Akşamdan tüm hazırlıklarımı yapmıştım. Fakat sabah bir daha gözden geçirerek birkaç parçayı daha çıkartıp sırt çantamı hafiflettim.
İki pantolon, üç tişört, pijamalar ve yedek birer adet iç çamaşırı ile iki çorap, bir terlik vs. Bir tane polar kalın kışlık kazak. Zagros dağlarının yüksek kesimlerinde soğuk bir yerleşime rastlarsam veya her ihtimale karşı diye aldım.
Tıraş takımları, telefonun ve fotoğraf makinesinin şarj cihazlarıyla USB kabloları, flaş bellek, İngilizce ve Farsça sözlükler, gezi planı ve gezilecek yerlerle ilgili yüz sayfaya yakın not, sırt çantasını dolduruyordu. Çantayı kapattıktan sonra, en üstünde de uyku tulumu. Hani yatılmayacak kadar pis bir otel yatağı ile karşılaşırsam, açıp uyku tulumunda yatacaktım.
Ne kadar hafifletmeye çalışsam da sırt çantam yine de 5-6 kiloyu buluyordu. Genç olsam yirmi kilo da olsa önemli değil, ama bu yaşta bu kadarı bile, özellikle de uzun süre taşımak zorunda kalırsam beni zorlayabilirdi.
Çünkü bu çantayı ilk vardığım şehirlerde otel buluncaya kadar sırtımda taşımak zorunda kalabilirdim. Bu yüzden en asgari ihtiyaçlarımı dikkate alarak, en az eşya almaya çalıştım. Yıkayıp tekrar giyerim ya da gerekirse oradan yenisini alırım diye düşünüyordum.
Servis arabası 09.15’te beni Dedeman Otelinin önündeki üst geçidin altından alacaktı. Onun için dokuzda evden çıkıp, durağa geldim. Eşim savaşa gidiyormuşum gibi korku ve heyecan içinde “Dikkat et, ıssız yerlere gitme, insanlara güvenip arkasından gitme” vs, vs. Oysa Avrupa’ya gitsem ya da yalnız başıma değil de bir tur şirketiyle gitsem, bunlar hiç aklına gelmeyecek.
Garaja varınca daha önce telefonda konuşup biraz sohbet ettiğim ayakçı beni karşıladı ve yazıhaneciye tanıttı. “Bu hocamız, araştırmacı yazardır. Kaptanlara tembih edelim de Tiflis’te otel bulmasına yardımcı olsunlar” dedi.
Yazıhaneci pek umursamadan Baku’ya yüz dolarlık bileti kesmişti bile. Ben Baku’ya değil Tiflis’e gideceğim. Galiba 80 dolar olması gerek” dedim. Ayakçı tamam yüz lira oluversin diye elimdeki paralardan yüz lira alarak yazıhaneciye uzattı. O da bozuntuya vermeden aldı parayı.
Koltukların yarıdan çoğu boştu ve neredeyse yolcuların tamamına yakını yabancı uyrukluydu. Fakat bagaj: valizler ve paketlerle dolmuştu. Sanıyorum otobüs, yolculardan çok valiz taşıyordu.
Benim yerim şoförün arkasında iki numaraydı. Bunu özellikle yol boyunca fotoğraf çekebilmek için istemiştim. Çünkü en az 30 saat bu koltukta oturacaktım. Otobüste fotoğraf çekmek için en uygun yer de, hostes koltuğu olsa da, yolcu koltukları içinde en uygunu 2 veya 3 numaralı koltuklardır. Bu yüzden İran’da da hep bu koltuklarda seyahat etmeye çalıştım.