Hafta sonu saat 10.00’da kahvaltı yapacağız.
Önce markete uğradım. İşte o anda etiketlerin değiştiğini fark ettim. Çalışanlar, sabah sabah düzenleme yapıyorlar ve fiyatları güncelliyorlar. Sivri biber almak için manav tezgahına doğru yürüdüm. Çalışan genç, domates kasasını düzenliyor, çürümüş ve ezikleri biberle beraber aynı kasaya koyuyordu. Portakallar ayrı sandıktaydı. Çürükleri seçim koymuşlardı.
‘Ne bu bunlar ayrı mı satılacak?’ diye espri yaptım. Genç delikanlı, ‘Yok onları satmıyoruz. Çöpe. Onların da alıcısı var ama parasız’ dedi. Cevabını pek anlayamadım ama pek de merak etmedim. Alışverişimi yaparak marketten ayrıldım.
Karşıdaki fırına gireceğim ama kuyruk uzun…
Malum hafta sonu ve vatandaş kahvaltıda sıcak ekmek yemek istiyor…
Sıram gelince ekmek ve aile fertlerine birer simit, torunlara açma aldım. Eve doğru yürürken az önce alışveriş yaptığım marketin önünden geçtim. Yan tarafında çöp konteynırı var ve konteynırın yanında 3 kasa var içinde meyve ve sebze…
Birde kısa boylu saçlarına Ahmet Kaya’nın dediği gibi ‘Yıldız düşmüş’ bir bey…
Yanındaki bez poşet torbaya seçtikleri meyve ve sebzeleri atıyor. Usulca yanına giderek, selam verdim. Selamı aldı ama yüzüme bile bakmadı…
Konuşmak, kim olduğunu öğrenmek istiyordum. Kılık kıyafeti ne dilenciye ne de düşkün bir yoksula benziyordu. Pantolon ütülü, gömlek mavi ve temiz. Yün yelek ve üstünde ceket vardı. Tipik alıştığımız bir memur tiplemesi….
Domatesleri seçerken, ‘Abi bunlar iyi salça olur değil mi?’ Benimki de söz mü? Laf açmak konuşmak için söyledim bu sözü…
Yan yan yüzüme bakarak, “Hayır yemeklik’’ dedi ve işine devam etti. Bende sebze alacaktım ama fiyatlar çok yüksek. 7 bin 500 lira emekli maaşla ne alınabilir ki?
Durdu ve tekrar yüzüme bakarak ‘Bir sen mi varsın bu durumda ya da ben mi?’
Suçlar gibi…
‘Yok ağabey’ dedim ‘Yıllarca bu devlete vergi verdik bizi açlığa yoksulluğa mahkum ettiler.’
Bir elimdekilere bir yüzüme bakarak…
‘Sen seçtin, ben seçtim, uzaydan mı geldi bizi yönetenler’ dedi…
İşte böyle başladı tanışmamız…
Kendisi öğretmen. Anadolu’nun köylerinde kasabalarında öğretmenlik yapmış. Çocuklara A, B, C’yi anlatmış. Okumayı sevgiyi anlatmış. Kardeşçe yaşamayı kısaca insan olmayı anlatmış. Emekli olunca 3 kuruş parayla hayal ettikleri birinci kat kooperatif evi alarak Antalya’ya yerleşmiş.
İlk zamanlar huzurlu bir hayat yaşasalar da gün geçtikçe ekonomi günden güne değişmiş. Gelir az¸ gider artmış. Anlattığına göre o hain virüs ortaya çıktıktan sonra ne huzur ne de yaşama direnci kalmış. Ev hanımı eşine evlenme yıl dönümünde bir çiçek bile alamaz duruma gelmiş Cüce Rasim öğretmenin.
Cüce lakabını da en son orta okulda öğretmenlik yaparken, öğrencileri takmış bu ismi…
Ya çocuklarınız, onlar nerede?
Benim yüzlerce binlerce çocuğum oldu. En büyük gururumdur onlar benim…
Kimi öğretmen, kimi doktor, kimi mühendis oldu. Yurt dışında çalışan da çok öğrencim var….
Hocam çok kızıyorum bizleri sizleri bu duruma sokan siyasetçilere…
Onlara kızma onlar bizi temsilen biz seçtik.
Her türlü fenalık ne zaman başladı biliyor musun? Eğitime verilmeyen değerle… Eğitimi tükettiler… Öğretmeni tükettiler…
‘ÖĞRETMEN ÇÖKERSE ADALET ÇÖKER, ADALET ÇÖKERSE VATAN ÇÖKER’ dedi ve poşetlerini toparlayıp ayrıldı Cüce Rasim Hoca……