Sıradan bir gün yaşamak, her şeyin rutinlerle devam etmesi zamanın boşa harcanması mıdır? Böyle günlerin sonunda “Bugün ne yaptın?” sorusuna, “Hiç” cevabını verdiğin tüm o anları düşün. Ama dürüst olalım; “Hiç, yapılır mı hiç?”.

Bana kalırsa kendi rutinini belirleyebilmek büyük bir nimet, rutin candır. Çünkü rutinden çıkmak her zaman güzel sebeplerle olmayabilir. Huzurlu, mutlu ve sağlıklı bir rutini olanların bundan şikayet etmek yerine şükretmeleri gerektiğine inanırım.

Ve “bomboş geçti” dediğin o gün neler yapmış olabilirsin bir düşünelim, hayal ettiğimiz bu gün, bir tatil günü olsun mesela. Sabah kalktın kendine veya ailene kahvaltı hazırladın. Belki bir arkadaşla sohbet ettin, belki kendinle ilgilendin, belki tüm gün TV başındaydın. Hiçbir şey yapmamış mı oldun? Bu yaptıkların niye eylemden sayılmadı? Üstelik kimi zaman bunları sıradan sayan düşünce tarzı sadece günümüzü nasıl geçirdiğimizi değil, kendimize verdiğimiz değeri de etkileyen bir sonuç doğurabilir.

Çünkü kapitalist sistem böyle eğitti bizleri, ortaya somut bir değer çıkarmalısın, bu değer elle tutulmalı, gözle görülmeli ve muhakkak paraya dönüşmeli. Ve sonra o parayı harcamalısın, bak yeni, harika bir ürün çıktı…

Halbuki hiçbir şey yapmadığını düşündüğün gün ailenle tüm hafta edemediğin o kahvaltıyı ettin, kendinin ve ailenin duygusal durumuna olumlu bir katkı sundun. Tüm gün TV başındaydın, belki de bütün hafta bedeninin aradığı fiziksel rahatlamayı yarattın. Belki arkadaşınla konuşurken bir fikir veya durum konusunda ikinize de bir aydınlanma geldi. Yani bir şeyler yaptın; sadece sistemin beklentilerini karşılamadın. Bu da bir hata değil. Sistemin beklentileri gerçek mi, doğru mu, haklı mı?

Bize öğretilen şeylerin ne kadarının gerçek olduğunu ancak sorgulayarak anlayabiliriz çünkü insan, dünyayı kendi bakış açısı ve duygusal durumu üzerinden algılar; yaşadıklarına da bu çerçeveden anlam verir. Bize çok saçma gelebilecek şeylerin, bazı insanların doğrusu ve gerçeği olduğunu fark ettiğimiz zamanlar olmuştur; bu kendi hayatımızda gerçek sandığımız şeylerin de sorgulanabilirliğini gösterir aslında.

Sistem “Daha çok başarı, daha çok heyecan…” diyor ve biz de birer makine gibi hep daha çoğunu istiyoruz, bir de görüyoruz sosyal medyada öyle yaşayanlar var. Daha başarılılar, daha zenginler hatta daha güzeller. Biz de öyle olabiliriz, diye düşünüyoruz. O yapabiliyorsa ben neden yapamayayım? Çünkü böyle büyütüldük: “Bak bak komşunun kızı şöyle başarılı olmuş! Sen de yeterince çalışırsan yaparsın. Neyin eksik?”

Gerçekten öyle mi? Her insan aynı donanıma mı sahip? Belki o kişinin IQ’su daha yüksek, belki kasları daha güçlü, belki ilgi alanı o. Aynı değiliz, yarışa aynı yerden ve aynı şartlarla başlamıyoruz ve bitiş noktası da her birimiz için farklı.

Lütfen önce tamamen eşsiz olduğumuzu kabul edebilir miyiz? Kendimizi başkalarıyla karşılaştırmaktan böylece vazgeçebilir miyiz? Çünkü o zaman sistemin bize sürekli dayattığı sürü hareketinden sıyrılabiliriz. Ve onun sesini kısıp kendi istediğimizin ne olduğunu söyleyen iç sesimizi duymaya çalışabiliriz.

Böylece bazen bir şey yapmamanın da değerli olduğunu görebiliriz. Durup beklediğimizde geride kalmış olmayız. Bazen ne yapacağımızı bilemememiz de başarısız olduğumuz anlamına gelmez. Örneğin bir ceviz ağacımız var, geçen yıl hiç ceviz vermedi, hiçbirimiz onun başarısız olduğunu düşünmedik; “işe yaramıyor, keselim” demedik, varlığı ve yeşilliği bizim için yeterliydi. Bu sene ise bol bol ceviz verdi. Peki, “Vay bu sene ağaç çok başarılı!” mı dedik.

İnsan doğadan ayrı değildir, örnek alacağımız şey başka insanlar değil, doğanın ta kendisidir. Mesela tohum ekildiğinde boş görünen tarladan ilham al ve bugün hiçbir şey yapmadığını sanırken içindeki tohumları büyütüyor olabileceğini fark et. Gelecek kaygısı ile bugünü kaçırmayan kuşları gözlemle; geleceğe hep kara bulutların ardından bakma. Her uyandığında bedenini esneten kediden de bir şey öğren: Bedenine zaman tanı; harekete geçerken acele etme.

Velhasıl bence hayatın anlamı daha başarılı olmak değil, mutlu olmaktır. Mutlu olmak ise ertelenemez; çünkü şimdiki ana aittir. Sistemin mutluluğu sürekli geleceğe erteleyen vaatlerinden özgürleş. Bugün, şu anda daha mutlu olmanın yollarını ara. Çünkü yarının bize ne getireceğini, hatta ona ulaşıp ulaşamayacağımızı bile bilmiyoruz.