Bazen peş peşe yaşanan iki istifa, tek başına bir haber olmaktan çıkar ve insanın zihninde çok daha büyük soruların kapısını aralar.
Geçtiğimiz günlerde Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker'in görevinden ayrıldığını öğrendim. Ardından Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Erkan'ın da istifa ettiği haberi geldi. İlk hissettiğim şey üzüntüydü. Çünkü ben Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi mezunuyum. 1993 yılında üniversiteye başladığım günlerden bu yana fakülteyle bağım hiç kopmadı. Prof. Dr. Cengiz Toker'i öğrencilik yıllarımdan, hatta birlikte proje yürüttüğümüz dönemlerden tanıyorum. Prof. Dr. Mustafa Erkan da öğrencilik yıllarımızdan bu yana tanıdığımız, fakültenin gelişimi için emek veren akademisyenlerden biri.
Son yıllarda Ziraat Fakültesi önemli bir ivme yakalamıştı. Özel sektörle kurulan iş birlikleri, 7+1 eğitim modeli, fakültenin kamuoyunda daha görünür hale gelmesi ve öğrencilerin mesleğe daha donanımlı hazırlanmasına yönelik çalışmalar dikkat çekiyordu. Tam da böyle bir dönemde hem dekanın hem de rektör yardımcısının görevlerinden ayrılması ister istemez şu soruyu akla getiriyor:
Neden?
Bu sorunun cevabını bilmiyorum.
Kimseyi suçlamak gibi bir niyetim de yok.
Ancak kamuoyunda konuşulan bir konu var ki, üzerinde durulmayı hak ediyor.
İddialara göre Aksu'da bulunan, yaklaşık 1100 dönümlük üniversite uygulama arazisinin Teknokent'e devri gündemde.
Eğer doğruysa, bunun gerekçesi nedir?
Bu alan nasıl kullanılacaktır? Teknokent bu araziyi doğrudan mı kullanacaktır, yoksa farklı firmalara proje alanı olarak mı tahsis edecektir?
Ve en önemlisi...
Bu devir kararına karşı çıkanlar olduğu için mi bu görev değişiklikleri yaşandı?
Bunların hiçbirine bugün kesin cevap verebilecek durumda değiliz. Belki de bütün bu soruların cevabı "hayır"dır. Umarım da öyledir.
Ama unutulmaması gereken başka bir gerçek var.
Söz konusu olan yer, sıradan bir arazi değildir.
Aksu Ovası'nın en verimli topraklarından biridir. Yıllardır eğitim, araştırma ve üretim amacıyla kullanılan, öğrencilerin uygulama yaptığı, bilimsel çalışmaların yürütüldüğü çok kıymetli bir tarım alanıdır.
Bugün Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri gıda güvenliğidir. İklim krizi konuşuluyor, kuraklık konuşuluyor, üretim maliyetleri konuşuluyor. Böyle bir dönemde birinci sınıf tarım arazilerinin geleceğine ilişkin her kararın büyük bir hassasiyetle ele alınması gerekir.
Çünkü tarım toprağı kaybedildiğinde yerine yenisini koyamazsınız.
Bir bina yapabilirsiniz.
Bir yol açabilirsiniz.
Bir teknoloji merkezi de kurabilirsiniz.
Ama verimli tarım toprağını yeniden oluşturamazsınız. Bu nedenle üniversite yönetiminin ve ilgili kurumların kamuoyunda oluşan soru işaretlerini giderecek açık ve şeffaf bir açıklama yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü mesele yalnızca iki akademisyenin istifası değildir.
Mesele, tarımın geleceğidir.
Unutmayalım;
Beton yenmez.
Toprak ise, doğru korunduğu sürece geleceği besler.