2026-2027 eğitim-öğretim yılının başlamasının üzerinden iki hafta geçti. Okullar açıldı, öğrenciler ders başı yaptı, öğretmenler sınıflarındaki yerlerini aldı.
Ancak geride kalan bu iki hafta, eğitim alanında yıllardır biriken sorunların ne yazık ki ortadan kalkmadığını bir kez daha gösterdi. Tam tersine; ekonomik krizden okul ve derslik yetersizliğine, öğretmen sorunlarından öğrencilerin beslenme ve barınma sorunlarına, okullarda artan şiddet ve akran zorbalığına kadar pek çok sorun, eğitim hakkının önündeki önemli engeller olarak varlığını sürdürüyor.
Antalya da bu tablonun dışında değil. Hızla büyüyen, yoğun göç alan kentimizde eğitim alanındaki sorunlar artık tek tek çözülebilecek münferit sorunlar olmaktan çıkmış, birbirini besleyen yapısal bir tabloya dönüşmüş durumda.
Antalya Kent Konseyi Eğitim Çalışma Grubu’nun hazırlayıp basınla paylaştığı rapor, bu tabloyu farklı yönleriyle ortaya koyuyor. Raporda yer alan veriler, okul öncesinden üniversiteye kadar eğitim hakkının birçok alanda ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Antalya’da okul öncesinden ortaöğretime kadar yaklaşık 500 bin öğrenci eğitim görüyor. Buna karşın artan nüfusa yeterli eğitim yatırımı yapılamadığı için bazı okullarda sınıflar 40-45 öğrenciye ulaşıyor, ikili eğitim sürüyor; derslik, laboratuvar, kütüphane ve yardımcı personel eksiklikleri devam ediyor.
Fakat eğitimdeki sorunları yalnızca okul ve derslik sayısına indirgemek de doğru değil. Çünkü bugün eğitim hakkını tehdit eden en önemli sorunlardan biri yoksulluk.
Kırtasiye, okul kıyafeti, servis ve beslenme giderleri birçok aile için ciddi bir yük haline geldi. Çocukların okula aç gitmesi, kantinden alışveriş yapamaması ya da eğitim ihtiyaçlarının aile bütçesini zorlaması artık münferit olaylar değil. Yoksulluk, eğitimde fırsat eşitsizliğini her geçen gün daha fazla büyütüyor. Raporumuzda da bu nedenle her öğrenciye en az bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek ile temiz içme suyunun kamusal bir hak olarak sağlanması gerektiği vurgulanıyor.
Bir başka önemli sorun ise eğitim ile çalışma yaşamının nasıl ilişkilendirildiği. Mesleki Eğitim Merkezleri, çocukların eğitim hakkı ve güvenliği açısından ciddi biçimde tartışılması gereken bir alan. Raporda yer alan resmi verilere göre 2025 ve 2026 yıllarında MESEM'lerde 9 bin 950 iş kazası meydana geldi ve 37 öğrenci yaşamını yitirdi.
Bir çocuğun eğitim görmesi gerekirken iş kazasında yaşamını yitirmesi, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir tablo değil midir?
Eğitimde bir başka temel mesele de öğretmenlerin çalışma koşullarıdır. Öğretmen açığını güvencesiz ve düşük ücretli istihdamla kapatmaya çalışmak, yalnızca öğretmenin yaşamını değil, eğitimin niteliğini de etkiliyor. Öğretmenin mesleki saygınlığı; kıyafet düzenlemeleriyle ya da biçimsel talimatlarla değil, insanca yaşayabileceği ücret, güvenceli çalışma koşulları ve mesleki özerklikle güçlenebilir.
Üstelik sorunlar bununla da bitmiyor. Eğitim programlarının niteliği, eğitimde laik ve bilimsel yaklaşım, ÇEDES ve benzeri uygulamalar, okullarda şiddet ve akran zorbalığı, göçün yarattığı dil ve uyum sorunları, köy okullarının kapanması gibi başlıklar da çocuklarımızın eğitim hakkını doğrudan etkiliyor.
Üniversite öğrencileri de farklı bir sorunlar zinciriyle karşı karşıya. Antalya'da yaklaşık 86 bin 500 üniversite öğrencisi bulunurken, kamusal ve diğer yurtların toplam kapasitesi yaklaşık 28 bin civarında kalıyor. Bu durum on binlerce öğrenciyi yüksek kiralar karşısında kendi imkânlarıyla barınmaya zorluyor.
Bütün bunlara baktığımızda aslında karşımızda birbirinden kopuk sorunlar olmadığını görüyoruz. Derslik yetersizliği, kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, okul masrafları, çocuk yoksulluğu, MESEM'deki iş kazaları, barınma sorunu ve eğitimin niteliğine ilişkin tartışmalar aynı büyük sorunun farklı yüzleri.
Bu sorunların ortak noktası ise eğitimin bir kamusal hak olmaktan giderek uzaklaştırılmasıdır.
Oysa eğitim, piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendirilecek bir alan değil; her çocuğun eşit biçimde yararlanması gereken temel bir haktır. Bir çocuğun ailesinin gelirine, yaşadığı mahalleye, köye ya da kente göre farklı eğitim olanaklarına sahip olması kabul edilemez.
Antalya'nın geleceği yalnızca yeni yollar, binalar ve turizm yatırımlarıyla değil, çocuklarına nasıl bir eğitim sunduğuyla da belirlenecek.
Bu nedenle eğitim sorunlarını bir sonraki eğitim yılına ertelemek yerine, kamusal eğitimi güçlendiren bütünlüklü bir politika artık ertelenemez. Daha fazla okul, daha az kalabalık sınıf, güvenceli öğretmenlik, ücretsiz sağlıklı beslenme, güvenli okullar, yeterli rehberlik hizmetleri, kamusal öğrenci yurtları ve bilimsel-laik eğitim...
Çocuklarımızın ihtiyacı olan şey aslında çok açık: Parası olanın daha iyi eğitim aldığı değil, her çocuğun eşit ve nitelikli eğitim hakkına sahip olduğu bir eğitim sistemi.
Çünkü bir toplumun geleceği, çocuklarına sunduğu eğitim olanakları kadar güçlüdür.