Antalya’ya dönüşümüze bir gün kalmıştı. Bu kez de Çıldır’ı görmeye karar verdik. Turizm bölgesi oldu.
Türkiye’nin en derin gölü 1574 metre imiş. Sarı sazan (Sarıkanat) bu gölde avlanıyor. Gölün kışın donduğunu ve kızaklarla yolculuk yapılabildiğini öğrenmiştik. Ayrıca TCDD yolları demir yolarına bir ek demiryolu yapılarak, hattı tren seferleri konulmuştu. Rusya sınırına sıfır noktasından geçiyordu. Geziye katılanlar çok memnun olduklarını söylüyorlar.
Çıldır da diğer Ardahan ilçeleri gibi tek Gcaddeli ilçeler. Yollar işlek ve güzel yapılmış. Tam bir turizm gezisi parkuru olmuş. Yeni bir öğretmen evi 21 yataklı. Turizme ve kırsaldaki öğretmenlerin hiç olmazsa Cumartesi-Pazar günlerini geçirebilecekleri yer olarak tanıyabiliriz.
Bazı yol güzergahları kasıtlı göl yakınlarından geçiyordu. Gölün görünümü muhteşemdi. Yeşil ile Çıldır gölünün mavisinin sevişmesini seyrediyorduk. Çıldır gölünün iki yarımadası içinde yerleşim yerleri var. Bu yerleşim yerlerinde balık potansiyeli de ele alınarak, yöresel tandır ekmeği, çeçil peynir ve diğer et, süt ürünleri kullanacak, yeme içme yerleri yapılmalı. Biz arabamızla yarımadaları gezmek için arabadan indik. Dizimize kadar oluşmuş otlar arasından su kenarlarına kadar yürüdük. Bazen de çam ağaçlarından tutunarak suya kadar indik. Ayaklarımızı Çıldır suyuna astık.
Göl kenarında Taşbaşı denilen Köyde Zihni adında okul ve sınıf arkadaşım vardı. Ona telefon ettim. Ziyaret etmek istediğimi söyledim. Zihni Gölcük’te ikamet ediyor. İlkbahar olunca baba bacasını tüttürmek için kar yağana Kadar Taşbaşı köyünde kalıyordu. Köye varıp Zihni’nin evin sorup bulduk.
Köye çocuklarının gelmediğini, köyden zevk almadıklarını, kendinin ve eşinin burada gelmediğini, köyden, burada İki ineği vardı. Evin önünü çiçek dikmiş, düzenlemişti bina tek katlı taş binaydı. Üstelik dört kovan arısı vardı.
Köy türü kahvaltı yaptık. Vedalaştık. Arpaçay’a doğru yola çıktık. Arpaçay’da beklemeden Yalın Çayır’a geldik. Tekrar mezarlığa giderek dedemiz ve ninemize dualarımızı gönderdik. Kalan zamanımızı değerlendirmek amacıyla önceden öğretmen olarak çalıştığımız Subatan’a gitmek için yoldayız. Yollar doğayı değiştirmiş. Subatan’a geldiğimizi anlayamadım. Önceden Yahni dağını dolanırdı. Köyde tanıyan, tanıdığımız insanlardan birkaç öğrencim kalmıştı. Bir de Ortaokulun hizmetlisi Neşet vardı. Subatan çok değşmiş, savaştan çıkan Filistin kentleri gibi görünüyordu. Çocuklarımın doğduğu lojman ayakta. İlkokul binası yıkılmış. İlkokulun doğu yönünde Ayhan DEMİRAĞ’ın çizerek, boyadığı Türk bayrağı üzerine Atatürk resmi hala duyuyor. Yalnız renkler bozarmış.