Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi savaşla yenemeyeceklerini gören emperyalist ülkeler bu ülkelerin içine casus yuvaları oluşturarak, ülke siyasetini ele geçirmeye başladılar.

Dernekler kurdular, vakıflar ve tarikatlar oluşturdular. Türkiye’nin yakın zamanda yaşadığı 17 Temmuz FETÖ darbesi gibi. Amerika’nın CIA ajanı Gülen bunun bariz örneğidir.

‘Peki ülkemizde ne kadar ajan var ve nasıl kendini kamufle emiştir?’ sorusu aklımıza gelebilir. Oysa yine canlı örneği karşımızda duruyor.

Filistin halkı katledilirken, ülkemizde yaşayan Filistinliler birkaç dolar karşılığında MOSSAD’a hizmet ettiklerini basından İçişleri Bakanın ağzından öğreniyoruz.

Ülkemizde halkın din duygularından yararlanarak içimize ajan sokan emperyalist güçler ve yerli uşakları süreci rahatlıkla kullanıyorlar.

Osmanlıdan bu yana bu süreç devam etmektedir….

Geçmiş tarihimize bir göz atalım….

19 Mart 1832 tarihinde Macaristan’da dünyaya gelen Armin Vambery, Yahudi bir aileye mensuptu.

Doğuştan bir rahatsızlık sonucu tek ayağı aksaktı. Vambery çocukluğundan itibaren neredeyse saplantı derecesinde Türklere ilgi duyuyordu.

Dile karşı yeteneğini çocuklukta keşfeden Vamberyl 15 yaşına geldiğinde Macarca, Latince, İbranice ve Almanca gibi dillerde uzmanlaşmıştı. Kısa süre sonra, Farsça, İtalyanca ve Rusça dillerini de kolayca öğrendi.

KOD ADI: Raşit Efendi’ydi.

Yaklaşık dört yıl İstanbul'da yaşayan Vambery, Türkçeyi kusursuz konuşup okuyabilecek derecede öğrendi. İstanbul'da kaldığı süre zarfında Reşit Efendi ismini kullanan Vambery, İslami konularda da kendisini bir din alimi gibi eğitti. Bir ‘Dil dahisi’ olan Vambery, Sultan Abdülmecit tarafından bu kabiliyetinden dolayı “İltifat-ı hümâyun” ile ödüllendirildi. Daha sonra İran’a geçen Vambery, bir derviş kılığında Hive, Semerkant ve Buhara gibi Türk vilayetlerini gezdi. Türkler hakkında topladığı bilgileri İngilizler’e iletmekten geri durmuyordu.

Hive hükümdarı Seyid Muhammed Han, kendisinin meziyetlerini öğrendiğinde Hive'nin en büyük İslam alimi ile münazara yapmasını istedi. Yahudi Vambery, bu münazarada İslam alimi yenerek hatırı sayılır bir şöhret kazandı. Nihayet bir Afgan molla, onun kafir olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini söyleyerek, ortalığı ayağa kaldırdı; ama topluluk Reşit Efendi'yi (Vambery) bulduğunda öylesine huşu içerisinde namaz kılıyordu ki topluluk Afgan mollayı kınayarak Vambery'den uzaklaştırdı.

Vambery, sara hastası iken yardım ettiği Afgan'ın onu az daha deşifre etmesini şu sözlerle nakleder: Eğer o adamı sara nöbetleri başladığında ben ona Bimzenştein 'm verdiği zehirlerden birisini verseydim çoktan öbür dünyaya giderdi. Fakat ben bunu yapmadım. O Hive'ye vardığımızda benim kâfir olduğumu ispatlamaya çalıştıysa da Hive Hanı ona inanmadı. Onu gök eşeğe ters bindirip Hive sokaklarında insanlara taşlattırdı.”

Vambery, İngilizler namına istihbarat toplamayı sürdürdü.  İstanbul günlerinde devrin pek çok önemli devlet adamıyla da yakınlık kurmuş ve onlardan aldığı bilgileri İngilizlere iletmişti. Mim Kemal Öke, II. Abdülharnid Devri ve İngiliz Ajanı Yahudi Varnbery: Saraydaki Casus adlı eserinde onun marifetlerini detaylıca anlatmıştır.

Semerkantlı yönetici Rahman Bi'ye ‘Onun casus olup olmadığını anlamadınız mı?’ diye sorulduğunda "sahte dervişin sırrını çözdüğünü, ama İslam teolojisi hakkındaki bilgisinden çok etkilendiği için bunu açıklamayı asla düşünmediğini" ifade edecekti.

Ülkemizde son birkaç yıl içinde bu kadar vakıf ve bu kadar Tarikat veya Cemaat’ mantar gibi ortaya çıkması hayra alamet değil….