Bir önceki yazımda insanın çok gelişmiş bir biyo-elektromanyetik sistem olduğundan ve elektrik akımı ürettiğinden bahsetmiştim, peki bu bilgi bizlerin evrenle sürekli veri alışverişinde bulunan istasyonlar olduğumuzu fısıldadı mı size de?

​Acaba sizin istasyonunuz hangi frekanstan yayın yapıyor? Önce frekans neymiş bir anlayalım. En basit şekliyle frekans, kişisel fabrikanızın çalışma hızı ve yaydığı dalganın karakteridir, yani duygusal ve bedensel durumunuz frekansınızın ne olduğunu aslında size söylüyor. Şöyle ki hücrelerinizin frekansı düşerse, bağışıklığınız düşer ve bedeniniz hasta olur; birer elektrik sinyali olan, düşüncelerinizin frekansı düşerse, depresif hale doğru gidersiniz. Danışanlarıma hep şu örneği veriririm; radyoda arabesk yayın yapan bir frekansı açarsanız orada klasik müzik çalmasını bekleyemezsiniz. Kalkıp frekansı değiştirmelisiniz ki istediğiniz müziği dinleyebilin. Yani güzel şeyler yaşamak istiyorsanız, yüksek frekanslar yayıyor olmanız gerekli.

Bilimsel araştırmalar, odaklanmış bir düşüncenin yani bir niyetin elektrik alan yarattığını, bu düşünceye eşlik eden duygunun ise manyetik alan oluşturduğunu gösteriyor.

Düşünce gücünden haberdarız, ben taa ortaokulda okumuştum %100 Düşünce Gücü adlı, o zamanların ünlü kitabını. 30 küsur yıl geçmiş üstünden, ama yıllarca şöyle dedim ‘’düşünüyorum işte ama işe yaramıyor.’’ ta ki frekansları ve Rezonans Yasasını öğrenene kadar. Bu yasa ‘’benzer benzeri çeker’’ der bize, yani sadece düşünce gücünüz değil, duygu gücünüz de çok önemli.

Bu bilgileri toparladığımızda ortaya çıkan şudur; sizin frekansınız düşükse, düşük frekanslar yakanızı bırakmaz; sorunlar, ipe sapa gelmez insanlar… Örneğin suçluluk frekansı yayan bir kişi, hep kendini suçlu hissettirecek olayları ve kişileri çeker hayatına. Neden hep bunu yaşıyorum sorusunun cevabı da burada saklıdır işte. Korku, öfke ya da kıskançlık yaydığımızda, düşük frekanslı parazitler oluşturur ve hayatımıza benzer rezonanstaki deneyimleri çekeriz. Oysa şükran, sevgi ve neşe frekansına geçtiğimizde, biyolojik fabrikamızın üretim kalitesiyle birlikte hayatımızın kalitesi de değişir.

Velhasıl bir şeyi sadece "düşünmek ve istemek" yeterli değildir; onu kalbin o devasa manyetik gücüyle "hissetmek" gerekir ki madde aleminde vücut bulsun. Hissetmek ve elbette istediğimizin gerçekleşeceğine inanmak.

Çok soyut bir kavram olan inanç hayatımızda neden bu kadar önemli ? Olacağı varsa olur ben inansam da inanmasam da ne fark eder? diyorsanız yine kuantum fiziğine dönelim derim.

Gözlemci etkisini duydunuz mu? Eğer duymadıysanız çift yarık deneyini araştırmanızı öneririm. Kısaca bu deney şunu ifade eder: Madde ona bakan bir zihin olmadıkça sadece bir olasılık dalgasıdır. Yani gözlemci gözleneni etkiler. Bence bunun en güzel bir örneği birileri izlerken bir şeyleri yapmanın daha zor gelmesidir.

Bir de şöyle düşünün, hayatınızın gözlemcisi bizzat sizsiniz ve sizin o olasılıklar bulutuna bakarken oluşturduğunuz inançlar hayatınızı inşa ediyor.

Sıra geldi frekansları nasıl düzenleyeceğimize, ama o sonraki yazının konusu olsun şimdilik buraya kadar verdiğim bilgiler sizde biraz demlensin.

Ve bu sırada fark edin! Şu an hangi frekanstasınız?