Cem Kotan’ın CHP’den istifasının ardından Konyaaltı Belediye Meclisi’nde yaşanan tartışma, basit bir siyasi atışmanın ötesine geçti. Asıl mesele artık kimin haklı olduğu değil; halkın oyuyla verilen yetkinin, siyasi hesaplaşmaların gölgesinde kalıp kalmayacağı.

Antalya Konyaaltı Belediye Meclisi’nde yaşanan gerilim, birkaç kişinin sesini yükseltmesinden ibaret değil.

Belediye Başkanı Cem Kotan’ın CHP’den istifasının ardından meclis toplantısında yaşanan tartışma, siyasi ayrışmanın belediye yönetimine nasıl yansıdığını bir kez daha gösterdi.

CHP Konyaaltı İlçe Başkanı Hasan Ercüment Taşdemir, CHP’nin mecliste kavga etmek için değil, halkın hakkını ve hukukunu savunmak için bulunduğunu söyledi. Taşdemir, başka bir parti sözcüsünün CHP’nin aldığı kararları sorgulamasını eleştirdi. CHP’li meclis üyesine yönelik tutumun da meclisteki gerilimi artırdığını savundu.

Gelelim asıl meseleye:

Konyaaltı Belediyesi’nde tartışılan gerçekten bir söz hakkı mı, yoksa siyasetin belediye yönetimine nasıl taşındığı mı?

Cem Kotan’ın CHP’den ayrılması sıradan bir parti üyeliği değişikliği değil.

Kotan, CHP MYK’nın kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmesinin ardından partisinden istifa etti. Aynı gün mecliste yaşanan tartışma da siyasi ayrışmanın artık belediye salonuna taşındığını gösterdi.

Belediye başkanlığı başka, parti üyeliği başka.

Ama seçmenin verdiği yetki bu ikisini tamamen birbirinden koparmıyor.

Başkan koltuğuna oturan kişi yalnızca kendisini değil, kendisine oy veren yurttaşları da temsil ediyor. Meclis üyesi de aynı şekilde halkın oyuyla o koltukta oturuyor.

Bu nedenle meclis kürsüsü kişisel hesaplaşma alanına dönüşürse zarar gören yalnızca taraflar olmaz.

Konyaaltı halkı zarar görür.

Çünkü belediye meclisi kavga etmek için değil, karar almak için vardır.

Siyasette ayrışma kaçınılmazdır. İstifa da mümkündür, parti değiştirmek de. Fakat seçmen açısından asıl mesele başka:

Sandıkta verilen siyasi temsil, seçimden sonra nasıl korunuyor?

Herkesin gözden kaçırdığı asıl mesele şu:

Partiler arasındaki kavga, belediyenin kurumsal işleyişini ve karar mekanizmasını gölgelememeli.

Karar organı meclisse, meclisin gücü başkanın sesinden değil, demokratik usulden gelir.

Başkan konuşur.

Meclis üyesi konuşur.

Grup sözcüsü konuşur.

Muhalefet konuşur.

Vatandaş izler.

Sonra belediye kararını alır.

Kimse diğerinin sesini kısmak için seçilmedi. Kimse belediye başkanına alkış tutmak için meclis üyesi olmadı. Kimse halkın oyunu yalnızca parti talimatını tekrarlamak için almadı.

Esnaf diliyle konuşursak:

“Eyvallah, herkesin fikri ayrı olabilir. Ama dükkânın kepengini kavga ederek açamazsın.”

Belediye de böyle.

Konyaaltı halkının derdi mecliste kimin kime bağırdığı değil.

Yol yapılacak mı? Ruhsat işlemleri hızlanacak mı? Kreşler çalışacak mı? Sosyal destek doğru kişiye ulaşacak mı? Belediyenin şirketleri nasıl yönetilecek? Kamu parası nereye harcanacak?

Vatandaşın hesabı bunlar.

Siyasetçi ise bazen kendi hesabına fazla dalınca halkın hesabını unutabiliyor.

Kamu güveni tam burada aşınıyor.

Vatandaş belediyede siyasi hesaplaşma görürse kurumdan uzaklaşır. Meclisin kararına değil, kimin kiminle kavga ettiğine bakmaya başlar.

Kurumlar kişilerin önüne geçtiğinde demokrasi güçlenir. Kişiler kurumların önüne geçtiğinde güven zayıflar.

Konyaaltı şimdi tam da bu sınavın içinde.

Cem Kotan siyasi yolunu nasıl sürdürecek?

CHP grubu bundan sonra nasıl hareket edecek?

Meclis, siyasi ayrışmayı hizmet gündeminin önüne geçirmeden çalışabilecek mi?

Bunların cevabını zaman gösterecek.

Ama bir şeyin cevabını zamanın göstermesine gerek yok.

Konyaaltı Belediyesi kimsenin kişisel siyasi mülkü değildir.

Ne başkanın. Ne partinin. Ne meclis grubunun.

Orası Konyaaltı halkının emaneti.

O emaneti taşıyan herkes artık yüksek sesle konuşmak yerine üzerine düşen görevi yapmak zorunda:

Hesap vermek.

Bu nedenle meclis kürsüsü kişisel hesaplaşma alanına dönüşürse zarar gören yalnızca taraflar olmaz.

Antalya Konyaaltı halkı zarar görür.

Çünkü belediye meclisi kavga etmek için değil, karar almak için vardır.

Siyasette ayrışma kaçınılmazdır. İstifa da mümkündür, parti değiştirmek de. Fakat seçmen açısından asıl mesele başka: Sandıkta verilen siyasi temsil, seçimden sonra nasıl korunuyor?

Herkesin gözden kaçırdığı asıl mesele şu: Partiler arasındaki kavga, belediyenin kurumsal işleyişini ve karar mekanizmasını gölgelememeli.

Karar organı meclisse, meclisin gücü başkanın sesinden değil, demokratik usulden gelir.

Başkan konuşur. Meclis üyesi konuşur. Grup sözcüsü konuşur. Muhalefet konuşur.

Vatandaş izler.

Sonra belediye kararını alır.

Kimse diğerinin sesini kısmak için seçilmedi. Kimse belediye başkanına alkış tutmak için meclis üyesi olmadı. Kimse halkın oyunu yalnızca parti talimatını tekrarlamak için almadı.

Esnaf diliyle konuşursak: “Eyvallah, herkesin fikri ayrı olabilir. Ama dükkânın kepengini kavga ederek açamazsın.”

Belediye de böyle.

Konyaaltı halkının derdi mecliste kimin kime bağırdığı değil.

Yol yapılacak mı? Ruhsat işlemleri hızlanacak mı? Kreşler çalışacak mı? Sosyal destek doğru kişiye ulaşacak mı? Belediyenin şirketleri nasıl yönetilecek? Kamu parası nereye harcanacak?

Vatandaşın hesabı bunlar.

Siyasetçi ise bazen kendi hesabına fazla dalınca halkın hesabını unutabiliyor.

Kamu güveni tam burada aşınıyor.

Vatandaş belediyede siyasi hesaplaşma görürse kurumdan uzaklaşır. Meclisin kararına değil, kimin kiminle kavga ettiğine bakmaya başlar.

Kurumlar kişilerin önüne geçtiğinde demokrasi güçlenir. Kişiler kurumların önüne geçtiğinde güven zayıflar.

Konyaaltı şimdi tam da bu sınavın içinde. Cem Kotan siyasi yolunu nasıl sürdürecek?

CHP grubu bundan sonra nasıl hareket edecek?

Meclis, siyasi ayrışmayı hizmet gündeminin önüne geçirmeden çalışabilecek mi?

Tabi ki bunların cevabını zaman gösterecek.

Ama bir şeyin cevabını zamanın göstermesine gerek yok. Konyaaltı Belediyesi kimsenin kişisel siyasi mülkü değildir.

Ne başkanın. Ne partinin. Ne meclis grubunun.

Orası Konyaaltı halkının emaneti.

O emaneti taşıyan herkes de artık yüksek sesle konuşmak yerine üstüne düşeni görevi yapmak zorunda:

Hesap vermek.