Her seçim öncesi yerleşim yerlerinde yoğun olarak yaşanan kaçak yapılaşma, tarım arazilerini ciddi olarak tehdit ediyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuyla ilgili yasa tasarısı gündeme gelirken, Antalya’da on binlerce hektarlık tarım arazisinde danışmanlık yapan Ziraat Mühendisi Ayşe Metin konuyla ilgili dikkat çeken açıklamalar yaptı.
SOSYAL MEDYA İLE SAHADAKİ GÖRÜNTÜ ÇOK FARKLI
Seçimin yaklaştığını gören hobi bahçesi sahiplerinin, kacak yapısına yasal statü kazandırmaya çalıştığını belirten Metin, bu insanların sebepsiz zenginleşmenin peşinde olduklarını söyledi. Son dönemde “bağ evi” ve “hobi bahçesi” konusunun yeniden yoğun şekilde tartışıldığını belirten Metin, konunun “köyde biraz nefes almak isteyen vatandaş” üzerinden anlatıldığına dikkat çekerek, sahadaki gerçekliğin, sosyal medyada oluşturulan romantik tablodan çok farklı olduğuna işaret etti.

TARIM ARAZİLERİ YAPILAŞMA BASKISI ALTINDA
Türkiye’de tarım arazilerinin yıllardır parçalanma baskısı altında olduğunu belirten Ziraat Mühendisi Ayşe Metin, “Özellikle büyük şehirlerin çevresinde ve turizm bölgelerinde tarla vasfındaki alanlar, küçük parsellere bölünerek yapılaşma baskısına açılıyor. Bir süre sonra üretim yapılan arazilerin ortasında yollar, havuzlu yapılar, elektrik-su altyapısı ve fiili yerleşim alanları oluşuyor. Bunun adına da doğal yaşam deniliyor” şeklinde konuştu.
TARIM ARAZİLERİ RANT ARACINA DÖNÜŞTÜ
Meselenin, birkaç kişinin hafta sonu vakit geçireceği küçük yapılar olmadığını belirten Metin, “Bugün birçok bölgede tarım arazileri yatırım ve rant aracına dönüşmüş durumda. Gerçek üretici ile amacı tarım olmayan yapılaşmalar aynı başlık altında konuşuluyor. Küçük üreticinin bir kulübe ihtiyacı öne sürülerek, çok daha büyük ölçekli kaçak yapılaşmalar meşrulaştırılmaya çalışılıyor” dedi.

KISA VADELİ KAZANÇ, UZUN VADELİ KAYIP DEMEK
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın, “Hobi bahçesi diye bir şey yoktur, kaçak yapı vardır. Hobi bahçelerine asla yasal statü verilmeyecektir” sözünü hatırlatan Metin, “Tarım arazisi sıradan bir mülk değildir. Bu alanlar bir ülkenin gıda güvenliği, su yönetimi ve gelecekteki üretim kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir. Dünyada iklim krizi, kuraklık ve gıda arzı tartışılırken; verimli ovaların betonlaşması kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli kayıplar yaratır” ifadelerini kullandı.
İMAR AFLARININ SONUÇLARI ORTADA
Bugün birçok kişinin, “Ben yaptım, devlet yıllarca ses çıkarmadı” diyerek mevcut durumu normal göstermeye çalıştığını belirten Metin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçmişte gecekondulaşma sürecinde yapılan imar aflarının şehirleşmede nasıl ağır sonuçlar doğurduğu ortada. Plansız yapılaşma sadece görüntü kirliliği oluşturmaz; altyapı sorunları, su kaynaklarının baskılanması, tarımsal üretimin azalması ve hukuka olan güvenin zedelenmesi gibi sonuçlar doğurur”.
HUKUK, SESİ ÇOK ÇIKANA DEĞİL HERKESE EŞİT UYGULANMALI
Bu süreçte kanuna uyan vatandaşın hakkının çoğu zaman göz ardı edildiğini belirten Metin, “Tarım yapmaya devam eden, arazisini bölmeyen, mevzuata uygun hareket eden insanlar, kuralları ihlal edenlerle aynı kefeye konuluyor. Oysa hukuk, sesi çok çıkana göre değil; herkese eşit uygulanmalıdır” şeklinde konuştu.
TARIM TOPRAĞI, GELECEK NESİLLERİN HAKKIDIR
Kırsalda yaşayan insanların ihtiyaçlarının olduğunu ve gerçek üreticinin mağdur edilmemesi gerektiğini belirten Metin, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu ihtiyaç ile organize şekilde tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması birbirinden ayrılmalıdır. Aksi halde birkaç yıl sonra “hobi bahçesi” adı altında başlayan süreç, geri dönüşü olmayan bir arazi kaybına dönüşebilir. Tarım toprağı sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de hakkıdır”.





