Onca depremle yıkıldık, onca felaketler gördük, seller oldu, maden faciaları, otel yangınları, orman yangınları, heyelanlar oldu, çığ düştü, teröristler onca canları aldılar, kadın cinayetleri, çocuk istismarları…
Kaç türkü yaptınız?
Kaç ağıt yaktınız?
Kaç anıt diktiniz?
Farkında mı değilsiniz?
Unutmak mı istiyorsunuz acıları?
Vurulduk ve unuttuk. Yıkıldık ve unuttuk. Yakıldık ve yine unuttuk. Diri diri toprağa gömüldük ve unuttuk. Yine unuttuk, yine unuttuk.
Balık hafızalı bir toplum mu olduk?
Acıları yüreklerde kalsa da; ihmallerin ve liyakatsizliklerin neden olduğu yıkımlar çabuk unutulur bizim toplumumuzda.
Ağıt, türkü, anıt yapmazsanız çok daha fazlasını yaşarsınız.
Hafife almayın şu önerileri: BOnbinlerce insanın canını kaybettiği bir depremin tam da merkez üssüne dev bir anıt yapmalı. Her geçen o anıtı görmeli, saniyeler de sürse bu konuda düşünmeli. Konuşmalı, yazmalı, çizmeli.
Soma’da 301 madenciyi unutmamalısınız. Yakılan ağıtlar kulaklarda çınlamalı Anadolu’nun her köşesinde.
Onlarca çocuğun taciz edildiği sözde kurumların tam karşısına dev masumiyet anıtları dikmelisiniz. Herkes görmeli, unutmamalı.
Balık hafızalı mitinin ardına saklanarak hiç bir yere varamazsınız.
Birçok balığın hafızası haftalar, aylar hatta yıllar sürer. Ama siz bunu bilmezsiniz. Bilseniz de işinize gelmez. Öyle mi? Japon balıkları kadar da mı olamayacaksınız?
‘Balık hafızalı’ sözünü çabuk unutma anlamında söyleriz. Oysa biyoloji öyle söylemiyor. Balıkların da hafife alınamayacak düzeyde hafızaları vardır.
Çünkü yaşamın onlar için denizlerin dibinde diktiği anıtlar vardır. Dalgaların, gelgitlerin ve yırtıcıların çıkardığı seslerle bestelenmiş türküler ve ağıtlar yankılanır durur derinlerde.
Ormanlar da, çöller de, nehirler ve yüce dağların zirleleri de doğal anıtlarla doludur. Oralardaki türküleri ve ağıtları her duyarlı kulak duyar ve her keskin göz görür.
Onlar aslında fırtınalı denizde rastladığınızda içinizi ferahlatan deniz fenerleri; bozkırda uzun yolculuğunuzda yorgun ve bitkin düşmüşken yiyeceğiniz, suyunuz ve umudunuz tükendiğinde ulaşmaya çalıştığınız kervansaraylardır. Yalnız ve çaresiz durumlarda dostlarınızın sizi bulmaları için ateşlediğiniz işaret fişekleri; yönünüzü kaybettiğinizde bulutların ardından görünerek size göz kırpan kutup yıldızıdır.
Bu topraklar tarih boyunca acılar biriktirmiştir. Defalarca vurulup düşse de yine ayağa kalkmayı bilmiş insanların yurdudur Anadolu. Zorlu yolculukların sonunda bugünlere kadar anıtlar ve türkülerle gelebilmiştir.
Durmayın, ağıt yakın her olayda. Taştan anıtlar dikin acılar binlerce yıl hatırlansın, bilinsin diye. Türküler söyleyin kulaktan kulağa kuşaklar boyu aktarılsın diye.
Ders olsun bugünümüze, yön versin yarınlarımıza.
Kentlere kimlik kazandırsın, insanlara birlik ve dirlik getirsin yaptıklarınız.
Yaşam zorlu bir deneyimdir. İnsanların ve toplumların başına her şey gelebilir. Çabuk unutursa aynı şey tekrarlanır durur. Unutmazsa biri çıkar bir çözüm bulur. Bir iyi bir şey yapar. Biri önlem alır. Acılar azalır, mutluluklar çoğalır.
İyi ya da kötü… Tüm olayların ve insanların, bize ne yapıp ne yapmadıklarını her an hatırlamak için; onları anlayıp daha mutlu bir gelecek yaratmak için; hafızayı taze tutmak için anıtlar dikin, ağıtlar yakın, türküler söyleyin. Ne duruyorsunuz? Haydi…