Görüşmeyeli kendi gözlemciniz olmaya başladınız mı? Yaşamınızda en çok hangi duyguyu fark ettiniz? Bu duygu her ne ise etrafınıza yaydığınız ve aldığınız yayın yani frekansınız odur.

Eğer gözlem yaptıysanız, bazen sadece bir düşüncenin bile tüm bedeninizi ağırlaştırdığını veya bir şükür anının içinizi nasıl hafiflettiğini de fark etmiş olmalısınız.

Peki, çoğunlukla bilinçsiz olarak yaptığınız bu yayın frekansını, manuel (bilinçli) olarak ayarlamak mümkün mü?

Evet, bir radyo düğmesini çevirmek kadar somut olmasa da, zihinsel ve ruhsal araçlarla bu mümkün.

İşte içinde yaşadığımız o "Olasılıklar Bulutu" içinden, sizi en mutlu edebilecek olasılıkları gerçeğe döndürmek için bazı yöntemler.

1.Farkındalıkla "Durdur" Komutu Vermek: Düşük frekanslı bir duruma (korku, kaygı, dedikodu) girdiğinizi hissettiğiniz an, bunu bir "parazit" olarak tanımlayın. "Şu an frekansım düşüyor (yaptığım yayının kalitesi düşüyor)" demek, gözlemci koltuğuna geri dönmenizi sağlar. Biliyorsunuz; kuantum düzeyinde gözlemci, gözleneni değiştirir. Siz duygunuzu fark ettiğiniz an, o duygu sizin üzerinizdeki mutlak hakimiyetini kaybetmeye başlar ve hakimiyet asıl sahibine yani size geçer.

2.Şükür: Titreşim Kalitesini Yükselten Bir Anten: Bilimsel olarak ölçülen en yüksek frekanslardan biri şükran duymaktır. Eksikliğe odaklanmak (yokluk bilinci), evrene "bende yok" sinyali gönderir ve Rezonans Yasası gereği "yokluğu" çoğaltır. Oysa sahip olduğunuz en küçük şeye bile, kalpten bir teşekkür sunmak, istasyonunuzu anında "bolluk" frekansına ayarlar.

3.Kalp ve Beyin Tutarlılığı: Bir önceki yazımda belirttiğim gibi; beyin elektrik, kalp ise manyetik alan üretir. Ancak asıl güç, bu ikisi aynı ritimde attığında ortaya çıkar. Kalp gücüyle beyin gücü karşı karşıya geldiğinde, beynin kazandığını hiç duydunuz mu? Eğer beyin daha güçlü olsaydı yapmayacağınız tüm o hataları düşünün.

Burada da durum değişmiyor. Eğer zihniniz "zenginim" derken kalbiniz "hayır, borç içindeyim" diye korku yayıyorsa, manyetik alanınız (duygunuz, kalbiniz) galip gelir ve zenginliği çekemezsiniz.

Unutmayın korku en düşük frekanslardan biridir ve sizi sürekli aşağı çeker. Gerekirse çok mutlu olduğunuz anların hatıralarını düşünün ve o mutluluk halinin içine girmeye çalışın. O neşeyi kalbinizde hissetmek, manyetik alanınızı devasa bir mıknatısa dönüştürür. Zihin hayal ile gerçeği ayırt edemez; siz o duyguyu hücrelerinize yaydığınızda, kuantum alanı size uygun olasılığı, o neşe haline uyan olasılığı getirmek için hizalanmaya başlar.

4.Netlik: Net bir karar vermek, gözlemci etkisini devreye sokar. Kararsızlık ise düşük frekanstır; evrene "ne getireceğini ben de bilmiyorum" mesajı gönderir. Netlik, bulut içindeki kaosu düzenli bir gerçekliğe dönüştüren en güçlü araçtır. Örneğin elinize beklenmedik bir para geçsin istiyorsunuz. Elinize 10 TL de geçse sistem görevini yapmış sayılır. Oysa siz ne kadar istiyorsunuz belirtseydiniz, netliği oluşturmuş olacaktınız. Ama o paranın size nasıl geleceği kısmını akışa bırakın.

5.Çevresel Detoks: Sadece kendi düşünceleriniz değil, maruz kaldığınız haberler, sürekli şikâyet eden insanlar ve kaotik ortamlar da frekansınıza sızar. Kendi elektromanyetik alanınızı korumak için bazen "sessizliğe" çekilmeli, doğada vakit geçirmeli ve size kendinizi değersiz hissettiren her türlü yayından uzaklaşmalısınız.

Etrafınızdaki insanların hayatınızın ve frekansınızın kalitesini doğrudan etkilediğini hep hatırlayın. Denir ya etrafındaki 5 kişinin ortalaması olursun diye yanında mutlu ve rahat olduğunuz, sizin gelişiminize faydası olan mümkünse vizyonu sizden daha geniş insanlarla beraber olmak frekansınızı da artıracaktır.

6. Keyifle Yaptığınız Uğraşlar Bulun Ve Sadece Keyif Almak İçin Yapın: Günümüzde insanların sadece keyif almak için bir şeyler yapması neredeyse olağandışı bir durum oldu. Her şeyin maddi bir getiriye çevrilmek zorunda olduğunu düşünüyor çoğu insan. Örneğin bir el işi yaparsınız, hemen birileri atılır "çok güzel yapıyorsun satsana". Eğer bu fikir kafanıza yatarsa o andan itibaren büyü bozulur. Yaptığınız şeyden keyif almak yerine nasıl o işi maddiyata dökebileceğinizi düşünmeye başlarsınız, başkalarına beğendirme ihtiyacı eylemin önüne geçer.

Kısa bir örnekle artık yazımızı bitirelim. Camları sarı bir güneş gözlüğüm var ve her taktığımda hava kapalı bile olsa benim için güneşli oluyor, çünkü ben öyle görüyorum. Gördüğüne inanmayı seçen zihinlerimiz için daha öte bir kanıta ihtiyaç var mı?

Dış dünya her zaman kaos sunacaktır. Ancak televizyonunuzun kanalını değiştirdiğinizde odadaki havanın değişmediği, sadece ekranın değiştiği gibi; siz de kendi iç yayınınızı değiştirdiğinizde dışarıdaki kaostan etkilenmemeyi öğrenirsiniz. Bu bir "polyannacılık" veya "pembe gözlük meselesi" değil, gelişmiş bir enerji yönetimidir.

Kendi hayatınızın yazarı ve yayın yönetmeni olduğunuzu hatırlayın ve kendiniz için en güzel senaryoyu yazın.