Aliye Coşar’ın “Sözün bittiği yerdeyiz” çıkışı, Ankara’daki acı olayın ardından emeklilerin geçim mücadelesini yeniden Türkiye’nin gündemine taşıdı: Emekli bu hayatı daha ne kadar taşıyacak?“Sözün bittiği yerdeyiz…”
Yeni Parti Antalya Milletvekili Aliye Coşar’ın Ankara’da yaşanan acı olayın ardından yaptığı bu değerlendirme, Türkiye’nin emeklilerle ilgili tartışması gereken çok daha büyük bir meselenin kapısını aralıyor.
Çünkü Ankara’da yaşanan olay, emeklilerin seyyanen zam talebiyle gerçekleştirdiği eylem sırasında meydana geldi.
Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu, olay sırasında ağır yaralandı ve kaldırıldığı hastanede yapılan müdahalelere rağmen yaşamını yitirdi.
Olayın tüm yönleriyle ilgili resmi inceleme ve soruşturmanın sonuçları önem taşıyor. Bu nedenle yaşananları tek bir nedene bağlamak ya da kesin bir neden-sonuç ilişkisi kurmak doğru değil.
Ancak olay öncesinde Şekeroğlu’nun ekonomik sıkıntılardan söz ettiği ve “Bizi bu hale getiren utansın” ifadelerini kullandığı yönündeki haberler, emeklilerin ekonomik koşullarına ilişkin tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.
Tam da bu noktada Aliye Coşar’ın sözlerine kulak vermek gerekiyor.
Coşar, olayın ardından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Ankara'da Anayasa Mahkemesi önünde seyyanen zam için gerçekleştirilen eylemde emekli bir polis memuru ‘Bizi bu hale getiren utansın’ diyerek intihar etti. Sözün bittiği yerdeyiz.”
Burada Coşar’ın açıklamasındaki siyasi değerlendirme ile olayın resmi boyutunu birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bir tarafta yaşanan ve soruşturma konusu olan ağır bir olay var.
Diğer tarafta ise bu olay üzerinden emeklilerin geçim koşullarına ilişkin siyasi bir eleştiri var.
Coşar’ın asıl dikkat çektiği nokta da burası.
“MİLLETİN ARTIK DAYANACAK GÜCÜ KALMADI”
Coşar, açıklamasının devamında ekonomik tabloya ilişkin eleştirisini daha da sertleştiriyor: “Bir taraftan açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edilen yurttaşlarımız, diğer taraftan fonlarla milyarları götürenler. Milletin artık dayanacak gücü kalmadı. AKP iktidarının Türkiye Yüzyılı bu.”
Bu ifadeler açık biçimde Coşar’ın siyasi değerlendirmesi ve iktidara yönelttiği eleştiri niteliğinde.
Fakat bu sözlerin tartışmaya açtığı soru oldukça somut: Emekli bugün nasıl geçinecek?
Çünkü emeklinin hayatı siyasi açıklamalardan çok daha farklı bir yerde.
Pazarda… Markette… Eczanede… Kirada… Faturalarda…
Ayın son günlerinde cüzdanda kalan parada…
Emekli için ekonomi, televizyon ekranlarındaki grafiklerden önce mutfaktaki hesaptır.
SEYYANEN ZAM TARTIŞMASININ ÖTESİ
Ankara’daki eylemin temel gündemi, memur emeklilerinin seyyanen zam talebiydi.
Fakat Türkiye’nin emeklilik meselesini yalnızca bir zam başlığına sıkıştırmak da yeterli değil.
Asıl soru şu: Emekli maaşı, emeklinin temel yaşam giderlerini karşılayabiliyor mu?
Yıllarca çalışan… Prim ödeyen… Vergi veren…
Devlete ve topluma hizmet eden bir insan, emeklilik döneminde nasıl bir hayat yaşayacak?
İşte mesele burada başlıyor.
Çünkü emeklilik yalnızca bir gelir meselesi değildir.
Aynı zamanda sosyal devlet, insan onuru ve gelecek güvencesi meselesidir.
Coşar’ın açıklamasını önemli kılan da bu noktadır.
Milletvekili, yaşanan olay üzerinden iktidarın ekonomi ve emekli politikalarını sorguluyor.
Bu eleştiriye iktidarın vereceği cevap ise siyasi tartışmanın diğer tarafını oluşturuyor.
Ama hangi siyasi görüşten olursa olsun, herkesin cevaplaması gereken ortak bir soru var: Emekli, aldığı gelirle insanca yaşayabiliyor mu?
“SÖZÜN BİTTİĞİ YER” NERESİ?
Coşar’ın “Sözün bittiği yerdeyiz” sözünü belki de burada yeniden düşünmek gerekiyor.
Gerçekten sözün bittiği yerde miyiz?
Yoksa artık sözlerin yerini somut çözümlerin alması gereken bir noktada mıyız?
Çünkü emekli yıllardır konuşuyor.
Sendikalar konuşuyor.
Emekli dernekleri konuşuyor.
Siyasi partiler konuşuyor.
İktidar ekonomik programını anlatıyor.
Muhalefet eleştirilerini sıralıyor.
Fakat bütün bu tartışmaların sonunda emeklinin önünde yine aynı soru duruyor: “Ben bu maaşla nasıl yaşayacağım?”
İşte siyasetin cevaplaması gereken soru budur.
Aliye Coşar’ın açıklaması bu nedenle yalnızca bir siyasi tepki olarak okunmamalı.
Aynı zamanda Türkiye’nin emeklilik politikasını yeniden tartışmaya açan bir çağrı olarak görülmeli.
Elbette yaşanan acı olayın bütün nedenlerini ekonomik koşullara bağlamak mümkün değil.
Böyle bir hüküm, resmi inceleme ve soruşturmanın ortaya koyacağı bulgular olmadan kurulamaz.
Ama olayın, emeklilerin ekonomik taleplerini dile getirdiği bir eylem sırasında yaşanmış olması bile emeklilerin içinde bulunduğu ekonomik koşulların daha ciddi biçimde ele alınması gerektiğini gösteriyor.
Çünkü bugün emekli olan, dün çalışan insandı.
Bugün çalışan milyonlarca insan ise yarının emeklisi.
Dolayısıyla mesele yalnızca bugünün emeklisi değil.
Hepimizin geleceği.
Ve Aliye Coşar’ın sözleri üzerinden sorulması gereken asıl soru belki de şu: Türkiye, emeklisinin yalnızca hayatta kalmasını mı, yoksa insanca yaşamasını mı hedefliyor?