu tablo, ülkemizin temel sorunlarından olan birim ihracat fiyatlarının seviyesini de yükseltmeye destek sağladı. Antalya ihracatında tarım sektörü artışını sürdürürken, sanayide sınırlı bir gerileme, madencilikte ise artış yaşandı” diye konuştu.

Antalya Büyüyor Tarım Yok Oluyor (3)

MALİYETLERE KATLANAMALANLAR SEKTÖRÜ BIRAKIYOR

Tarım sektörünün, 2010’dan bu yana artan maliyet baskısına rağmen ayakta kalmaya çalıştığına dikkat çeken Ali Çandır, “Bu yükü taşıyamayan üreticiler birer birer sektörden çekiliyor. Çünkü tarım, maliyet belirleyen değil, maliyete katlanan bir sektördür. Girdiyi hangi fiyata alacağımıza biz karar vermiyoruz. Ama ürünü, oluşan piyasa fiyatına satmak zorunda kalıyoruz. Aradaki fark ise zarar hanesine yazılıyor. 2020’den bu yana üretici fiyatları 8,2 kat arttı. Girdi fiyatları 6,7 kat arttı. Arada yüzde 22’lik bir fark var. İlk bakışta üretici lehine gibi görünebilir. Ama gerçek öyle değil. Çünkü tarımsal maliyet sadece gübre, mazot değildir. Maliyetlerin yarısından fazlası işçilik, kira, sulama ve finansmandır. Aynı dönemde asgari işçilik maliyetleri ise 12,1 kat arttı. Yani sadece işçilikteki artış bile, girdi artışının çok üzerinde. Sonuç olarak yüzde 22’lik artış, toplam maliyet artışını karşılamıyor. Aradaki fark ya borçla kapatılıyor ya da öz kaynak eritilerek. Bugün sektörden çekilenler, işte bu dayanma sınırını aşanlardır. Birinci önceliğimiz sektörümüzün kurulu kapasitesini korumak ve geliştirmek olmalıdır” şeklinde konuştu.

Antalya Büyüyor Tarım Yok Oluyor (2)

ANTALYA BÜYÜYOR, TARIM ARAZİLERİ RİSK ALTINDA

Son nüfus sayımına göre 2 milyon 777 bin nüfusa ulaşan Antalya’nın yalnızca büyüyen bir şehir değil, üretim, tüketim ve altyapı ihtiyaçları hızla artan büyük bir metropol haline geldiğini belirten Çandır, şunları söyledi: “Bu büyüme daha geniş bir iç pazar ve ekonomik canlılık sağlarken; kırsal nüfusun azalması, tarım arazileri üzerindeki baskı ve su kaynaklarına artan talep gibi önemli yapısal riskleri de beraberinde getirmektedir. Antalya’nın artan nüfusunu ve misafirlerini sürdürülebilir biçimde besleyebilmesi için üretim kapasitesini koruyan, tarım alanlarını ve doğal kaynaklarını planlı yöneten dengeli bir büyüme modeline ihtiyacı vardır. İllerarası ticaret verileri de ilimizin hâlen güçlü bir talep merkezi olduğunu göstermektedir”.

ÜRETİM VE KATMA DEĞER KONUSUNDA ZAYIFIZ

Antalya’nın son 20 yılda üretim ve katma değer yaratma konusunda yeterince derinleşmediğini gösteren konulardan birisinin de şehiriçi ve diğer illere satış konularındaki zayıflığı olduğunu belirten Çandır, “Öyle ki; bu konularda Türkiye 12’ncisiyiz. Antalya’mızın toplam iç ticaretinin yaklaşık yarısı diğer illerden alış, yüzde 25’i diğer illere satış ve yüzde 25’i de şehiriçi ticaret olarak gerçekleşmektedir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde hedefimiz; büyüyen ticaret hacmini, daha yüksek katma değerli üretime dönüştüren, altyapıdan su yönetimine, tarımdan lojistiğe kadar veriye dayalı ve uzun vadeli politikalarla desteklenen katma değerli güçlü bir ekonomik yapıyı inşa etmek olmalıdır. Bunun için ciddi bir yatırım merkezi olma yolunda çalışmalıyız” ifadelerini kullandı.

İHRACATÇILARI BEKLEYEN İLAVE RİSKLER

Çin’in yarattığı rekabet baskısının ardından Hindistan ile yapılan yeni anlaşmalar ve “Made in Europe” yaklaşımıyla şekillenen korumacı politikaların, Türk ihracatçıları açısından ilave riskler oluşturduğunu belirten Çandır, “Avrupa Birliği artık tarifelerden çok standartlar üzerinden rekabeti belirlemekte; düşük karbonlu üretim, izlenebilirlik, dijital uyum ve sürdürülebilirlik; AB pazarına girişin temel şartı hâline gelmektedir. Sınırda karbon düzenlemeleri, yapay zekâ ve ambalaj mevzuatı gibi yeni kurallar Gümrük Birliği nedeniyle ülkemizi doğrudan etkilemektedir. Bu tablo karşısında Türkiye’nin yalnızca uyum sağlayan değil, Avrupa ile aynı anda hareket eden ve rekabet gücünü artıran bir ülke konumuna yükselmesi zorunludur. 2004–2007 dönemindeki reform ve entegrasyon ivmesini yeniden yakalayarak tam üyelik perspektifini güçlendirmek, keyfi ticaret engellerine karşı en sağlam güvencemiz olacaktır” diye konuştu.

Muhabir: HASAN YAVAŞLAR