2026 Temmuz'unda Antalya Valiliği de kıyılara vuran plastiklerin kaynağını araştırdıklarını ve yapılan çalışmalarla bazı atıkların Antalya dışından, hatta başka ülkelerden geldiğinin tespit edildiğini açıkladı.

Bu bilginin yanında Akdeniz Üniversitesi'nden Doç. Dr. Olgaç Güven'in değerlendirmesi de çok önemli, plastik kirliliğinin önemli bölümünün karasal faaliyetlerden kaynaklandığını; yağmur suları, akarsular ve kanalizasyon sistemleri üzerinden denize taşınabildiğini belirtiyor. Deniz çöplerinin yaklaşık yüzde 80'inin plastiklerden oluştuğunu ifade ediyor.

Dışarıdan gelen plastiği engellemek kadar, kendi havzamızdan denize ulaşan kirliliği de engellemek zorundayız demektir bu açıklama.

Mesele Bir Akdeniz Meselesidir.

Antalya Valiliği'nin Temmuz ayında açıkladığı önemli bir uygulama var: Akdeniz'e ulaşan 29 nehir ağzına atık tutucu bariyerler kurulması planlanıyor.

Ama, bariyer kurmak, sorunu çözmek değil; sorunun denize ulaşmadan önce yakalanmasıdır.

Asıl mesele, o plastiğin neden suya girdiğini bulmaktır.

Bir başka ifadeyle, çöpü denizden toplamak yerine çöpün denize ulaşmasını engellemek zorundayız. Çünkü plastik denize ulaştıktan sonra artık yalnızca bir çöp değildir.

Güneş, dalga ve zaman onu parçalar. Büyük plastik küçülür. Küçük plastik daha da küçülür.

Sonunda mikroplastiklere dönüşür.

Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu da Antalya sahillerindeki plastiklerin güneş ve dalganın etkisiyle mikroplastiklere dönüşebildiğini, bunların deniz canlıları ve besin zinciri açısından risk oluşturduğunu belirtiyor.

Antalya'nın suyu gerçekten kirleniyor mu?

Evet, fakat burada da kavramları birbirine karıştırmayalım. Antalya'nın su kaynaklarının hem miktar hem kalite açısından baskı altında olduğuna dair bilimsel ve resmî veriler var.

2024 tarihli resmî çevre raporunda Antalya Havzası'nın yeraltı suyu potansiyeli yaklaşık 1.907,8 hm³/yıl olarak veriliyor.

Akdeniz Üniversitesi'nde 2025 yılında tamamlanan bir yüksek lisans araştırması ise 2008-2023 arasındaki verileri inceleyerek Antalya Havzası'ndaki yeraltı su seviyelerinin son yıllarda önemli ölçüde düştüğünü ve gelecek on yıla yönelik tahminler yapıldığını ortaya koyuyor.

Dolayısıyla Antalya'nın geleceği açısından yalnızca "Deniz temiz mi?" sorusunu sormak yetmez.

Şunları da sormamız gerekiyor;

Yeraltı suyumuz ne durumda?

Tarımda kullandığımız gübre ve pestisitler nereye gidiyor?

Arıtılmış atık suyun kalitesi ne?

Derelerden denize hangi kirleticiler taşınıyor?

Turizm tesislerinin atık su yükü nasıl yönetiliyor?

Seralardan çıkan plastikler nerede toplanıyor?

Geri dönüşüm tesisleri ne kadar sıkı denetleniyor?

Ve belki de en önemlisi, Antalya'nın su havzasını kim, hangi verilerle, ne sıklıkta denetliyor?

Tam bu noktada plastik atık ithalatı tartışmasına da geliyoruz.

2024 yılına ilişkin bazı açıklamalarda Türkiye'nin yaklaşık 1,29 milyon ton plastik atık ithal ettiği ifade edildi. Bu rakam çevre açısından ciddi bir tartışmayı hak ediyor.

Ancak burada dikkatli olmak gerekiyor: Türkiye'nin ithal ettiği plastik atığın tamamının Antalya denizlerine ulaştığını söylemek bilimsel olarak doğru olmaz.

Bununla birlikte, plastik atık ithalatının çevreye uygun işlenip işlenmediği, geri dönüşüm tesislerinin denetimi, proses atıkları ve plastik firelerinin nasıl yönetildiği çok ciddi biçimde sorgulanmalıdır.

Söyleniyor ki, Avrupa Birliği'nin yeni atık sevkiyatı düzenlemeleri de plastik atık ticaretinde çevresel uygunluk, izleme ve denetim şartlarını giderek sıkılaştırıyor.

Dolayısıyla Antalya'nın deniz kirliliğini yalnızca "turistler çöplerini denize atıyor" noktasına indirgemek ne kadar yanlışsa, her mikroplastiği doğrudan plastik atık ithalatına bağlamak da o kadar yanlış. Uzun süredir zaten çöp ithalatının artık fazlalık yarattığını, plastik atık ithalatının çevreye uygun işlenemediği, kapasitemizin üstünde çöp aldığımızı yıllardır konuşuyoruz zaten. Bizim yapmamız gereken

Bilimsel olarak kaynağı tek tek ortaya çıkarmak, açıklamak ve önlemlerini de beraberinde uygulamaktır...

Devam edecek.