Merhaba, Bu köşe yazımda sonbaharı ara sokaklarına kadar yaşayan Çanakkale’den ve Bağımsız Sanat Hareketi sanatçıları olarak açtığımız yılın son resim sergisi GAIA IV – MYTH’den söz etmek istiyorum.

Rüzgarın kentinde, mavinin en güzel tonunun denizle buluştuğu yerde, Çanakkale Belediyesi Yazar ve Sanatçı Evi’nde buluştuk sanatseverlerle. Mağara duvarlarından ilk resimlere ve oradan bereketli Mezopotamya topraklarına uzanan MYTH sergimiz, GAIA sergi serimizin 4. Yolculuğu. GAIA, yani bizi sarmalayan, doyuran besleyen, bize ev olan yeryüzünün mitlerini anlattık bu sergimizde.

Sergi hazırlıklarımız devam ederken İstanbul’dan gelen ve hepimizi üzen genç bir veda ile önce ne yapacağımızı bilemedik. Sergiyi iptal etmeyi düşünürken GAIA’nın bağrına bıraktığımız Orkun’u sanatla hep yaşatmak istedik. Ve ailesinin izniyle grubumuzun en genç üyesi ORKUN ÖZBEK adına açtık sergimizi. Daima renklerle yaşa sevgili Orkun…

Sergimizi 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde samimi ve içten bir sanat buluşmasıyla Çanakkale’li sanatseverler eşliğinde açtık. O anlarda hüzün ve mutluluk yan yanaydı ama Orkun’un gülen yüzlü fotoğrafı hepimize neşe, umut verdi aslında!

Sergimiz oldukça beğenildiği gibi başka illerin sergi salonlarına davet edildik. Çanakkale’nin derin mavisi, sanatta yeni adresler sundu bize. Kısacası bir sergi yolculuğu, 2027 yılının yeni yolculuklarını böylelikle belirlemiş oldu.

Antalya’dan sonra özlediğim rüzgar ve nemsiz hava ile buluşmak benim için muhteşemdi. Korna seslerinin duyulmadığı, yaya geçidinde gerçekten insan olduğunuzu hatırlatan saygı, hemen herkesin balık tutarak zaman geçirdiği Kordon’da, birbirinden güzel seramik eserlerin arasında yürümek… Martılara eşlik eden güvercinler, aniden çıkan rüzgarla havada uçan şapkalar, oturduğun bankta dalgalara yakalanmak derken huzurun kenti Çanakkale.

Bize vatanımızı hediye eden şehitlerimizin, ülke toprağıyla bütünleştiği yerde, sanki başka bir gezegendeymiş gibi hayran gözlerle seyrettim tüm detayları. Deniz Müzesi’nin hemen yanında, ziyaretçilerini ağırlayan denizaltının yaşanmışlığını gözlemlerken, arkadan geçen kocaman gemileri izlemek, güneş batarken “ gökyüzünün denizle altına dönüştüğü “ yerde fotoğraf çektirmek, Aynalı Çarşı’ya giden yolda muhteşem yemek kokuları arasında hiç doymamak Çanakkale!

Şehrin göbeğinde Cuma Pazarı’ndan kalkan bir otobüsle UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve Troya Antik Kenti’nin girişinde bulunan Troya Müzesi’nde, zamanın içinde kaybolmak demek Çanakkale! Ve antik kente 15 dakikalık yürüme mesafesiyle ulaşmak, tarihin fısıltılarını rüzgar eşliğinde dinlemek…

Gençlerin köşe başlarında şarkı söylediği, kedilerin genç sanatçılara destek olurcasına şov yaptığı bir yer! Kediler bile mutlu Çanakkale’de! Çünkü mekanlar kedileri kovmuyor, aksine hepsine çok iyi bakıyorlar, hayvan düşmanlarına rağmen.

Çimenlik Kalesi’nden Kilit Bahir Kalesi’ne bakmak ve kimi zaman bir deniz aracıyla bakışının yönünü değiştirmek Çanakkale. Hayranlıkla izlemek yeşili, kaleleri ve denizin o inanılmaz mavisini. Rüzgarla içine çekmek denizin kokusunu. Sanki bir rüyanın içinde gibi, ama uyanık olmak…

Tarihinden doğasına, insanından saygısına, rüzgarından huzuruna, toprağının altında yatan binlerce vatan evladına teşekkürlerimle Çanakkale. Yorgun ve umutsuz kaldığım günlerde bana yeniden yaşama gücü verdiğin için teşekkürlerimle…

Bir resim sergisi yolculuğunu küçük bir yaşam arası molasına çevirdim desem yeridir. Umut yükledim Çanakkle’de, direnç, sevgi, huzur, mavi, rüzgar, iyilik ve açılacak yeni kapılar yükledim geleceğe.

Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…