Eskiden dürüst olmak normal bir insani durumdu. Tek tük ortaya çıkan dürüst olmayan insanlar, toplum tarafından kınanır ve dışlanırdı. Zaman geçtikçe değer yargıları değişmeye başladı. Dürüst davranmak sorgulanır oldu. Çevredeki dürüst davranmayan insanların sayısı da etkisi de her geçen gün arttı.
Herkese karşı dürüst davranmayı ilke edinmiş insanlar, sırf bu dürüstlüklerinden dolayı zarar görmeye başladılar. Karşısındakini de kendisi gibi bildiklerinden kişisel bilgilerini, yaptıklarını ve niyetlerini açıkça söylediler; hiçbir şey saklama gereği duymadılar. Ancak onların dürüstçe paylaştığı bu bilgilerle sahtekâr planlar yapıldı. O güzelim insanların malı, mülkü ve parası talan edildi.
Örneği çok… Çevremize şöyle bir bakarsak ya kendi başımıza ya da bir yakınımızın başına benzer bir olayın geldiğini görürüz. Söz gelimi biri, arkadaşına babasının emekli olduğunu ve emekli ikramiyesini nereye yatıracaklarına henüz karar veremediklerini söyler. Bu dürüstçe sohbet bir kahvehanede geçmiştir. Ertesi gün biri gelir, babasından borç para ister; bir diğeri emekli ikramiyesiyle ortak iş kurma teklifinde bulunur. Bir başkası ise eve girip o ikramiyeyi çalar. Yanlış yerde, yanlış insanlara karşı kurulan birkaç dürüstçe cümle işte böyle üzücü sonuçlara yol açar.
Bir başka örnekte ise adamın biri ayakkabı mağazasında kaliteli ayakkabılar alıp satıyordur. Kârını makul düzeyde tutuyor, müşterisine dürüstçe davranıyor, vergilerini tam ödüyor ve kendi yağında kavruluyordur. Bir gün tam karşısına yeni bir ayakkabıcı açılır. Her gün yeni ayakkabılar gelmekte, fiyatlar düşürülmekte, vergi verilmemekte ve fatura kesilmemektedir. Derken bütün müşteriler o tarafa kayar. Dürüst ayakkabıcı ise vergilerini ve dükkân kirasını ödeyemeyecek duruma düşer. İflas kaçınılmazdır.
Böylece zamanla dürüst olanlar dezavantajlı konuma düştüler. Bunu gören yeni nesil de dürüst olmaya gerek kalmadığına karar verdi. Zamanla ülkede dürüst insana yaşama hakkı tanınmaz oldu. Onlar kendi kabuklarına çekilirken meydan sahtekârlara kaldı.
Sattığı süte su katan sütçü sayısı birken bin oldu. Balı arısız yaptılar; düzgün bal satanın kazancı eridi. Hurdayı boyayıp süsleyerek lüks araba diye sattılar. Şişman müteahhitler tek bir daireyi beş kişiye pazarladı, davalar yıllarca sürdü. Meslekler güvenilirliğini yitirdi ve sahtekârlık salgın bir hastalık gibi yayıldı.
Artık eskinin dürüstleri, şimdinin dikkatlileriydi. "Az dolandırılalım, biraz çarpılalım, ucuz kurtulalım" gibi düşünceler doğdu.
Arada profesyoneller piyasaya girdikçe dikkat, tedbir falan dinlemediler. Bir bakmışsınız sahte bir ekonomi profesörü, özel finans dersi veriyor, hem de yatırım tüyosuyla birlikte! Bir bakmışsınız sahte polis, sahte savcı arıyor; "Sizi teröristlerden kurtaracağım" diye… Sahte doktorlar sizi muayene ediyor, ameliyata alıyor; böbreğinizi, dalağınızı çalıyor. Eldekiler gittikten sonra da o paraları kurtaracağız vaadiyle ikinci katman dolandırıcılar dadanıyor. Bu profesyonellerin karşısında dürüst insanın pek bir şansı yoktur. Çünkü arka plandan telsiz sesleri, ekip sirenleri duyuluyor; konuşmalar inandırıcı; yapay zekâlı görseller, sahte siteler, asılsız haberler ve ikna teknikleri dürüst insanın üstüne boca ediliyor. Zor tabii…
Yıllardır gittiğin lokantada at eti, domuz eti yediğini yıllar sonra öğreniyorsun.
Artık bu iş tam bir sarmala dönüşmüş durumda: Kasap bakkalı, bakkal manavı, manav otelciyi, otelci kamyoncuyu, kamyoncu benzinciyi, memur işçiyi, işçi çiftçiyi bir şekilde dolandırmak istiyor. O senin babanı, sen onun annesini, senin baban onun dayısını… Herkes birbirini kısır bir döngü halinde dolandırıyor.
Enflasyon almış başını gitmiş, toplumca fiyat algısını kaybetmişiz. Marketler, zincir mağazalar, ünlü markalar, büyük üreticiler, dev gibi bankalar kitabına uydurarak tırtıklıyor paralarımızı.
‘Eskiden’ diye başladık ya, öyle devam edelim: Eskiden ayağımızı yorganımıza göre uzatır, kendi yağımızla kavrulurduk. Değerlerimiz vardı. Şimdilerde o değerlerin çoğu taca çıktı. Birkaç yılda bir ortaya çıkan büyük bir dolandırıcılık veya yolsuzluk bütün ülkenin gündemi olurdu; günlerce konuşulur, hayret edilirdi. Boğaziçi Köprüsü'nü gelene geçene satan Sülün Osman, ses ve kılık değiştirerek iş insanlarını ve devlet görevlilerini dolandıran Parsadan gibi örnekler vardı. Çoğunlukla da bir sonucu olurdu bu işlerin: Adı geçen ya yurt dışına kaçar ya cezaevine girer ya da şüpheli bir şekilde yaşamını yitirirdi. "Su testisi su yolunda kırılır" deyip gündelik yaşamımıza dönerdik.
Dürüstler kabuğuna çekilip baskın değerlerimizi kaybettikten sonra bu "ye kürküm ye" işlerini artık ne takip edebiliyoruz ne de faillerin isimlerini hatırlayabiliyoruz. Sadece dönen para miktarlarının akıl almaz boyutlarda olduğunu görüyor, bunun buzdağının yalnızca görünen yüzü olduğunu da içten içe biliyoruz. Bu zengin topraklarda bizler fakirleşirken birileri binlercemizi satın alacak kadar para yığıyor. Doymadan, hunharca emiyor ülkenin kaynaklarını… Yedi sülalesine yedi bin yıl yetecek kadar belki... Doymuyorlar. Doymamaktan da öte, masumiyeti ve dürüstlüğü öldürerek toplumun değerlerini bozuyorlar; topluma güvensizlik, tükenmişlik ve umutsuzluk virüsü yayıyorlar.
Bir gün kızgın bir genç çıkıp diyor ki: "Benden dürüstlük mü bekliyorsun? Sana karşı neden dürüst olayım ki, dürüstlüğümü hak etmek için ne yaptın?" Öyle ya...
Milenyumun ilk çeyreğini bir geçe; fiyat algısını kaybetmiş, etik değerlerini bir kenara bırakmış insanların doğal davranışı haline gelen "Kısa yoldan karşıya geçelim de bari canımızı kurtaralım" duygusu hakim. "Borsaya gireyim, tüyo alayım, seneye zenginim. Fona gireyim, onlar gibi hemen milyonlara kavuşayım. Bahis sitelerine gireyim, bire bin veriyorlar. Koinlere para yatırayım, orada zengin olanlar var. Sanal kumarhanelerde 21 oynayayım, orada işi çözeyim. Olmazsa o mafya babasının peşinden gideyim, şu tarikata gireyim, şu çeteyle birlikte yürüyeyim…"
Olmaz kardeşim, olmaz. Bu işlerin hepsi hayal, hepsi kumar. Hem de varoluşunu, insanlığını, onurunu, canını ve umudunu masaya sürdüğün bir kumar… Senin temel yanılgın; milyonlarca kişinin, milyonlarca işlemin içinden tesadüfen başarılı olmuş birkaç kişiyi görmen. Milyonlarca kaybedeni görmek istemiyorsun. Kumarda sürdürülebilir kazanç yoktur, daima kasa kazanır. Bunu asla unutma.
Sana akıl verecek değilim; doğruyu ve çıkış yolunu kendin bulacaksın eninde sonunda. Kısa yoldan zengin olmak için harcayacağın enerji, alacağın risk ve gözden çıkaracakların öyle hafife alınacak bedeller değil.
Dürüstlüğün gözden kaybolması, onun yok olduğu anlamına gelmez. Tarih boyunca böyle dönemler birçok toplumda yaşanmış ve bitmiştir. İnsanlar akılla, iyi niyetle, bilimle, etikle ve liyakatli yöneticiler seçerek bir şekilde çıkış yolunu bulmuşlardır.
Hem bireysel hem de toplumsal çıkış yollarını en kısa zamanda bulmak umuduyla, iyi bir hafta sonu geçirmenizi dilerim.