Merhaba, Ağaçsız sokaklarda, betonla kaplanmış toprağın üzerinde evlere kapanmış bir halde yaşıyoruz. Aslında hayatımızın geri kalanından zaman çalarak yaşıyoruz desek daha doğru olur sanırım.
Dünyanın pek çok ülkesinden gelen turistleri ve ülkemizin dört bir yanından gelen vatandaşımızı elinden geldiğince ağırlamaya çalışan güzel kentimizde hava her geçen gün ısınıyor ve ısınacak. Suyumuz bitecek, elektrik olmayacak ve artık zamanla yaşanmaz bir hale gelecek Antalya. Öyle hemen değil tabii ki yavaş yavaş gelecek sıcak ölüm!
Avrupa ülkeleri klimasız yaşarken hatta klimaya çevresel faktörlerden dolayı karşı çıkarken 2026 yazında yaşadığı sıcak ölümleri yüzünden klimaya kullanmaya mecbur kaldı. Uzmanlar Avrupa ülkelerinde görülen bu sıcağın zamanla Akdeniz iklimine dönüşeceğini söylerken Akdeniz iklimi de çöl iklimine dönüşecek diyor. Kısacası Akdeniz ikliminde yaşayan bizler Antalya’nın bu sıcaklarında ne yapacağımızı bilemezken çöl sıcaklarında başımıza neler gelir inanın düşünmek bile istemiyorum.
Marmara’nın o keyifli havasında doğan biri olarak sıcak Antalya havasına alışmaya çalışırken neler çektim bir bilseniz. Tam o sıcaklara alıştım derken şimdi de çöl sıcağı ile baş etmeye çalışan yanımla önce vantilatörü bulan zekaya ve ardından klimayla tüm dünyayı serinleten dehaya hayranlığımı ve teşekkürlerimi iletmek isterim.
Elektrikli vantilatör, 1882 yılında Thomas Edison'un ekibinde de yer alan Amerikalı mühendis Schuyler Skaats Wheeler tarafından icat edilmiş. Kısacası Wheeler serinletme teknolojisinin temelini atmış. Ve ardından 1902 yılında Amerikalı mühendis Willis Haviland Carrier, New York'taki bir matbaada kâğıtların nem sebebiyle büzüşmesini önlemek için bu sistemi geliştirmiş, sonrasında ise ortamı serinleten bu buluşun patentini almış. Serinleme yolculuğunun bu iki mucidinin yanı sıra en doğal klima ise ağaçlandırma!
Aşırı göç ve aç gözlülük yüzünden sürekli inşaat yapmaya çalışan kötücül sistemlerin elinde korunması gereken ormanlar ne yazık ki bir gecede yanıp kül olduğundan sıcak her geçen gün hızla yükselmeye devam ediyor ve ne yazık ki edecek! Ormanlarımıza lütfen sözde değil, gerçekten sahip çıkalım.
Balkonunda çiçek bakmayan, ayakkabısına kum, toprak giriyor diye doğayı betonla sarıp sarmalayan, bir ev yetmediği için her yerde evler yaptıran bir avuç insan yüzünden acı çekerek yaşıyoruz. Bu yıl tatile nereye gitsem diyebilen insanlarla, evde klimanın altında elektrik parası ne kadar gelecek diye korku ve kaygıyla yaşayan insanların arasında sıkışıp kalmışız. Güneş kentinde hala güneş panellerini devreye sokmayan kötü bir sistemle halkın elektrik parasının yükü altında ezilmesini izleyen siyasiler cennetinde, bir cehennemin içine yavaş yavaş ilerliyoruz.
Ağacın bol olduğu kentlerle, ormanlık alanlarda sıcaklık değeri, beton yoğunluğuna bağlı olarak 2 ila 5 derece ya da 9 ila 10 dereceye kadar değişebilirken biz şehrin beton ekilmiş sokaklarında asfaltın erimesini izliyoruz. Dünyayı çok bilmesem de sanırım bu bizim insanımızın en sevdiği şey “ SEYRETMEK”
Hava sıcak, ağaç yok, insan çok…
Hava sıcak, elektriğe ve suya sürekli zam geliyor, Serinleme ve duş alma konusunda her geçen gün daha da zor günler yaşıyoruz.
Hava sıcak, sokak hayvanları susuz! Balkonunuza, kapının veya camın önüne koyacağınız bir kap su onlara evrenin bir hediyesi gibi gelecektir. İyilik ruhunuza iyi gelecektir.
Hava gerçekten çok sıcak ama ülkemizde siyasette çok sıcak. Ben siyasileri izlerken, dinlerken yoruluyorum. Sanırım siyasetin karanlığından nefret ettim artık. Dünyanın her yerinde koltuğa yapışmış yaşlı liderler ve sokaklara dökülmüş insanlar var, çözüm ne kimse bilmiyor, yaşlılar koltuğu bırakmıyor! Kafalar karışık, siyaset sıcak.
Hava sıcak, dünya sıcak, sorunlar sürekli hiç soğutulmadan sıcak servis edilirken bizlere ne zaman nerede ve nasıl nefes alacağız bu sıcakta bilmiyorum. Tek bildiğim tüm bu sevimsiz sıcaklara rağmen hayat devam ediyor…
Her değişime ayak uyduran doğanın bilgeliği ve Sanatın ışığında yeniden görüşene dek sağlıkla ve sevgiyle…