Uzmanlık dışı görevlendirmeler kamu yönetiminde kronikleşirken, çocukların emanet edildiği bir alandaki tercih yeni bir tartışmayı tetikledi.

Kamu yönetiminde yıllardır tartışılan bir kavram var: liyakat. Kâğıt üzerinde herkesin hemfikir olduğu, ancak uygulamada sık sık esnetilen bu ilke, son yapılan bir görevlendirmeyle yeniden ülke gündemine taşındı.

Antalya Döşemealtı Belediyesi’nde görevli emekli Uzman Jandarma Çavuş Süleyman Serhat Acar’ın kariyer seyrine bakıldığında, klasik bir kamu yöneticisi profilinden ziyade, farklı alanlarda görevlendirilmiş bir isimle karşılaşıyoruz. Sağlık Müdürlüğü, ardından Veteriner Müdürlüğü ve şimdi de Kreş ve Gündüz Bakımevi Müdürlüğü…

Çok merak ettiğim için soruyorum: Bu görevlerin ortak paydası nedir?

Eğer kamu yönetimi, uzmanlık alanı gözetmeksizin “idare edebilme” kabiliyetine indirgeniyorsa, o zaman meslekler, eğitimler ve kurumsal uzmanlıklar neden var?

Daha da önemlisi, söz konusu son görev bir kreş yönetimi.

Yani çocukların fiziksel, psikolojik ve pedagojik gelişimlerinin doğrudan etkilendiği, son derece hassas bir alan. Bu noktada, “her yönetici her kurumu yönetebilir” anlayışı sadece tartışmalı değil, aynı zamanda risklidir.

Acar’ın özellikle Veteriner Müdürlüğü döneminde yaşanan hayvan ölümleriyle gündeme gelmiş olması, eleştirilerin dozunu artıran bir diğer unsur. Bu süreçte kamuoyunda oluşan güvensizlik, yeni görevlendirmeyle birlikte daha da derinleşmiş görünüyor.

Çünkü mesele sadece bir atama değil.

Mesele, kamu kurumlarının nasıl yönetildiği.

Mesele, sorumluluk alanlarının neye göre belirlendiği.

Mesele, “liyakat” ilkesinin gerçekten uygulanıp uygulanmadığı.

Sosyal medyada bir anda yükselen tepkiler de tam olarak bu noktayı işaret ediyor. Vatandaşlar, çocukların bulunduğu bir ortamda yapılacak yöneticilik görevinin, pedagojik bilgiye, çocuk gelişimi farkındalığına ve ilgili alanda deneyime sahip kişiler tarafından yürütülmesi gerektiğini savunuyor.

Bu tepkiyi “sosyal medya hassasiyeti” diye küçümsemek kolay. Ancak gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir gerçek var: Kamu vicdanı artık daha görünür, daha hızlı ve daha sorgulayıcı.

Öte yandan, belediye yönetiminden hâlâ resmi bir açıklama yapılmamış olması da tartışmaları büyüten bir diğer etken. Sessizlik, kriz yönetiminin bir parçası değildir; aksine, çoğu zaman krizi derinleştirir.

Şeffaflık, hesap verebilirlik ve açık iletişim… Bunlar modern kamu yönetiminin olmazsa olmazlarıdır. Eğer bir atama kamuoyunda bu kadar yoğun tepki çekiyorsa, yapılması gereken ilk şey susmak değil, açıklamaktır.

Kritik soru şu: Bu atama gerçekten bir ihtiyaçtan mı doğdu, yoksa sistematik bir yönetim anlayışının sonucu mu?

Eğer birincisiyse, kamuoyuna gerekçeleriyle anlatılmalıdır.

Eğer ikincisiyse, sorun bireysel değil, yapısaldır.

Türkiye’de kamu yönetiminin en büyük sınavlarından biri, liyakat ilkesini sadece söylemde değil, uygulamada da hayata geçirebilmektir.

Aksi halde, bugün bir kreş müdürlüğü tartışması olarak görülen mesele, yarın çok daha kritik alanlarda karşımıza çıkacaktır.

Unutulmamalı: Çocukların olduğu yerde hata payı yoktur. Ve liyakat, en çok da orada gereklidir.