İnsan zihni sorunları çözmek ve olayları anlamlandırmak için mümkün olduğunca hızlı ve kolay yolları seçme eğilimindedir. Bu kestirme yollar çoğu zaman işe yarasa da bazen bizi sistematik hatalara sürükler.

Diyelim ki arkadaşlarınızla sinemaya gittiniz. Biletler alındı, film başladı. Yirmi dakika sonra filmin kötü olduğunu ve devam etmek istemediğinizi fark ettiniz. Mantıklı olan sinemadan çıkıp kalan zamanınızı daha iyi değerlendirmektir.

Ama zihniniz itiraz eder:

“Bilete bu kadar para verdin, artık sonuna kadar otur.”

Geri alamayacağınız parayı gerekçe göstererek henüz kaybetmediğiniz zamanınızı da feda etmeniz bir yanılgıdır. Buna batık maliyet yanılgısı deniyor. Harcanmış kaynakları kurtarmak için yanlış karara devam etmek... Bu, zihnimizin karar verirken kullandığı birçok bilişsel kestirmeden yalnızca biridir.

Tanıdığımız birinin tek bir olumlu özelliğinden hareketle diğer özelliklerini de olumlu kabul ettiğimiz için büyük hayal kırıklıkları yaşamayanımız yoktur. Dost kazıkları... Bu davranışımızın nedeni önemli bir bias olan ‘Halo etkisi’dir. Tek bir olumsuz özelliği bütün kişiliğine genelleyerek ne iyi dostları da ‘Horn etkisi’ yüzünden kaybetmişizdir. Karizmatik birini otomatik olarak daha zeki veya güvenilir sanmak buna iyi bir örnektir.

İnandığımız düşünceyi destekleyen bilgileri fark etmeye, aksi yöndeki kanıtları ise küçümsemeye eğilimliyiz. Birini “güvenilmez” olarak etiketlediğimizde, sözünü tuttuğu birçok olayı görmezden gelip tek bir hatasını yargımızın kanıtı sayabiliriz. Çünkü ‘Doğrulama Yanlılığı’ içindeyiz.

Mağazada alışveriş yapacaksınız. Etiketin üzerindeki 2.000 liranın üzeri çizilmiş ve 1.500 lira yazılmış. Güzel bir indirim var. Bu ürünün gerçek fiyatını hiç düşünmeden, araştırmadan hemen bundan yararlanmak istersiniz. Karşılaştığınız ilk bilgi, sonraki değerlendirmelerinizi etkiledi. Belki de o ürün zaten 1.500 liraydı. Zihnimizin kısa yoldan bizi alışverişe yönelttiği bu duruma da ‘Çapa etkisi’ deniyor.

‘Dunning-Kruger etkisi’ hakkında daha önce yazmıştım. Bir konuda sınırlı bilgiye sahip olmak, bazen kişinin kendi yeterliliğini olduğundan yüksek değerlendirmesine yol açabilir. Bilgi arttıkça konunun aslında ne kadar karmaşık olduğu da daha görünür hale gelir. Cahil cesareti terimi bu konuyla ilgilidir.

Bütün bunlar çok çabuk hata yapmamızı sağlayan günlük yaşamımızın zihinsel tuzaklarıdır. Beynimizin aceleciliği, tembelliği, alışkanlıkları yeterli değerlendirme yapmadan verilen hızlı kararlarla bizi tuzaklara çeker.

Asıl mesele, bilişsel yanlılıkların yalnızca hatalı karar vermemize değil, hata yaptığımızı fark etmememize de yol açabilmesidir. Bazen gördüğümüze inanmaktan çok, inandığımız şeyleri görmeye başlarız.

Peki, kendini mantıklı ve tarafsız gören insan zihni neden bu kadar kolay yanılır?

Burada karşımıza çıkan kavram BIAS. Çoğu zaman uzmanların ağzından ağdalı bir şekilde “bayas” diye duyduğunuz sözcük. Bias, zihnin bilgiyi değerlendirirken sistematik biçimde belirli bir yöne sapmasıdır. Bu bir kusurdan çok, yoğun bilgi akışı içinde hızlı karar verebilmemizi sağlayan zihinsel kısa yolların sonucudur.

Bias sözcüğü Türkçede alana bağlı olarak önyargı, yanılgı, yanlılık, taraf tutma veya eğilim anlamlarında kullanılıyor.

Konu daha önce sosyoloji literatürüne William Graham Sumner’ın 1906 yılında yazdığı eserle kazandırılmıştı: Cultural Bias. Kültürel Yanlılık diye tanımlayabiliriz.

1960'larda İngiliz psikolog Peter Wason tarafından en popüler önyargı türlerinden biri olan “Confirmation Bias” ortaya atılmıştı. Buna Doğrulama Yanlılığı diyoruz.

Psikoloji ve sosyoloji dışında matematikçiler de bu alanda çalışmışlar; Jerzy Neyman ve Egon Pearson tarafından 30’lu yıllarda “Statistical Bias” terimi kullanılmıştır. İstatistiksel Yanlılık. İstatistikteki "ortalama sapma/yanlılık" (mean bias) kavramı da bu kapsamda değerlendirilir.

Bias terimini psikoloji literatürüne 1970'lerde Nobel ödüllü Psikolog Daniel Kahneman ve Bilişsel Psikolog Amos Tversky insanların mantıklı kararlardan nasıl sistematik olarak saptığını açıklamak için “Cognitive Bias” şeklinde ortaya atmışlardır. Bu Bilişsel Önyargıdır.

Bias sözcüğünün kökenine baktığımızda; eski Fransızca geometri terimi olan ve "eğik, yatay, açılı kesim" anlamına gelen "biais" sözcüğünden türetildiğini görüyoruz. İngilizcede 16. yüzyılın ortalarından itibaren özellikle kumaşların çapraz kesimini veya lobut oyunlarında topun eğik rotasını tanımlamak için kullanılmaya başlamıştır.

Sözcük, zamanla "fiziksel sapma ve eğim" anlamı, zihinsel bir eğilimi veya "bir tarafa meyil etmeyi/önyargıyı" tanımlamak için mecazi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Biz işin bilişsel tarafına ve çözümlere bakacağız. Bunun için Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin çalışmalarından hareketle karar süreçlerimizi iki temel düşünme biçimi üzerinden ele alabiliriz:

Sistem 1 ve Sistem 2, Daniel Kahneman ve Amos Tversky’nin davranışsal ekonomi ve bilişsel psikolojiye kazandırdığı, beynimizin karar alma mekanizmalarını açıklayan iki farklı düşünme modudur. Bilişsel önyargılarla (bias) baş etme konusunda bu iki sistem taban tabana zıt roller üstlenir: Sistem 1 önyargıları üreten ana kaynaktır; Sistem 2 ise bu önyargıları fark edip denetleyen ve düzelten kontrol mekanizmasıdır.

Sistem 1, evrimsel olarak hayatta kalmamızı sağlayan bir mekanizmadır. Anlık tehlikeler karşısında hızlı karar vermemiz gerektiğinde devreye girer. Ancak karmaşık modern dünyada bu hız, hata yapmasına neden olur. Sistem 1 önyargılarla mücadele etmez; aksine, zihinsel kısa yollar kullanarak önyargılara zemin hazırlar. Zor soruları kolay sorulara çevirir, eldeki eksik verilerden hızlıca tutarlı bir hikaye yazar ve doğrulama önyargısına yol açar.

Sistem 2, mantıksal analiz, matematiksel hesaplama ve eleştirel düşünme merkezimizdir. Önyargılarla baş etmenin ve onları etkisiz hale getirmenin tek gerçek aracıdır. Sistem 1'in ürettiği otomatik tepkileri ve sezgisel kararları durdurup inceler. "Bu karar rasyonel mi?", "Elimde yeterli veri var mı?" gibi sorular sorarak Sistem 1'in yaptığı hataları düzeltir. Alışılmadık veya karmaşık bir durumla karşılaşıldığında kontrolü tamamen ele alır ve önyargılı kararların önüne geçer.

Bizler bireyler olarak, çoğu zaman bizi pişman eden, küçük düşüren, hatalara sürükleyen ve sevdiklerimizi kaybetmemize neden olan bu bilişsel önyargılarımızdan nasıl kurtulabiliriz? Asıl soru bu.

Düşüncenizi sorgulayın: “Bu sonuca hangi kanıta dayanarak ulaşıyorum?”

Yavaşlayın. Özellikle önemli kararları aceleye getirmeyin. Kısa bir duraklama bile otomatik tepkinin yerine daha bilinçli düşünmeyi koyabilir.

Tersini düşünün: “Ya tam tersi doğruysa?”

Kendinize dışarıdan bakın: “Aynı durumda bir arkadaşım olsaydı ona ne önerirdim?” sorusu, duygusal etkiden bir miktar uzaklaşıp daha dengeli düşünmemize yardımcı olabilir.

Bias konusu çok önemlidir. Biraz dikkatli bakarsanız kendinizin ve yakınlarınızın yaşamını çok fazla etkilediğini görebilirsiniz. Gündelik yaşamda en fazla zaman kaybettiren ve çatışma yaratan olayların ve buna neden olan davranışlarımızın kaynağının bilişsel önyargılarımız olduğunu kabul etmekle iyileşmeye başlayabiliriz. Bu, öncelikle kendimizi tanımaya dönük güçlü adımlardan biri olacaktır. Sonrası gelir, merak etmeyin.