E-Devlet'in milyonlarca işlemi birkaç dakikada çözdüğü bir dönemde, şehirlerde mahalle muhtarlıkları hala kamu kaynaklarını hak eden bir işleve sahip mi? Belki de artık tartışılması gereken konu muhtarlar değil, sistemin ta kendisi.

Var oldukları için sorgulanması mümkün olmayan kurumlardan biri: Muhtarlık...

Bir Allah'ın kulu kalkıp da yüksek sesle şunu sormuyor: 2026 yılında, e-Devlet'in hayatın merkezine yerleştiği bir dönemde, büyükşehirlerde mahalle muhtarlıklarının işlevi tam olarak nedir?

Köyleri bu tartışmanın dışında tutuyorum.

Çünkü köyde muhtar; devletin eli, kulağı ve vatandaşın ilk başvurduğu kişidir. Bunu inkar etmek haksızlık olur.

Ama konu İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ya olduğunda aynı cümleyi kurmak kolay değil.

Bu şehirlerde Belediye var. Kaymakamlık var. Valilik var. Nüfus müdürlüğü var. Sosyal Hizmet Merkezleri var. Üstelik vatandaşın yıllar önce muhtarlığa gitmek zorunda kaldığı işlemlerin tamamı artık birkaç dakikada e-Devlet üzerinden tamamlanabiliyor.

Peki: Şehirde mahalle muhtarı bugün tam olarak hangi boşluğu dolduruyor?

Kimse yanlış anlamasın...

Elbette fedakârca çalışan, mahallesindeki ihtiyaç sahiplerini takip eden, sosyal yardımlarda aktif rol alan muhtarlar var. Onların emeğini yok saymak doğru olmaz.

Ancak istisnalar, gerçeği değiştirmiyor.

Bugün birçok mahallede insanlar yıllardır muhtarlığın kapısından içeri girmiyor. Çünkü ihtiyaç duymuyor.

Buna rağmen sistem işlemeye devam ediyor.

Maaş ödeniyor. SGK primi ödeniyor. Hizmet binaları ayakta tutuluyor. Seçimler yapılıyor. İdari giderler karşılanıyor.

Üstelik bazı mahallelerde çocukların nefes aldığı parkların içine yapılan muhtarlık binaları, kamuya ait yeşil alanlardan da pay alıyor.

Tasarruf çağrılarının yapıldığı, kamu harcamalarının tek tek tartışıldığı bir dönemde bu tabloyu görmezden gelmek mümkün mü?

Belki de artık esas soru "Muhtarlık kaldırılsın mı?" değildir.

Asıl soru şudur:

Bugünkü haliyle bu sistem, harcanan kamu kaynağının karşılığını veriyor mu?

Eğer veriyorsa güçlendirilsin.

Vermiyorsa, kimsenin "Eskiden beri var" gerekçesinin arkasına sığınma lüksü olmamalı.

Çünkü devlet yönetiminde en büyük israf, artık ihtiyaç olmaktan çıkmış yapıları sadece alışkanlık uğruna yaşatmaktır.

Kamu yönetimi geleneklerle değil, ihtiyaçla, verimlilikle ve vatandaşın beklentileriyle şekillenmelidir.

Belki de artık cesaretle sorulması günün sorusu şu:

Şehirlerde muhtarlık sistemi gerçekten bir ihtiyaç mı, yoksa değişmesi gecikmiş bir alışkanlık mı?