Hani, "topraklarımız ya da yaşadığımız bölge için kaderimiz" deyip geçiveriyoruz ya! Vallahi de, billahi de, yaşanan olaylara göre, kaderci bir anlayışı sergiliyoruz.

Aslında, aldatmaca, avuntu ya da savunma mekanizmasını ifade eden kabullenme biçimi bu hal!!!

Yıllardır içinde, debelenip durduğumuz futbolumuzun boynuna da, benzer yaklaşımla, "kadersiz yaftası" asıvereyim de, olsun bitsin!

Konu çıktı bile bana...

Hem bu sayede, oynanan kötü futbolu görmezden gelirim, çirkinliklere kulağımı kapatırım, hem de skorlarla tatmin olurum.

Özetle; kurtarırım günü...

Keserim duyduğum çatlak sesleri, birkaç gün de olsa ötelerim, zihnimi meşgul eden gürültü ve patırtıyı...

Birşeyler, kötüye gidiyor, çoğumuz da nedenlerini görmemeye çalışıyoruz. Araştırmıyoruz. Hep birilerinin yanlış yaptığını dillendiriyoruz. Suçu asla kendimizde aramıyoruz. Günahı işleyen bizleriz, yapılan yanlışlığı önce Allah'ın sorumluluğuna bırakıyor sonra da diğer bahanelere sığınıyor ve olanı biteni geçiştiriyoruz. Kolaycılığa kaçmayı, hatalarımızı görmemeyi, çare üretmemeyi adetten saymaktayız. İlkeli, ahlaklı ve dürüst çalışmayı, benimsemeyen, kabullenmeyen bir toplum yapısının oluşması için, hepimiz elbirliği etmişçesine, gayret göstermekteyiz. Antalya ve Antalyaspor ile başlamak istiyorum.

Coğrafya kader mi?

En müstesna olanı, şahanesi bizde...

Dünyanın nadir güzelliklerinin bol olduğu bir kentte yaşıyoruz.

1966 yılında profesyonelliğe merhaba diyen, iklimi, doğal güzellikleri, tarihi özellikleri ile evrenin tüm yaşayanlarını büyüleyen harika bir şehrin kulübü Antalyaspor, sahip olduğu bu şanslı konuma ve fevkalade koşullarına rağmen sürünmekte!!!

Geçen sezon "Süper Lig'den düşeceğiz" diye aylarca ses yükselttik. İnanılmadı, önlem alınamadı, alınmadı ve DÜŞTÜK...

O günlerde, bir alt ligde de tutunamayız diye endişemizi dile getirmiş hatta iyi duyulması için bağırmıştık.

Aynı hatalar, çoktan yapılmaya başlandı ki, harekete geçmiştik.

Kaygılıyım bunun için yazmak zorundayım.

Bu kafa ile amatör lige kadar düşeriz.

Bursa, Eskişehir hatta Adana'da mevcut olan futbola ait yerleşik kültür girmedi kentimizin insanına...

Ruhsuzluk, çok bilmişlik, hoyratlık devam ederse, yerle yeksan olur, Antalya'da futbol...

Ne oldu da karamsar satırlar yazdım?!

Başkan adayı bile bulamıyoruz...

Para yok diye sürekli ağlıyoruz...

Transfer yasağı parayla kalkıyor, bulunmasa kalkmaz.

Gelen para, kaşar topçulara verilirse; büyük ödemeler yapılırsa,

mahkemelik olunur, büyük borçlular sınıfına girilir.

Veee batılır...

O arada da,

Teknik Adamlar gelir, gider...

Futbolcular da aranır bulunur, kovulur!

Futbolcu hegomanyası var mıdır, yok mudur?

Duyumdur, söylentidir...

Bilinmez!?

Ha!

Bugünden itibaren ne olur diyorsanız!?

Yeni hoca gelir, gençler oynatılmadan galibiyetler alınır, yaşı geçmiş oyuncular tarafından goller de atılır, maçlar kazanılır, kaybedilir, yolculuk tamamlanır...

Sonraaaa???

Takdiri ve yorumu sizlere bırakıyorum!

Sonuçlar değil, futbolsuz biten 90 dakikalar herşeyi gösteriyor.

Geleceğimiz adına da mesaj veriyor!

Türkiyemiz'de futbol oyunu nasıl yönetiliyor ve oynanıyorsa, Antalya'da da, meşin yuvarlak öyle yuvarlanıyor...

Gelelim ülke futbolunun durumuna...

2026 Dünya Kupası öncesinde hepimiz farklı senaryoları yazdık, oynadık. Beklentilerimizi abartılı olarak dile getirdik...

"Perşembenin gelişi, çarşambadan bellidir"

Der, tecrübeliler yaşam öyküsü yazanlar...

Eksikliklerimizi bilmemize rağmen, haddimizi aştık, sözüm ona, "hüsran ve büyük hayal kırıklığını yaşadık"

Neden böyle oldu diye sorgulamadan, hatalarımızla yüzleşemeden, anamızın ligine döndük...

Vazgeçilmez olarak içimize sinen, "şan, şöhret, servet, şehvet ve rekabet" yeterliydi bizler için...

Araya da, Şampiyonlar Ligi, Konferans ligi elemeleri gibi çeşniler girdi...

Kör topal yürüyoruz.

Maalesef, Dünya kupası, Avrupa arenaları için, vadeli plan ve program yapacak ne güce ne de çapa sahibiz!!!

O yaz günlerinde; usta yöneticilerimizin, genellikle neler yapacağı belli idi...

Öyle de yaptılar.

Birrrr/

Şaşalı, sükseli transferler hep yapılır...

Gündemde kalınır....

İkiiii/

Ezeli Ebedi rekabet denilen ve adına futbol maçı denilen kavgalarda üstünlük sağlanmaya çabalanır.

Alkışlanmak, poh pohlanmak yeterlidir...

Önce, tarihlerine saygıdan ötürü büyük zannedilen, şişirilmiş balondan ibaret olduğu bilinen, koca kulüplerimiz, yeni sezonun transfer çalışmalarını, antrenman planlamalarını, aynen düşündükleri gibi, uygulamaya başladılar.

Geçmişten ders almadan, yetiştirme, geliştirme gerçeklerini gözardı ederek, düşüncesiz, hedefsiz, hesaplar yaparak, Talisca, İcardi gargaraları ve Lukaku, Salah bomba ya da çilekleriyle, Allah, Yallah diyerek işlemleri tamamladılar..

Sonra; Fatih Tekke gitti, geldi tekrar gitti...

İsmail Kartal gitti, nazla niyazla geldi, kesinlikle ilk sarsıntıda gidecek...

Okan Buruk için, "vade sonu belli" içerikli ahkamlar kesiliyor...

İtalyanın şimdilik yeri garanti...

Biliyoruz ki, kalıcı ve istikrarlı bir iş yapamadan bir sezon daha bitecek...

Şampiyonluk alkışlanacak...

Dertler unutulacak.

Kirlilikler, pislikler halının altına süpürülecek...

Dostlarım...

Bildiğinizi biliyorum!!!

Futbolumuz, günü kurtarmayı benimsemiş, yöneticiliği bilmeyen kişilerin eline teslim edilmiştir.

Onların bakış açısıyla yazayım, gelişim, değerlendirmeye tabi tutulacak bir detay değildir.

Sağlıklı ve düzeyli altyapı sistemini yaratmak ve kalıcı hale getirmek önemi olmayan bir konudur.

Aslında, Dünyalılar, iyi örnekleri bize sunmaktalar...

Onlar, köklü altyapılarıyla çağı çoktan yakalamış hatta önüne geçmiş durumdalar.

Uzun yıllardır, geleceğe dönük planlamalar yaparak büyük kupalara ipotek koyuyorlar ve hep kazanmaktalar...

Bizim kulüplerimizse, yarınlarımızı güçlü hale getirecek projeleri yaşama geçirmeyip, günlük başarılarla zaman tüketmekteler!

Genç oyuncularımıza, yetenekli çocuklarımıza, bırakın şans vermeyi, yabancı sayısını çoğaltma ile meşgul bizimkiler.

Tesisleşmeyi ve eğitimi öğretimi, beslenmeyi, dinlenmeyi içinde barındıran, antrenman kalitelerini üst düzeyde uygulayan ve en tepe ile bağlantısı olan altyapıyı ülke geneline yaymak zorundayız.

Kolay mı?

Hayır...

Zoru başarmak gerekiyor ama!

Osimhen, Vhaloviç, Asensio, Onachu iyi futbolcular..

Tartışmam!!!

İnanın, istikrarlı eğitim programları uygulamaya geçsin, bu topraklardan yüzlerce yıldız çıkar...

Esas olarak buna inanıyor ve savunuyorum...

Bu sporculara verilen abartılı meblağlardan, azıcık para ayırabilsek keşke!

Sivrilteyim kalemimi de, batması için kullanayım...

Bizi, yaşlılık yıllarında avutan adamların, kaldığı villalar, daireler denize değil de dağa bakıversin!

Bu adamlara son model otomobiller tahsis edilmesin!

Ya da manikür, pedikürüne ve makyajına verilen paralar altyapıya ayrılsın...

Örneğin, bu şöhretler, gençleri, çocukları teşvik edecek reklam filmleri çeksinler...

Gelen paralar altyapı tesisleşmesine, eğitime harcansın...

Reklam gelirleri de ceplerine gitmeyiversin...

Antrenör eğitimimiz de, nostaljik buluşmalardan öteye geçsin...

Her teknik adam dersine çalışsın...

Değerli antrenörlerin yaptıklarını görsün.

Gelişime de açık olsun...

Koca kulüpler, Antalya'da bir futbol köyü kursalar, 12 ay boyunca düzeyli programlar yaparak çalışsalar iyi olmaz mı?

Böylesi pilot uygulama merkezleri yurdumuzun önemli kentlerinde konuşlansa, üreten bir futbol toplumu oluşturulması için adım atmış olunmaz mı?

Geleceğimizi düşünerek, planlamalar yapalım.

Ekonomik ve Yönetimsel sorunları gidermeyi kafamıza koymalıyız.

Gelir gider bilançolarını açık, anlaşılır, denetlenebilir hale getirmeliyiz.

Gelirler hala Türk lirası, harcamalar dolar, euro ile...

Ne ilginç değil mi?

Tüm kulüpler batıyor, biz görüyoruz.

Borç batağına düşenler göremiyor...

Futbolumuzda, kaliteli oyunun esamesi okunmuyor.

Hakem sürekli maçın içinde...

Oyunu sürekli durduran, temponun düşmesine neden olan ve topun oyunda kalma süresini azaltan, rekabetin gücünden korkan, nabza göre şerbet veren hakemler, mentörlerce eğitilmeli...

Hakemler özgür bırakılmalı ve desteklenmeli...

Standart kararların verildiği, tartışılmayacak görüntülerin sergilendiği maçları izlemek futbolseverin en tabi hakkı...

Özgüveni olan insanlar, adaletli davranırlarsa futbolun tüm paydaşları mutlu olacak...

Tarihimizi ve Coğrafyamızı iyi bilelim.

Bilimsellikten, dünya gerçeklerinden, hele hele

matematikten asla vazgeçmeyelim...

Sağlıklı ve esen kalın...