Antalya Manavgat’ta intihar girişiminde bulunan bir kadın son anda kurtarıldı. Olay yerinden yükselen "Bu kadar adam boşa bekledi" "yazıklar olsun senin gibi karıya, ben olsaydım şimdiye atlamıştım lan oradan" yükselen bu sözler, insan hayatının ne kadar ucuzladığını bir kez daha gösterdi.
Antalya Manavgat’ta polis intihar girişiminde bulunan bir kadına son anda müdahale etti, bir hayat kurtarıldı.
Harika bir zamanlamaydı.
Devlet görevini yaptı. Ama kaldırımın kenarında duran bir avuç kalabalık, devleti de toplumu da yerle bir etti. Utandırdı. Yerin dibine soktu.
Çünkü o kalabalıktan yükselen ses, sadece bir utanç cümlesi değildi; yıllardır büyütülen, normalleştirilen, cesaretlendirilen bir zihniyetin dışa vurumuydu.
İnsan hayatını “boşa geçen zaman ”la ölçen, ölümü bir performans beklentisine indirgeyen bu anlayış tesadüf değil.
Bu, yıllardır yukarıdan aşağıya pompalanan bir hoyratlığın, bir cezasızlık kültürünün, bir “acıya tahammülsüzlük” siyasetinin sonucudur.
Bu ülkede yoksulluk kader deniyor.
Şiddet münferit deniyor.
İntiharlar görmezden geliniyor.
Ruh sağlığı hâlâ lüks sayılıyor.
Kadınlar her gün ya öldürülüyor ya da yaşamaktan vazgeçme noktasına sürükleniyor. Sonra biri hayata tutunmaya çalıştığında, toplumun bir kısmı bundan rahatsız oluyor.
Neden?
Çünkü yaşadığımız ortamda acı, hızlı tüketilmesi gereken bir şey.
Çünkü empati “zayıflık”, merhamet “gereksiz hassasiyet” olarak kodlandı.
Çünkü bağıran, aşağılayan, ezen kazanıyor; susan, düşünen, anlamaya çalışan kaybediyor.
Olay yerindeki vicdan sahibi polis, bir hayat kurtardı. Ama kalabalık, bu ülkenin vicdanını kaybettiğini bir kez daha ilan etti.
Sevgili dostlar: asıl tehlike işte tam da bura da: kaldırımdan yükselen bu sözler artık fısıldanmıyor.
Marifetmiş gibi yüksek bir sesle, rahatça, utanmadan söylenebiliyor.
Neden: çünkü kimse bedel ödemiyor.
Siyaset sadece kürsüde yapılmaz. Siyaset, sokağın dilinde yapılır.
Ve bugün sokağın dili sert, acımasız ve tehlikeli. İnsan hayatını değersizleştiren bu dil değişmeden; ne kadın cinayetleri biter, ne intiharlar azalır, ne de bu ülke “normalleşir”.
Bir kadının yaşayıp yaşamaması üzerinden hoyratça konuşabilen bir toplumda sorun o kadın değildir.
Sorun, o toplumu bu hale getiren sistemdir.
Şimdi sormak lazım: insan hayatını bu kadar ucuzlatan bu anlayış, kimi koruyor?
Bana göre kesinlikle insanı değil.