Bazen kelimeler, ruhun derinliklerindekileri anlatmaya yetmez; insan ne kadar çabalarsa çabalasın, hissettikleri boğazında düğümlenir ve bir türlü sese dönüşemez. Konuşmak istersiniz ama sözcükler yetersiz kalır; bu yüzden sadece susar ve görünenin ötesindeki o yoğun sis perdesini aralamayı dilersiniz. Zihin bu belirsizliğin içinde gerçeği ararken, kalp kendi sessizliğinde en büyük fırtınaları koparır.
Hayatın en büyük paradoksu ise yakınlık ve uzaklık kavramlarında gizlidir. Bazen en yakınınızda olan kişi aslında en uzağınız haline gelir; siz ona doğru koştukça o adeta bir gölge gibi sizden uzaklaşır. Elinizi uzatsanız dokunacakmış gibi hissettiğiniz o mesafeler, sisli yolların içinde aşılması imkansız birer engele dönüşür. Ancak tam umudu kestiğinizde, o "uzak" dediğinizin aslında ruhunuza ne kadar yakın olduğunu, yanınızda duranın ise kalbinize ne kadar mesafeli olduğunu anlarsınız.
İçinde bulunduğunuz bu belirsizlik ve mesafe hissi, aslında gökyüzündeki büyük bir dönüşümün habercisidir. Neptün’ün Balık burcunun son derecesindeki o puslu ve zorlayıcı etkisi, sizi hakikati görmeniz için son kez sınıyor olabilir. Ancak sislerin dağılmasına, görünmeyenin ardındaki o saf gerçeğin ortaya çıkmasına çok az kaldı. Ruhsal bir uyanışın eşiğindeyken kendinize sorun: 26 Ocak’ta o sisler tamamen arındığında, yepyeni bir "siz" olarak uyanmaya hazır mısınız?