Merhaba, Genç yaşlı herkesin elindeki telefonla yaşadığı bir dönemde, eski zamanları özlemek benim yaptığım.

Kar yağarken çıtırdayan sobanın ışığında camın kenarında oturmak, kapıyı çalan mahalle arkadaşlarımın arasına karışan çocukluğumun oyunları, ateşten atlarken lastik ayakkabılarımın erimesi ve o margarin sürülmüş ekmeğin yüzüme gözüme bulaşan reçeli… Biz ışığını çoktan kaybeden, gelecekten umudunu kesmiş bir nesiliz sanki ve belki de dünyanın çivisinin çıkmasından dolayı umutsuz ve mutsuzuz. Siz bu garip sürece istediğiniz anlamı kendinizce yükleyin ama benim için gerçekten eski çamların bardak olduğu garip bir zaman dilimi!

Bizim çocukluğumuzda deyimler hemen her cümlenin içinde yer alırdı. Bir konuyu en kolay anlatmanın yoluydu kimi zaman. Hepimiz aynı eğitimi almasak bile deyimlerin anlamı herkes tarafından bilinirdi o zamanlar. Şaşkın gözlerle bakılmazdı deyimi söyleyen kişiye ve denmezdi “ o ne be! “, temiz bir Türkçe ile konuşur ve yazardık ana dilimizi. Evin içinde iki ileri bir geri yürüyerek çalışırdık dersimizi, daha iyi aklımıza girsin diye sesli okurduk. Okurduk! Yazardık! Saygılıydık! Ahlaklıydık! Büyüklerimize saygı, küçüklerimize sevgi gösterirdik! Sokakta oynardık biz! Sokakta tozun toprağın içinde al yanaklarımızla saklambaç oynardık bağıra çağıra. Heyecanlı çocuklardık! Andımızı okumanın gururu içindeydik! Umudumuz vardı bilinmeyen geleceğe, nereden bilecektik ki günlerden bir gün böylesi umutsuz olacağımızı. İşte tam da bu söylemlerin deyimi “ Eski çamlar bardak oldu”.

"Eski çamlar bardak oldu" deyimi, devrin tamamen değiştiğini, eski alışkanlıkların ve eskiden değer gören durumların artık önemini yitirdiğini belirtmek için kullanıldığından bu deyimi sıklıkla söyleyenlere sende iyice yaşlandın diyenlerin sayısı epey arttı. Özlem duymaksa yaşlanmak evet yaşlandık!

"Eski çamlar bardak oldu" hikayesi ise, eski zamanlardaki uzun askerlik dönemlerine ve orman köylerinin geleneksel el sanatlarına dayanmakta. Geçmiş dönemlerde Anadolu'daki orman köylerinde, büyük çam ağaçlarının gövdeleri tek parça halinde oyularak bardak, senek veya boduç adı verilen su kapları yapılırmış. Bu ahşap kaplar, içine konulan suyu buz gibi soğuk tutması ve suya çam ağacının o hoş kokusunu vermesiyle meşhurmuş. Günün birinde bu köylerden birinden bir delikanlı askere gider ve o dönemlerde askerlik uzun yıllar sürdüğü için genç, uzun süre köyünden uzak kalır. O askerdeyken ailesi geçimini sağlamaya devam eder ve ona düzenli olarak asker harçlığı gönderirler. Yıllar sonra askerliğini bitirip köyüne dönen delikanlı, köyün girişindeki o çok sevdiği, altında gölgelendiği devasa ve ulu çam ağaçlarının yerinde yeller estiğini görür. Ağaçların kesildiğini fark edince büyük bir şaşkınlık ve üzüntüyle babasına sorar: "Baba, köyün girişindeki o koca ulu çamlar nerede? Neden hepsi kesildi?" Babası oğluna bakar, gülümser ve durumu şu sözlerle özetler: "Oğlum, o senin sorduğun eski çamlar bardak oldu. Biz o ağaçları kestik, oyup bardak yaptık ve pazarda sattık. Askerdeyken sana gönderdiğimiz harçlıklar hep o bardakların parasıydı.”

“Eski çamlar bardak oldu" deyimi, tarihsel olarak tek bir ile resmi olarak tescillenmemiş olsa da geleneksel çam bardağı zanaatı ve Evliya Çelebi'nin aktarımları doğrultusunda en çok Bolu ve Sakarya (Taraklı) illeri ile ilişkilendirilse de bizim için anlamı geçmişe duyulan özlemdir.

Geçmişi samimi duygularla, yüzümüzdeki gülümsemelerle hatırlayacağımız yarınlara. Eski çamlar bardak bile olsa umudun hep yanımızda olduğu zamanlarda yaşamak dileğiyle…

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…