Mustafa Kemal Atatürk yorgundu ama hiç durmadan gece gündüz çalıştığını ülkede her gün farklı değişiklikler yaptığını duyuyorduk. Anadolu ajansını kurmak istiyordu. Bu nedenle bu işe gönül veren insanları seçeceğini duymuştum. Atatürk’ün huzuruna çıkmak büyük onurdu ama şansım varmaydı ilmiyorum.

En şık ve temiz elbiselerimi giydim. Aynanın karşısında kasketimi en az 8-10 kez düzelttim. Büyük bir heyecanla Millet meclisinin yolunu tuttum. İstiklal harbi esnasında gazete çıkaran yürekli ve deneyimli gazeteciler olacaktı. Benim şansım sanırım milyonda birdi. Ama hiçbir zaman umudumu yitirmedim. Mustafa Kemal’de umudunu yitirmeden imkansızı başararak cumhuriyeti kurmuştu. Ben neden umudumu yitirmeliyim ’ki diyerek yola çıktım.

Meclise geldiğimde sivil siyah takımlı bir bey karşıladı. Salona aldı. Etrafıma baktığımda benim gibi gençleri gördüm. Sonradan duydum ki Atamız kuracağı ajansı gençlerden oluşturmak istiyormuş. Sıramı beklerken, birden sıranın bana geldiğini anlamamışım bile. Genç takım elbiseli kişi beni Mustafa Kemal’in bulunduğu odaya aldı.

Küçük bir masanın arkasındaki sandalyeye oturmuş bana bakıyordu. Gözleri ışıl ışıl. Yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Heyecandan dizlerim titriyor, bayılmaya nerdeyse ramak kalmıştı.

Adın ne delikanlı ve nerelisin, kimlerdensin?

Adım Mahmut Paşam, Diyarbakır’dan geliyorum. Veli bey oğullarındanım

Aşiret misiniz?

Evet Paşam

Bak herkesin yeni soy adı olacak. Sen bir bireysin. Özelsin. Devrimlerimi izliyor musun?

Evet Paşam.

Baban ne iş yapıyor?

Babamın dedemle beraber tarım ve bahçe ürünlerinin yanı sıra köyden yün, yağ, peynir, alarak köylülere de sabun, şeker, çay ve diğer ihtiyaçları alır satarlar Paşam. Kısaca çerçilik yapıyorlar.

Durdu bana baktı, kaşlarını çattı bir an düşünerek Bundan sonra senin soyadın Üründür olacak dedi. (Ne yazık ki yanı başımızdaki katip Üründül olarak kayda geçmiş)

Bana dönerek, söyle bakalım bir gazeteci nasıl olmalı diye bir soru sorarak konuşmamı bekledi. ‘’Paşam’’ dedim. ‘’Bir gazeteci halkından yana olmalı. Halkının sesi, nefesi, olmalı. Yol gösterici olmalı, sizin emanet ettiğiniz Cumhuriyetçi olmalı. Kurduğunuz millet meclisi ile demokrasiyi inşa etmekte öncü olmalı. Yaptığınız devrimlere, kurduğunuz fabrikalara sahip çıkmalı. Yeni devrimler yaparak bize öğrettiğiniz çağdaş medeniyetler seviyesine gelerek halkının huzur güveni için çalışmalı’’ dedim. Seni Yeni kuracağımız ve adına Anadolu Ajansı dediğimiz bu ajansa alacağım ne dersin? dedi

Olmaz paşam dedim. Siz yoktan var ettiğiniz bu Cumhuriyeti kurdunuz. Bunu içerde ve dışarda yıkacaklar olacaktır. Hatta iktidar bile olacaklardır. İktidar oluklarında ajansı kendi iktidar emellerini sürdürmek amacıyla kullanabilecekler. Ben bağımsız özgür basını oluşturmak isterim.

Kaşlarını çattı. İyi de bu iktidar sahipleri şahsi emelleri ve çıkarları doğrultusunda basını atın alabilirler. Hatta bir çember içinde satılmış kalemleri bir araya getirerek iktidarlarını sürdürebilirler. O zaman ne yapacaksın?

Hapse atacaklar seni. İşkenceler, zorluklar, sürgünler hatta ölümler yaşayacaksın o zaman ne yapacaksın

Kalemimi kıracağım Paşam…

İşiniz zor Mahmut benim naçiz vücudum toprakla buluştuğunda halk düşmanları, emperyalist uşakları boş durmayacak. Her canlı gibi ben de ölümü tadacağım.

Avazım çıktığı kadar bağırarak Atatürk ölmez Paşam dedim.

Neden? dedi.

Naçiz bedeniniz toprakla uluşabilir. İnsansınız ama yaptığınız devrimleri, kurduğunuz demokrasi temelini, Cumhuriyeti İlkelerinizi kalbimizde taşıyarak asırlar geçse de nesilden nesille aktaracağız. Cumhuriyeti yıkmak isteyenlerin karşısında Diyarbakır surları gibi set oluşturacağız. Türküyle, Kürdiyle, Çerkez’i, Arabı ile ilkelerinizi koruyacağız. Bu yüzden siz ölmezsiniz.

Biz birkaç avuç gazeteci kalsak da çizdiğin yolda ütüne artı koyarak yolumuza devam edeceğiz’’ dedim.

Birden çatık kaşları yerini tebessüm almış beni izlediğini fark ettim.

Yürü dedi Paşam. Yürü git Antalya’ya senin gibi birkaç yürekli gençle işe başla. Bu Ülke, Bu vatan size emanettir. Güle güle. Hayal bile olsa güzeldi.