Sırtını dağlara dayayan, yüzü de denize bakan Alanya'ya, doğal güzelliklerinden, insani özelliklerinden ötürü hayranım. Dünyayı kucaklıyorlar. Birçok ülkeden gelen ve "Artık Alanyalıyım diyen", ömrünü geçirmek için Alanya'yı tercih eden çok yabancı da gördüm.
Bizden biri gibi uyumlu yaşamaktalar...
Hepsi de mutlu, kendi gelenek ve göreneklerine uygun, özgürce yaşam sürdürüyorlar...
Ritüellerine göre, kendilerine tahsis edilen mezarlıklarda da toprağa konmaktalar...
Alanyalı Dostlarımı çok seviyorum. Dostluğun değerini bilen, herkese yürekten bağlıyım. Maça giderim, kurs, seminer, panel vb. etkinlikler için çağrılırım, her davete de icabet ederim.
Alanya'ya uzun yıllardır gelmekteyim...
Her gelişimde, ağabeylerimle, arkadaş ve kardeşlerimle güzel vakitler geçiririz. Vallahi, iki üç kişi ile başlayan sohbetlerimizin, kimi zaman orta halli bir salonu dolduracak sayıya ulaşacak şekilde gerçekleştiği olmuştur. Duyan gelir ve kalabalık oluveririz. Dosta, dostluğa değer veren çok insan var Alanya'da...
Bu buluşmalarda, kentine ve kulübüne, aidiyet duygusu ile bağlı insanların fazla sayıda olduğunu gördüm. Onların, duyarlılığını, samimiyetini, hep hissettim! Alanya'ya, çeşitli organizasyonlar için geldiğim ve konuk olduğum zamanlarda, özellikle sportif etkinlikler için burada bulunduğumda, ilerici düşünen, ileriyi gören, tutarlı insan ve seviyeli seyirci profilinin oluşması ve de çoğalması için fedakarlık yapanların koşuşturmalarını ve karşılık beklemeden sundukları gayreti hep izlemişimdir. Alanyalıları, kişilikli ve çok donanımlı insanlar olarak tanıdım...
Antalya şube yönetimindeki ilk yılımda, Yaşar İncepıçak, dernek yönetiminde üye olarak görev yapmaktaydı...
Dürüst ve kusursuz çalışan bir beyefendiydi...
Saygı duymaktaydım kendisine. Antalya'da yaşayan arkadaşlarım, toplantı ya da buluşmaya gelemezdi ya da gecikirdi...
O ise, herkesten önce, Alanya'dan gelir ve geç vakitlere kalsa da, ses vermez, evine dönerdi.
Bir gün kendisiyle çok özel bir görüşme yapmıştık.
Şöyle demişti bana…
Ha! Öncelikle yazayım, "Alanya çoktan il olmayı hakketti hocam" derdi her zaman, her vesileyle!
"Abdullah hocam, Dilber başkanımıza, söylersen Alanya'ya bir TÜFAD şubesini kurabiliriz. Bizim bu gücümüz var" Antalyalı dostlarımdan bazıları, "mümkün değil, olmamalı" dediler. Alanya'nın bir ilçe olduğunu ve herhangi bir ilçe için bu şekilde bir tasarrufun yapılmadığını söylediler...
İçimi dökmüş olayım...
Aslında, onlara göre Antalya şubesinin bir Burdurlu tarafından yönetilmesi bile koca bir ayıptı!
Ahhh, o şehir milliyetçiliği adı verilen, katı tutuculuk Ahhh...
Alanyalı lisanslı teknik adam sayısı 30'un üzerindeydi. Başkanıma ilettim. Duygularımızı paylaştık. Kaygısını dile getirdi. Sıkıntı olmayacağını ifade ettim. İnandı, güvendi bana, sunduğum raporlara...
Sonra, kendilerine Alanya'yı temsilen bir heyet ile ziyaret gerçekleştirdik. Genel Merkez olurlarıyla, TÜFAD Alanya şubesi kuruldu. 25 yıldır da hizmet vermekte! 116 antrenör var...
40 antrenör de üye olmak için sırasını (!) bekliyor...
Olmamayı düşünenler de mevcut! Antrenör kursuna katılabilmek, antrenör olabilmek için, başlangıçta onlarca takla atıp, tabiri caizse bilmem neresini yırtan arkadaşlarımız, derneğe saygınlık kazandırma amacıyla gerçekleşecek üye olma işini askıya alıyorlar... İlginç!
Böyle insanlar da var Alanya'da...
Ancak çok düzeyli insan tanıdım...
Yaşar ağabeyimin sayesinde, Nazmi Reisoğlu, Hakan Dizdaroğlu, Ali Haydar Durusoy, Hasan Çavuşoğlu, Emin Müftüoğlu, Kuddusi Müftüoğlu, Kamil Abitoğlu, İbrahim Hacıkerimoğlu, Emin Yücesan, Adil Müftüoğlu, gibi önemli insanlarla tanıştım. İsmini yazamadığım dostlarımdan özür dilerim. Kentin birçok değeri ile tanışıp, kaynaşma şansını bulmanın, gururunu taşımaktayım. Alanya; çalışkan, spora gönül ve ömür veren insanların bol olduğu bir potansiyel gücü simgeliyor...
Kent kültürünün oluşmasına ve yerleşik hale gelmesine vakit ayıran ve çabalayan, kişilikli insanlarla dolu...
Ürettikleri hizmetlerle, olağanüstü işleri de olağanmış gibi yapıveriyorlar. Yıllar önce!
Teveccüh gösterdiler...
Antalyaspor Gençlik Geliştirme Program Koordinatörlüğü görevim bittikten sonra, 2009 -2010 futbol sezonunda Alanyaspor'un Altyapı Direktörlüğü görevine getirdiler beni...
O zaman 2’nci ligdeydi. Hakan Dizdaroğlu da kulüp başkanıydı. Gelmem için, Yaşar İncepıçak ağabeyim, içten ve güçlü bir destek vermişti. Alanyaspor için planlı, programlı bir altyapıyı, çocuk ve genç futbol departmanını oluşturmuştuk. Emrah Aykurt ve İsmail Kısa hocalarımla... Alanyaspor Teknik Direktörü Hüseyin Özcan ayrılmak zorunda kalmıştı. Teknik direktör olarak ismim geçmişti, benimle görüşmüşlerdi. Sezon sonuna kadar da, kulübün teknik direktörlüğüne getirilmiştim. Emrah ve İsmail kardeşlerimle alta da, üste de hizmet üretmiştik. Yemin ederim çok yorulduk ama zor günleri, Hakan başkanımızla birlikte yaşadık. Parasız, pulsuz günleri, kazasız, belasız da atlatmıştık. Dahası, hem kadro hem ekonomi olarak, bizden çok güçlü takımları, iyi futbol oynayarak yenmiştik. Prim bekleyen ve evine, eşine, çocuğuna ekmek, su, süt götüremeyenlerle birlikte ağlaştığımız günleri de yaşadık. Evlatlara, temel ihtiyaçları için bile hakkedişlerini verememek üzüyordu hepimizi...
Çok çabamız oldu...
Her sporcunun para beklediği günlerde, "içimden geldiği gibi yazdığım" mektupları, şahsa özel olarak, tek tek sporcu evlatların yastıklarının altına bırakmıştım. Her şeye rağmen motive olmuşlardı...
Destek arayışlarımızı gece, gündüz demeden ve hız kesmeden sürdürmüştük. Başaramamıştık, lira ararken delikli kuruş bulabilmiştik. Tesisimizde kalmak, yeme içmede sorun yaşamamak avuntumuzdu ve çok önemliydi...
Maçlar öncesi 6,7 yıldızlı otel kamplarımız, mütevazı bir yaş pastanın, üzerindeki göz kamaştırıcı krema özellikliydi. Olmamıştı, bir türlü futbolcunun moral ve heyecan seviyesini yükseltecek güzel ortamları yakalayamadık...
Duygusaldı konu anlayacağınız!
Evlatlar terlerini sonuna kadar akıtıyor, tempolu, kaytarmadan, düzeyli çalışıyorlar, iyi de sonuçlar elde ediyorlardı. Dev Konser, starların boy gösterdiği gala gecesi planladık ve tertipledik.
Aylarca çalışarak, otel salonunu da kapattık.
Doldurduk sadece izledi insanlar...
Neler neler denedik?
Yine de istediğimizi yapamadık...
Cebimdekini de verdim,
"çeyrek altın, cezerye, muz, fındık, fıstıklı" ödüllü turnuvalar düzenledik...
Bowling salonlarında yarışmalar yaptık...
Özel dostların mangal partilerine davet edildik, katıldık...
Benim yüzümden(!), küme düşülmemesi için iki maç kala, "terbiye sınırları içinde" kulüpteki görevimi bırakmıştım. Ligde de kalmıştı ALANYASPOR. Ayrılıktan bir iki hafta öncesiydi. Bir televizyon programına konuk olmuştum. Demiştim ki; "Alanya, spor, turizm ve kültürde merkezi olabilecek düzeyde kaliteli bir kent ve
Alanyaspor da pek yakın gelecekte futbolunu en üst ligde seyredeceğimiz bir yapılanmaya ve yerleşik kültürü oluşturmaya doğru emin adımlarla yürüyecek. Ve hepimiz o güzel günleri göreceğiz."
Yanılmadığımı görüyorum...
O röportajı, Google'a sorabilirsiniz...
"Abdullah Tanyolaç, Alanyaspor'un geleceği parlak" yazın"
Ne kadar ileri görüşlü olduğumu öğreneceksiniz.
Sağlıklı ve esen kalın...