Bir kenti kent yapan nedir? Yüksek binaları, geniş yolları, alışveriş merkezleri ya da her geçen gün sayıları artan otelleri mi? Elbette bunların da kent yaşamında bir yeri vardır. Ancak bana göre bir kente asıl kimliğini kazandıran, tarihî ve kültürel mirası, doğal güzellikleri, parkları, meydanları ve o kentte yaşayan insanların ortak anılarıdır.

Kuruluşu MÖ 2. yüzyıla kadar uzanan Antalya, binlerce yıllık tarihi, doğal güzellikleri ve zengin kültürel birikimiyle öne çıkan bir kent. Ne var ki son yıllarda yaşanan gelişmeler, bu değerlerin korunması konusunda ciddi kaygılar yaratıyor.

Antalya Arkeoloji Müzesi’nin yıkılması, Kuğulu Park’tan Varyant’a kadar uzanan falezlerin doğal sit koruma derecesinin 2024 yılında düşürülmesi, Nostalji tramvayının seferlerinin durdurulması ve son olarak Kuğulu Park’ın satışa çıkarılması, birbirinden bağımsız gibi görünse de birlikte değerlendirilmesi gereken gelişmeler. Bütün bunlar, bölgenin gelecekte yapılaşmaya açılabileceği ve kamusal niteliğini kaybedebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Antalya Arkeoloji Müzesi yalnızca tarihî eserlerin sergilendiği bir bina değildi. Kentin kültürel belleğinin önemli bir parçası, geçmişle bugün arasında bağ kuran bir kültür kurumuydu.

Müze binası, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle 2025 yılında yıkıldı. Oysa yıkım öncesinde yapının güçlendirilmesini ve farklı seçeneklerin değerlendirilmesini savunan meslek odaları, bilim insanları, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar vardı. Bu kesimlerin başlattığı protestolar, ilk dönemlerdeki etkisini kaybetmiş olsa da hâlâ sürüyor.

Can güvenliği elbette her şeyden önemlidir. Ancak böylesine önemli bir kültür yapısının geleceğine ilişkin kararlar, bilimsel veriler ışığında, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin ve kent halkının katılımıyla alınamaz mıydı?

Müzenin yıkılması ve yeniden yapılması sürecindeki belirsizlikler sürüyor. Bu kararların arkasında hangi ekonomik çıkarların bulunduğu, kimlerin yararına olduğu ve kamu yararının ne ölçüde gözetildiği soruları ise yanıt bekliyor.

Antalya’nın kent kimliğiyle bütünleşmiş, bugün geleceği tartışılan bir başka kültürel değeri de Nostalji tramvayıdır. 1999 yılından bu yana Müze ile Zerdalilik arasında hizmet veren tramvay, yalnızca bir ulaşım aracı değil, Antalyalıların anılarında yer edinmiş, kentin simgelerinden biri haline gelmiştir.

Haziran 2026’da teknik sorunlar nedeniyle seferler durduruldu. Büyükşehir Belediyesi, kararın yolcu güvenliği için alındığını ve hattın kaldırılmasının söz konusu olmadığını açıkladı.

Kuşkusuz yolcu güvenliği önceliklidir. Ancak yıllardır hizmet veren araçların bakım ve yenileme ihtiyaçları neden zamanında karşılanamadı? Seferler ne zaman yeniden başlayacak? Kentin simgesi haline gelmiş bu ulaşım sisteminin korunması için nasıl bir çalışma yürütülüyor?

Bence Antalyalıların bu sorulara açık ve somut yanıtlar beklemesi son derece doğal.

Son olarak Kuğulu Park’ın satışa çıkarılması, kamusal alanların geleceğine ilişkin kaygıları yeniden artırdı.

Antalya Müzesi’nin karşısında, Konyaaltı Caddesi ile falezler arasında yer alan Kuğulu Park, yıllardır Antalyalıların dinlendiği, buluştuğu, çocuklarıyla zaman geçirdiği ve anılar biriktirdiği önemli bir yeşil alan.

Karayolları Genel Müdürlüğü mülkiyetindeki parkın satışa çıkarılması kamuoyunda tepkiyle karşılandı ve ardından satış ihalesi iptal edildi. Ancak alanın Akdeniz Üniversitesi’ne devredildiği ve sosyal tesise dönüştürüleceği yönündeki iddialar, parkın geleceğine ilişkin endişelerin sürmesine neden oldu.

Kuğulu Park’ın da içinde bulunduğu, Konyaaltı Caddesi ile falezler arasında Varyant’a kadar uzanan bölge, doğal koruma statülerine sahip ve imar planında park ve rekreasyon alanı olarak tanımlanıyor. Bu nedenle bölgenin doğal ve kamusal niteliği korunmalı, kesintisiz bir kent parkı olarak halkın ortak kullanımına açık kalması güvence altına alınmalıdır.

Özellikle hızlı kentleşmenin, yapılaşmanın ve artan sıcaklıkların etkisini yaşayan Antalya’da yeşil alanların değeri yalnızca ekonomik ölçütlerle değerlendirilemez. Bu alanlar kent yaşamının vazgeçilmez bir parçasıdır.

Bütün bu gelişmeler karşısında sormamız gereken temel soru şu: Antalya’nın geleceğine ilişkin kararlar nasıl ve kimlerle birlikte alınıyor?

Üstelik sorun yalnızca bu üç örnekle sınırlı değil. Kıyıların yapılaşma baskısı altında kalması, tarım ve orman alanlarının zarar görmesi, yeşil alanların azalması da kentin geleceğini ilgilendiren önemli sorunlar.

Elbette kentler gelişecek, yeni yatırımlar yapılacaktır. Ancak gelişme, doğal, tarihî ve kültürel değerlerin kaybı pahasına olmamalıdır. Bana göre asıl sorun, bu değerleri ortak mirasımız olarak değil, sermaye birikiminin ve rantın kaynağı olarak gören iktidarın uyguladığı Neo liberal politikalardır. Bu nedenle Antalya’nın geleceğine ilişkin kararlar alınırken üniversitelerin, meslek odalarının, kent konseylerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve en önemlisi kent halkının etkin katılımı sağlanmalıdır.

Antalya yalnızca bugün yaşayanların değil, gelecek kuşakların da kentidir. Bu nedenle mesele yalnızca müze, tramvay ya da Kuğulu Park değildir. Mesele, nasıl bir Antalya’da yaşamak istediğimizdir.

Ben Antalya’nın geleceğinin, doğal ve kültürel değerlerini koruyan, kamusal alanlarını çoğaltan ve kent halkının söz sahibi olduğu bir anlayışla şekillenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü bir kentin gerçek zenginliği yalnızca ekonomik değerleriyle değil, koruyabildiği doğal, tarihî ve kültürel mirasıyla ölçülür.